Serpil, Avrupa Birliği'ne Türkiye'nin adaylığını duyup sevindi mi bilinmez ama, olaydan iki hafta sonra kuduzdan öldü!
İstanbul sokaklarında dolaşan 300 bin başıboş köpekten biri onu ısırmıştı. Aşı bulunamadığı için göz göre göre kaybedildi.
İlkokul öğrencisi Serpil Özbek'ten bir gün sonra, SSK Okmeydanı Hastanesi'nde, en gelişmiş ekonomilere sahip G-20 kulübünün yeni üyesi Türkiye, kuduza bir vatandaşını daha kurban verdi.
Ve bu Ortaçağ sorunu hâlâ sorumluluklarını, risklerini üstlenecek bir otorite bekliyor.
Orta yerde halk ikiye ayrılmış atışıyor:
"Hepsini itlâf edelim.."
"Hayır barınma evleri yapalım, ameliyatla kısırlaştıralım, aşı yapalım.."
Bizim ekonomi servisi, itlâf karşıtı çözümün maliyetini çıkardı: 35.2 trilyon lira..
Yani depremzedelerini hâlâ çadırlardan kurtaramayan, gecekonduda oturan milyonları mahalle çeşmesinden eve su taşıyarak haftada bir kez banyo yapmaya mahkum eden bu devlet, sokak köpeklerine bu kadar para harcayacak, insanlarına veremediği barınma evlerini ve aşıyı köpeklere verecek; öyle mi?.
Eskiler her türlü aşırılığı "kudurmuşluk" diye nitelerdi.
Bu da bir tür kudurma hali değil mi?
Çağdaş toplumun temeli insan haklarına saygıdır. Bunun bir şartı da güvenli ve sağlıklı çevre.. Hayvan sevgisi ve hayvan hakları ancak böyle bir zeminde yeşerebilir.
Kuduz tehdidine rağmen "sokak köpeklerine dokunmayın" diyenlere sormak lâzım:
Mezbahalardaki koyun, sığır, tavuk katliamına, farelerin, karafatmaların, sivrisineklerin öldürülmesine niçin ses çıkarmıyorsunuz?
İdam cezasını henüz kaldırmamış bir ülkede sokak köpekleri vahşi doğadaki gibi yaşasın diye insanların kuduzdan ölmesine razı olmak, acıklı bir güldürüdür.
Belediyeler romantiklere bir hafta süre vermeli, ardından görevlerini yapmalıdır.
O bir hafta içinde kaç tane sokak köpeğini evlerine alıp kurtaracaklar görelim..
Milletin parası ile hayvanseverlik yapmak kolay!
Ucuz kurtulduk
Akaryakıt yüklü bir Rus tankeri dün fırtına yüzünden İstanbul Florya'da karaya oturup ikiye bölündü.
Geminin küçük olması ve denize yayılan fueloil miktarının 800 tonla sınırlı kalması, büyük bir çevre faciasını önledi.
Boğazlardan yılda 50 bin gemi geçiyor.
Tankerlerin taşıdığı petrol miktarı 70 milyon tonu buluyor.
Dün kazaya uğrayan gemi, 40-50 bin ton petrol taşıyan bir tanker olabilir, Allah korusun bu kazaya Boğaz'da uğrayabilirdi.
Bir kıvılcımla çıkacak yangın veya dökülen petrolün rüzgârın savurması ile Boğaz'daki bütün bitki örtüsünü yok etmesi ihtimalleri bir yana, sadece temizlik bile depremden büyük bir yıkım doğurabilirdi.
1989'da Alaska'da batan Exxon Valders tankesinden yayılan petrolü temizlemek 3 yıl almış ve 18 milyar dolara patlamıştı.
Bu işin şakası yok. Türkiye Boğazlarını savunmalı ve Hazar petrolüne Bakü-Ceyhan dışında bir yol bulunmadığını, gerekirse meydan okuma havasında bağırmalıdır.
Bu bir istismar değil haktır!