Adam yoksuldu, çaresizdi, işsizdi. Kente "bir liderin... Üstelik koalisyon ortağı bir liderin" geleceğini duyunca...
"Derdini... Talebini" kağıda döktü.
Katladı, zarfa koydu.
Ve Mesut Yılmaz'ı beklemeye başladı.
Mesut Bey geldi ama...
Yanına yaklaşmak ne mümkün?
Adam, kalabalığı yarmak için didinirken...
"İyi giyimli bir bey" kolunu tuttu:
- Ne istiyorsun? Bir derdin mi var?
- Begim, bir mektup yazmışam, Mesut begimize vereceğim.
- Ben Mesut Bey'in danışmanıyım... Bana ver, mektubunu Mesut Bey'e ulaştırırım.
- Begim, senin adın nedir?
- Cavit Kavak.
Adam, mektubu Cavit Kavak'a verdi.
Ama yine de içinde bir şüphe...
Gün boyu Yılmaz'a yaklaşmak için fırsat kolladı.
Ve sonunda muradına erdi, Mesut Bey'le karşı karşıya geldi:
- Begefendi, benim derdim büyük... Bir mektup yazmışam... Danışmanın olduğunu söyleyen bir adama vermişem... Sana iletti mi?
- Benim danışmanım çok... Sen hangisine verdin? Adı ne?
- Adı mı?.. Adı şey... Cavit... Cavit... Hay Allah soyadı neydi, unuttum... Cavit... Cavit... Aha, şimdi buldum... Cavit Meşe...
Mesut Yılmaz dertli adamın yanağını okşadı:
- Tamam, odunu tutturdun da, cinsini karıştırdın... Ama önemi yok... Merak etme, mektubunu aldım... İlgileneceğim.
Ahlaksız
teklif
Meclis'te "Milli Eğitim... YÖK... Bir vakıf üniversitesine arazi tahsisi" konuşuluyordu.
"Gece yarısına doğru" bir milletvekili söz aldı.
"Arsa tahsisi" ile ilgili eleştirilerde bulunurken...
"Ölçüyü" kaçırdı.
Ve "aynen" şöyle dedi:
- Ahlaksız teklif.
"Sükuneti ile tanınan" DYP'li Turhan Güven bile çileden çıktı.
"Sayın Başkan" dedi:
- Burası Meclis... Ağzımızdan çıkanı kulağımız işitsin.. Bu üslup... Böyle benzetmeler... Milletvekiline yakışır mı?
Başkanlık kürsüsünde Fazilet'li Vecdi Gönül oturuyordu.
O da "Turhan Güven gibi düşünüyor" olmalı ki...
"Ahlaksız teklif"ten bahseden milletvekilini uyardı:
- Lütfen "bu sözleri" düzeltir misiniz?
Milletvekili de "düzeltti."
"Ahlaksız teklif" Robert Redford... Demi Moore gibi oyuncuların oynadığı...
"Karısını, bir geceliğine satan adamın hikayesini" konu alan bir film.
Sahi "ahlaksız teklifin" Meclis'teki "gündemle" ilgisi ne?
Siyaset "saygınlığını", siyasetçi "bindiği dalı" işte böyle baltalıyor.
Ölünün
sesi
Parti görev verdi, milletvekilleri çeşitli illere dağıldılar.
Halkı dinlediler.
Döndüler.
Çoğu "hükümetin hoşuna gitsin... Parti yönetimi memnun olsun" diye, başladı "halkın durumunu" anlatmaya:
- Halk sessiz... Halk sakin... Halkın sesi çıkmıyor.
"Doğrucu Davut" Yaşar Topçu "hop, hop bir dakika" diye araya girdi:
- Beyler, bir dakika... Halkın gerçekten sesi, soluğu çıkmıyor... Ama sordunuz mu, neden?
Herkes sustu.
Topçu devam etti:
- Şimdi siz bana "neden" diye sorun.
Birkaç kişi sordu:
- Neden?
Yaşar Topçu:
- Ben de halka bunu sordum... Neden?.. Neden?.. Halk dedi ki... Ey Yaşar Bey... Geçen yıl, halimizden şikayet edecek kadar sesimiz çıkıyordu... Şimdi ise... Sesimiz çıkmıyor?.. Neden mi Yaşar Bey?.. Biz öldük... Siz hiç sesi çıkan ölü gördünüz mü?
Dayak
Yaşar Okuyan, cep telefonunu "halka açtı ya..." Gecenin geç vakti, telefon çaldı:
- Sayın Bakanım, Başhekim adam dövüyor.
Okuyan "hangi şehir... Hangi hastane" diye sordu.
Sonra da "başhekimi" aradı:
- Sayın başhekim, biraz önce adam dövmüşsünüz, doğru mu?
- Olur mu Sayın Bakanım?.. Bize yakışır mı?.. Sadece... Kaşınıyordu... Biraz kaşıdım, o kadar.