


Bir türün yok oluşu
Dünkü gazetelerin birinci sayfası, hayvanlarla ilişkilerimizde kafamızın ne kadar karışık olduğunun belgesi gibiydi sanki. Bir yanda, köpeklere karşı "insancıl önlem" çağrıları; bir yanda kalbi çıkarılan süt domuzu haberi...
Minik Ceren'in hayata dönüş haberini okuyanların kaçı, Ceren uğruna feda edilen zavallı süt domuzuna acıdı dersiniz?
Ceren 7 aylıkmış. Kimbilir belki o süt domuzu da 7 aylıktı. Tombik yanakları, ağzında emziği ile Ceren ne kadar da sevimli... Kimbilir, belki o süt domuzu da pembe ıslak burnuyla pek sevimliydi.
Doğrusu oldukça vahşi bir tablo... ABD'de sırf organ nakli için bir domuz çiftliği kurulmuş. İhtiyaç oldukça bu çiftlikteki domuzların karaciğerini, kalplerini, böbreklerini çıkarıp çıkarıp insanlara takıyorlar.
"İnsan merkezli" düşünmenin bundan alası olur mu?
Öte yandan hangi babayiğit çıkıp da, hayvan hakları gereği süt domuzunun kalp kapakçığıyla Ceren'in hayata döndürülmesine karşı çıkabilir?
***
Haftalardır süren köpek tartışmaları da ortaya koyuyor ki, biz insanlar hayvanlarla ilişkilerimizde tamamiyle çuvallamış durumdayız.
Çelişkiye bakın: İstanbul'daki iki yüz bin sokak köpeğini "incitmeden" nasıl tehlikesiz hale getirebiliriz diye kafa yorarken, ayda en az iki yüz bin tavuğu, koyunu, danayı ve süt kuzusunu kızartıp kızartıp mideye indiriyoruz.
Bir yandan avlanmayı gayrı ahlaki buluyor bir yandan da zavallı balıkları ağızlarından kancayla yakalayıp kıvrındıra kıvrandıra öldürüyoruz. Üstelik balıkçı tezgahlarında hâlâ can çekişenlerini gördüğümüzde "aman ne taze" diye seviniyoruz da sıra köpeklere gelince insanlığımız tutuyor.
Yaz ayları geldiğinde hepimiz kimyasal silahlarımızı kuşanıp börtü böceği imha faaliyetine giriştiğimizde, doğrusu hiçbirimiz kedimizi Halepçe Katliamı failleri gibi hissetmiyoruz. Hayvan haklarını sadece gelişkin sinir sistemine sahip olanlara tanımak; gelişkin bir sinir sistemleri yok diye karasineği, sivrisineği canlıdan saymamak ve Raids'lerle toplu imhaya girişmek bir tür ırkçılık olmuyor mu?
Kızarmış köpek damak tadımıza uygun olsaydı da dünyanın dört bir yanında Kentucy Fried Dog zincirleri kurmuş olsaydık, bugün sokaklarda başıboş dolaşan köpeklerin kuduzlarını ayırıp sağlamlarını yemeyecek miydik?
Unutmayın ki, hayvanlar açısından bizim onları protein ihtiyacımız için mi, yoksa kuduz korkusundan mı; eti için mi, kürkü için mi öldürdüğümüz hiç fark etmiyor. Etleri için mezbahaya yollanan hayvancıklar "Hiç değilse bir kapris uğruna ölmüyorum" diye avunmuyorlar.
***
Etobur bir tür olarak, etrafımızdaki bunca hayvanı doymak bilmez bir iştah ile yedikten sonra, köpek deyince bu kadar hassaslaşmamızın sebebi, onbin yıl öncesine dayanan dostluğumuzdur belki de. Bir vefa borcu... Ya da bir suçluluk duygusu...
Ama kendimize haksızlık etmeyelim. Bundan on bin yıl önce, onu evcilleştirirken, bugünkü sonunu hazırladığımızı nereden bilebilirdik? Vahşi yaşamdan koparıp yanımıza aldığımız eski canyoldaşımızın bir gün bizsiz yaşayamaz hale geleceğini, asalaklaşacağını; ama bizim de artık ona ihtiyacımız kalmayacağını nasıl kestirebilirdik?
Farkındaysanız şimdi en vicdanlarımız kısırlaştırmayı, en insafsızlarımız itlafı savunuyor. Yani, sokak köpeği türünün yok edilmesi konusunda anlaşmış durumdayız. Tartıştığımız şey, birkaç kuşak daha tahammül mü edecğiz, yoksa hemen mi kurtulacağız?
Evet, sokak köpeği türü hızla yok oluşa doğru sürükleniyor. Ve biz bu yok oluş sürecine aktif olarak katılıyoruz.
Bunu, ne doğanın efendisi, ne de kölesi olduğumuzdan değil, doğanın bir parçası olduğumuzdan yapıyoruz.