kapat

28.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
microbanner
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ALİ KIRCA(alikirca@sabah.com.tr )


Hiçbir şey olmayacak!

(Bu yazı, ilk kez altı yıl önce yayınlandı. O gün bugündür Aralık ayının son günlerinde -yalnızca tarihler değiştirilerek- aynen tekrarlanıyor.

Geleneği bozmayıp altıncı kez yayınlıyoruz.

Ve galiba son kez...

Çünkü, gelecek Aralık ayının sonlarında böyle bir yazı yazmaya gerek duymayacağımıza inanıyoruz...

Daha şimdiden "bahis"i kazandığımızı düşünüyoruz...

Bu yazı 1900'lere ait bir yazıydı..

Bugün okunduğunda kaygıların çoğu anlamsız gelebilir.

Lakin, ilk kaleme alındığı günlerde, geleceğe dair "karabasanların pençesinde" esirdi hayatımız.. Ama... Bitti, bitecek artık...

Aralık 2000, bahis kazanıldığının ilânı olacaktır... Ve bu yazı bu köşede bir daha yer almayacaktır...)

***

Yükseklere kar yağıyor... Kar, yılbaşına yakın günlerde yağınca anlam kazanıyor. Sanki çocukluk günlerimizde her yılbaşında kar yağarmış gibi geliyor. Onun için bugünlerde kar yağınca seviniyoruz. Çocukluğumuzu anıyoruz.

Kar beyazlığında çocukluğumuzun masumiyetine sığınıyoruz. Daha bağışlayıcı oluyoruz. Böylece kendi suçlarımızın da bağışlanmasını bekliyoruz. Yeni yıla, karın dinginliğinde girmeye hazırlanıyoruz. Beynimizin ve yüreğimizin çırpıntıları duruluyor. Her şeye daha sakin bakabiliyoruz.

Yarın yeni yıla giriyor Türkiye. Pek çok sorunu da omzunda taşıyarak... Ve pek çok korkuyu da... Özellikle son dört beş yıldır korkularıyla yaşayan bir toplum olup çıktık. Üç temel korku, devletin gizli odaklarından, evlerin oturma odalarına kadar sarmalıyor her yanı.

Korkulardan ilki, hiç de yeni değil: Ekonomi çökecek. İşsizlik, pahalılık yok edecek hayatı. Değerler yıkıldı yıkılacak. Sosyal patlamalar Türkiye'yi iç savaşın girdabına sürükleyecek.

İkinci korkumuzun da neredeyse 70 yıllık tarihi var, ama son yıllarda adeta kabusa dönüştürüldü. Korkunun adı: Şeriat. Dinci şiddetin Türkiye'yi bir gecede ele geçireceği kabusu, uykuları bölüyor. Belki dincilerin uykusu da, devletin tankıyla, topuyla üzerine geleceği korkusuyla kaçıyor.

Üçüncü korkumuz da 10 yıldır bizle iç içe. Son korkumuzun adı: Bölünme... Kürt terörü Türkiye'yi parçalayacak. Bir adım daha öteye gidince `Kürdistan' kâbusu da hayatımızın ortasına çöküyor...

Ayağımızda pranga gibi duruyor korkularımız. Meclis'ten her yasa bu üç korkunun gölgesinde çıkıyor. Hükümet, her kararın imzasını, bu üç korkunun beyinsel titreşimleriyle atıyor. Sokaktaki adamın ürkek adımlarından bu üç korkunun sarsıntısı düşüyor kaldırımlara.

Ve hep birlikte korkuyoruz.

İşin tuhafı, kimi korkuları çok çabuk unutuyorken, kimileriyle bir ömrü paylaşıyoruz.

Ve yeni yılın kapısından içeri, korkularımızın dalgınlığıyla giriyoruz. Korkan her insan gibi, toplumsal düzeyde de sağlıklı düşünceler üretemiyor, sağlam yapılar kuramıyoruz.

Dışarıda karın dinginliği var.

Kar, beyin ve yüreğin çarpıntılarını sakinleştiriyor. Dinginlik veriyor. Korkularımıza karşı da bizi daha sakin kılıyor. Böyle sakin bakınca, üç korkunun da abartılmış hatta kışkırtılmış olduğunu düşünüyoruz.

Korkuların perdesini kaldırınca ne çıkıyor?

Birincisi, Türkiye ekonomisinin çökmeyeceğini, istense de çökmeyeceğini, dost-düşman biliyor.

Öte yandan, demokrasinin işlediğini, işlediği sürece temel sorun olan `paylaşım' sorununun çözüm için dayatacağını da biliyor herkes. Çözüm o kadar kolay mı peki?

Bunu kim söylüyor! Ama, Türkiye'nin sosyal patlamaların uçurumuna sürüklendiği korkusunu da hiçbir olay haklı çıkarmıyor. Memur, işçi sokakta. Haklı da! Belki daha da yükseltecek sesini. Ama kör topal da olsa demokrasi işliyor, sandık kuruluyorsa korkulara gerek var mı!

Şeriatın geleceğini söyleyenler, Türkiye'yi tanımıyor mu?

Şeriat isteyenler hep vardı.

Bırakın, isteyen istediğini söylesin. Türkiye'nin toplumsal dinamiklerinin bu açıdan analizi, şeriat kâbusu görenleri haklı çıkarmıyor. Şeriat, bir yaşam tarzı. Hükümet etme biçimi değil. Hükümetler değişebilir, ama toplumların seçtiği ve `bedenine biçtiği' yaşam tarzlarını değiştirmek o kadar kolay mı!

Ya, terörün Türkiye'yi böleceği korkulan?

Allahaşkına, kim gerçekten inanıyor PKK'nın Türkiye'yi parçalayabileceğine? Ama, korkuların ürettiği politikalar, 400 trilyonu dağlara taşlara akıtıyor. Bıraksanız, bir köyü bile çekip çevireceği kuşkulu çeteler söz konusu olan.

Ve etnik yapılanmasıyla, nüfusun coğrafi dağılımıyla başka hiç bir ülkeyle kıyaslanamayacak bir ülke, Türkiye.

Sakin kafayla, sivil kadroların çözmekte zorlandığı sorunları, makineli tüfek tarakaları mı çözecek?

Türkiye'nin ağır sorunları var... Evet!

Çözümü de hiç kolay değil.

Ama, bunların hiçbiri korkuları haklı çıkarmıyor. Aslında gerekçelere de gerek yok. İşte, herkesle bahse giriyorum: Bugün 28 Aralık 1999. Tam bir yıl sonra 28 Aralık 2000 günü, yine karlı bir gün olacak. Ama... Ekonomi çökmeyecek. Şeriat gelmeyecek. Türkiye bölünmeyecek. Çünkü, ben korkularla bakmıyorum hayata. Bir tek şeyden korkuyorum. Korkmaktan! Siz de korkun korkularınızdan! Ve bilin ki, hiçbir şey olmayacak...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır