  
Eski bir millennium yazısı 2
Ama yine de biz her şeyiz. Yaşadığımız, umutlandığımız, düş kurduğumuz, direndiğimiz ve zamanı tasarladığımız için bütün bir evreniz. Evrenin ta kendisiyiz.
Öyle bir kozmik derinlik ki bu içinde, hâlâ dönmekte olan Mevlana'yı, Hallac-ı Mansur'u, Eflatun'u, Bergson'u, diyalektik evren anlayışını, bütün mistik inanışları, masalları, mitolojiyi görebiliyoruz.
Zaman boyutunu kavrayışımız geliştikçe, zamanı daha küçük birimlere bölmeye çalışıyoruz.
Eskiden saat yoktu, güneş vardı. Sonra kum ve gölge saatleri, sonra sadece akrepli saatler, daha sonra dakikaları da gösteren yelkovanlı, derken saniyeli, saliseli, kronometreli dijital saatler geliştirdik.
ZAMAN VAR MI?
Aslında zaman var mı?
Marquez'in "Yüzyıllık Yalnızlık" romanında, Albay Buendia günü sorar. Çarşamba diye cevap verirler. Albay da, dün ile bugün arasında bir fark olmadığını söyler; öyleyse dün de çarşambaydı, yarın da çarşamba...
Zaman, insanoğlunun gizemli bir inancı. İstanbul Salı günü düştüğü için o günün uğursuz sayılması ve "Salı sallanır!" inancı, İstanbul'u fethedenlerde de sürüp gidiyor. Oysa bütün zaman birimleri ve bölünmeler bizim kafamızda. Yeryüzünden insanlık yok olsa böyle birimler de yok olur.
ZAMAN VE DEĞİŞİM
Her çağ, her dönem, kendine ait yeni heyecanlar, yeni dinamikler yaratıyor. Her yeni felsefe ve dünyaya her yeni bakış, daha güzel ve daha adil bir yaşama duyulan özlemi anlatan bir çığlık.
Böyle bir zaman perspektifinden bakınca, düşünceler değişir, tabular yıkılır, değer yargıları tümden yok olur, ideolojiler eskir, yerini yeni öğretiler alır. İnsanlığın halleridir bunlar.
Zaman boyutunda düşünmekle tek bağdaşmayan; bağnazlıktır, saplantıdır. Yöntemler değişir.
Değişmeyen ve değişmeyecek olan şey; insanın yaşama olan susuzluğu, doğaya ve başka insanlara duyduğu sevgi, hayranlık ve adalet duygusudur: Ölüm korkuları, zayıflıkları ve "insana yabancı olmayan" her türlü davranışıyla...
KUTLAMA
Neyse biz yine millenniuma dönelim.
Sevgili dostlar, sevgili düşmanlar, hizipçiler, sağcılar, solcular, borsacılar, yargıçlar, mahkumlar, gazeteciler, sanatçılar, eleştirmenler, kutsal ittifakçılar, liberaller, enternasyonalistler, yeni kurulan partiler, kapanmak üzere olan partiler, başbakanlar, Türkler, Kürtler, Lazlar, Çerkezler, diskocular, Beşiktaşlılar, Fenerbahçeliler, Galatasaraylılar, maçlarda bağıranlar, fanatikler, bankerler, sevdalılar, kahramanlar, dönekler...
Millenniumunuz kutlu olsun!
18 Mart 1990, Sabah Gazetesi
|