Yıllar önceydi. Türkiye'yi en iyi kendisinin yöneteceğine inandığı için parti kuran bir politikacı ile konuşuyorduk.
Dedi ki: "Özal çıkarken, millete vizyon falan gibi yeni laflar öğretti. Ben de böyle yeni kavramlar ortaya atsam. Senin aklına gelen bir şey var mı?"
Durum epeyce komikti doğrusu. Taze genel başkan, benden ağzına yakışmayacak bir orijinal sözcük bulmamı istiyordu.
Yüzüne karşı hayır demek zor olduğundan en kolay kurtuluş yolunu seçtim ve "Millennium kavramını kullanın!" dedim.
"O da ne demek?" dedi.
Anlattım. 2000 yılına doğru nasıl olsa bol bol kullanılacağını, herkesin öğreneceğini söyledim. Aklı yattı. Bu kelimeyi Antalya'daki toplatısından başlamak üzere birkaç kez kullandı ama yama gibi durduğu için pek etkili olmadı.
Millennium binyıl demek. Son günlerde dünyada sıkca kullanılıyor. Çünkü dünya milattan sonra üçüncü binyıla hazırlanıyor.
2000 yılı, yalnız 21. yüzyılın değil, yeni bir binyılın da başlangıcı.
Dünyaya dakikalar ve saniyeler olarak da bakmak mümkün, binyıllar olarak da.
Carl Lewis için dünya saniyelerle ölçülüyor. Yüz metreyi koşarken her salise önemli.
Profesör Hawking ise binyılları da aşan bir boyutu arıyor.
Bitirmekte olduğumuz binyıl neleri değiştirdi?
Binyıl başlarında biz daha Anadolu'da değildik. Şimdi yaşadığımız topraklar Bizans'a aitti.
Binyılda dünya, değişik devletler, savaşlar, uygarlıklar, rönesanslar, reformlar, kurulan ve yıkılan imparatorluklar, devrimler gördü.
Çoğumuzun başlangıcını yaşayacağı önümüzdeki binyılda, kimbilir ne değişiklikler olacak...
İnsanlar dördüncü binyıla girerken neler yazacak, neler duyacaklar?
Nükleer savaşla yok olmuş bir uygarlığın küllerinden yeniden doğmaya mı çalışacaklar yoksa üçüncü binyıl daha insanca, daha özgür, doğayla daha uyumlu bir yaşam mı sağlayacak?
Böyle bir ölçü insanı güncel bağnazlıklardan, küçük hırslardan, "başarı" denen virüsün tuzaklarından koruyor.
Bu ölçüyü kavramak, taşra politikası tartışmalarını gerçek boyutuna oturtmuyor mu?
Gelin ölçeği daha da genişletip kozmik boyuta götürelim.
İkinci deprem Darwin'le geldi: Ona göre insanoğlunun orijini, hiç de sanıldığı kadar kutsal değildi.
Üçüncü deprem, Freud'un kuramı oldu: Libido ve insanın kendi cinselliğini keşfetmesi.
Bugün bunlara bir dördüncü bilinç depremi ekleniyor: Zaman kavrayışı.
Binyıl kavramının çok ötelerinde, "ışık yılı" ölçüsünü biliyoruz bugün. Bizden milyonlarca ışık yılı uzakta bir yıldız bulunduğunu ve biz karanlık bir gecede o yıldıza baktığımızda, yıldızın artık orada olmadığını, çoktan yer değiştirdiğini ve ışığının bize yıllar sonra ulaştığını biliyoruz.
Böyle bir zaman boyutunda "tarihimiz"in ya da "2000 yıllık Hıristiyan uygarlığının" ölçüsü ne?
Bir kelebek ömrü mü?
Peki ya bizim ömrümüz?
(Devamı Yarın)