kapat

28.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
microbanner
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


Düşünmeye davet...

Şunun şurasında üç gün kaldı. Yirminci yüzyıl takviminin son sayfasını çeviriyoruz. Yeni bir yüzyıl, hatta yeni bir binyıla girişin eşiğinde, ülke yöneticilerinin topluma yepyeni ufuklar sunması beklenir. Geçmişe takılıp kalmak, hele hele "öcüler"i vurgulamak, yakışıksız olur.

Süleyman Demirel, bu bakımdan yapmaması gerekeni yaptı. "28 Şubat'ın devam ettiğini" söyledi. Doğru söylemiyor. 28 Şubat'ın devamına da, devam etmesi heveslerine de, 10 Aralık 1999 itibarıyla nokta konmuştur. 10 Aralık'ta Türkiye'ye "Avrupa Birliği üyeliği perspektifi" verildi. Türkiye de bunu kabul etti.

28 Şubat'ın "üstü örtülü asker” müdahale" olduğunu bilmeyen yok. Hem böyle bir özelliğe sahip 28 Şubat devam edecek, hem de Türkiye, Avrupa yolunda ilerlemeye devam edecek; ikisi birden mümkün olamaz. 28 Şubat, başka hiçbir sebep yoksa, bu imkânsızlık nedeniyle sona ermiştir.

Önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi var. 10 Aralık'ın 28 Şubat'ı bertaraf ettiği olgusunu dikkate almadan siyaset yapmak isteyenlerin bu yönleri, herhalde Cumhurbaşkanlığı seçiminde değerlendirilecektir.

Cumartesi günü yayınlanan "Türkiye Avrupa'ya; Ecevit Çankaya'ya" başlıklı sütunu yazarken, bu hususu gözönüne aldım. Yazı, elektronik posta yağmuruna tutuldu. Çoğunluk öneriyi paylaşıyordu. Ancak, karşı çıkanlar da vardı. İtiraz, iki noktada toplanıyordu:

1. Artık 70'likler, iktidar mevzilerinden çekilsinler. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı yapacak genç adam mı yok?...

2. Ecevit'in 28 Şubat sicili bozuk. O yüzden, 28 Şubat'ta başını öne eğmemiş birisi olarak, ben, onun ismini niçin ortaya atıyormuşum...

İlkindeki sorudan başlayalım: Hayır, yok! Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı yapmaya ehil genç siyaset adamı yok. İsteklerle gerçekler uyuşmayabilir. Hiçbir ülkenin siyasi gerçekleri ve tarih” geleneklerini bir kalemde silip atamazsınız. Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı makamına 42 yaşında; yani 50'sinin altında tek bir kişi oturdu: Mustafa Kemal!

O, Milli Mücadele'nin lideri ve Cumhuriyet'in kurucusu idi. Ondan gayrı o yaşlarda, Cumhurbaşkanlığı özellikleri taşıyan hiç kimse olmadı. Demokratik yaşamı, her on yılda bir asker” darbelerle sakatlanmış bir ülkede, demokratik kurumlar yerleşmediği için, aradığınız türden genç Cumhurbaşkanı tipini 2000 yılında bulamazsınız. Önce demokratik kurumlaşmanın önünü açmamız gerekiyor.

İkinci itiraza gelince... Ecevit, 28 Şubat'ın sonuçlarından siyaseten yararlandı. Doğru. Ama, "28 Şubat'ın prodüksiyonu" ile hiçbir ilişkisi yoktur. Turgut Özal, 12 Eylül'ün sonuçlarından yararlanmadı mı? Bu gerçek, Turgut Özal'ı 12 Eylülcü yaptı mı ki, Ecevit, 28 Şubatçı olsun?

28 Şubat'ın, partiler kategorisinde "doğrudan siyas” mağduru" FP ile DYP. Ama, bu mağduriyet, 18 Nisan seçim sonuçlarına ve bu iki partinin şu sıradaki performanslarına bakıldığında, bunlara "iktidar hakkı" kazandırmıyor. Fazilet, daha rüştünü ispat edemedi. Kaldı ki, hem o ve hem de DYP, "10 Aralık süreci"ne yan baktıkları sürece, "28 Şubat mağduru" olmaktan ötürü avantaj elde edemezler.

"Helsinki kararı"nın "tarih” anlamı"nı bazıları henüz kavrayamadı. Bu kararın asıl ilginç tarafı, "Avrupa'nın kendisini tanımlaması". Soğuk Savaş'ın sonundan beri, Avrupa, "21.yüzyıl sınırları"nı tanımlama sıkıntısı çekiyordu. 10 Aralık 1999'un "tarih” önemi", üç gün sonra takvimine gireceğimiz 21.yüzyılın Avrupa'sının tanımının, Avrupa tarafından yapılmış olmasıdır.

Bu yeni ve niha” tanım, Türkiye'ye Avrupa kapılarını açmakla kalmıyor. Daha ötede... Türkiye'ye bir "misyon şansı" veriyor: Avrupa'nın ve dolayısıyla uluslararası sahnenin baş rol oyuncularından biri olma şansını...

Zira, Türkiye'nin AB'ye girmesi, Türkiye'nin "Müslüman kimliği"nden ötürü, niteliksel bir önem arzediyor. Türkiye ile birlikte, "Avrupa kimliği" de değişecek. Ama, önce Türkiye'nin "değişme"si gerekiyor.

O yüzden, başdöndürücü bir hız ve kapsamla, "içerisi"ni, başta "kafalarımızın içi"ni değiştirmemiz gerekiyor.

Başdöndürücü bir yüzyıla giriyoruz; aklınızı başınıza toplayın...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır