|
|
Üç yüzyılı gören Türk şirketleri
Ali Muhittin Hacı Bekir, Sabuncakis, Osmanlı Bankası, Güllüoğlu ve Kurukahveci Mehmet Efendi üç yüzyılı birden geride bıraktılar
Yeni bir binyıla adım atmanın heyecanını yaşadığımız şu günlerde, Ali Muhittin Hacı Bekir'den, Sabuncakis'e, Kurukahveci Mehmet Efendi'den, Güllüoğlu'na sayıları iki elin parmaklarını bulmayan şirketler, üç yüzyılı geride bırakmanın haklı gururunu yaşıyorlar. Onlar, 1800'lerde kuruldular, 1900'lerde büyüdüler. İşte size, sarayın şekercibaşısından, Atatürk'ün çiçekçisine yüzyılı geride bırakan şirketlerin öyküsü...
Hacı Bekir: İki Asrı devirdi
Konumuz bir asrı geride bırakanlar, ama aralarında öyle bir isim var ki tam 222 yıllık bir geçmişe sahip. Türk lokumunu dünyaya tanıtan Ali Muhiddin Hacı Bekir. 1777 yılında Kastamonu'dan İstanbul'a gelen Şekerci Bekir Efendi, Bahçekapı'da açtığı küçük dükkan kısa zamanda ünleniyor. Hatta 18. yüzyılda ürettiği lokumları İngiltere'ye götüren turistler sayesinde "Turkish Delight" adını dünyaya tanıtıyor, uluslarararası şekercilik literatürüne giriyor. Şekerci Bekir'in bu başarısı zamanın padişahı tarafından "sarayın şekercibaşısı" seçiliyor.
Halen 222 yıldır aynı hizmeti gören yegane dükkan ünvanına sahip olan bu yerde gelenekler değişmiyor. Hâlâ müşteri yelpazesi en zengininden en fakirine dek uzanıyor. Dükkandan para vermeyi unutarak ayrılan Habeşistan Kralı'na "Kral da olsanız parası lütfen" diye karşı çıkan bir geleneği var Hacı Bekir'in. Belki de bu sayede iki asrı aşkın bir süre ayakta durabiliyor. Bugün şirketin başında bulunan damat Doğan Şahin bu geleneği "müdebbir tüccarlık" olarak adlandırıyor. Yani tedbirli yaşayan, parası kadar iş yapan bir kurum olduklarını söylüyor. Şahin, şirketin iki yüzyılı aşan geleneğini şöyle anlatıyor:
"Alışkanlıklar değişiyor. Bu yıl Ramazan'ın ilk günündeki şeker zammını hiç sevmedik. 43 senedir Ramazan'da şekere hiç zam yapılmazdı. İngiltere Kraliçesi de bizden alışveriş yaptı. Sokaktaki insan da. Biz herkese hitap etmek zorundayız. Aldığımız esnaf terbiyesi de bu. Çok zaman enflasyonun peşinden koşuyor, önüne çıkamıyoruz. Zaten zor bir yıl geçirdik. Eskiden öyle kuyruklar olurdu ki, müşterinin önünde lokum kesilirdi. Kuyrukları sokağa taşardı.
Bugün günde 5-6 ton şeker, badem ezmesi, tahin helvası, akide şekeri ve lokum üretiyoruz. Üretimimizin yüzde 20-25'ini ihraç ediyoruz."
Kurukahveci Mehmet Efendi'nin sırrı
Eminönü'nde Mısır Çarşısı'nın Tahtakale'ye açılan kapısına bakan Kurukahveci Mehmet Efendi'ye varmadan kahvenin mis gibi kokusu çeker sizi. Önünde her daim, 100 gram taze kahve almak isteyenlerin uzun kuyruklar oluşturduğu üç katlı tarihi bina, 1871 yılından bu yana ayakta. Yani, 129 yıl önce Kurukahveci Mehmet Efendi Mahdumları Şirketi'nin kuruluşundan beri.
Aslında Türkiye'de kahvecilik neredeyse Kurukahveci Mehmet Efendi ile meslek oldu. 19. yüzyılın ikinci yarısında Mehmet Efendi'nin babası Hasan Efendi baharatçılık ve salepçilikle uğraşıyordu. O güne kadar kahve çiğ çekirdek olarak satılıyor, halk kendi kahvesini evinde kavurup öğütüyordu. Mehmet Efendi, kahveyi kavurup öğüterek bu geleneği değiştirdi.
Kurukahveciliği meslek haline getiren Mehmet Efendi 1931'de ölünce, işi oğulları Hasan, Hulusi ve Ahmet Rıza sürdürmeye başlıyor. Ahmet Rıza Bey, müesseseyi çağdaş hale getirmek için tanıtım ve reklama önem veriyor. 1937'de bugün hala kuruluşun amblemi olarak kullanılan deseni çizdiriyor. Özel arabalarla yurtiçine kahve dağıtımı yapıyor.
Bugün Mehmet Efendi'nin bıraktığı yerden torunları Hulusi ve Mehmet Beyler devam ediyor. Genç kuşak Kurukahveciler, Eminönü ve Bomonti'de kurdukları modern tesislerde 250 gramlık teneke kutu ambalajlı veya 100 gramlık folyo paketlerde kahve hazırlayarak iç piyasaya sunuyorlar. Ayrıca, Amerika'dan Yeni Zelanda'ya 25'in üstünde ülkeye ihracat yapıyorlar.
Bugün işin başında bulunan Mehmet ve Hulusi Kardeşler, hâlâ dedelerinin geleneklerine sadıklar. Ahmet Rıza'nın kullandığı feragat, fedakarlık, mazbut bir yaşam gibi değerleri hala sahipleniyorlar. Hulusi Kurukahveci, babasının "Burası benim mabedimdir" dediğini hatırlatıyor ve sıkıntılı dönemler de atlattıklarını belirterek, şöyle konuşuyor.
"Kahve olduğu zaman hiç sıkıntı yok. Kahvesizlik dönemleri 1955-60 arası ile, 1978-83 arası. İlk dönem dövizsizlik yüzünden hiç kahve satamadık, cepten yedik. Bu dönemde biz kahveciliği sürdürmeye çalışırken, diğer kahveciler dükkanlarını "kırkanbar" türü her çeşit mal satar hale getirdiler. O ara Eminönü'nde bir istimlak oldu. Bu yüzden 1957'de Bomonti'de bir yer açtık. Kahvesizlik döneminde o dükkanı kiraya verip getirdiği iratla son derece kısıtlı bütçelerle ayakta kaldık. Çünkü bu bizim mesleğimiz, bize veraset yoluyla ödev olmuş. Bu mirası taşıyan ve 40-50 yıldır bizimle çalışan ustalarımız var."
|
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|