


Bu filmi yapabilmek..
Harpokulu, yaz tatbikatına çıkar.. Tatbikat sırasında kız öğrencilerden biri birliğinden ayrı düşer. Arkadaşlarını ararken başka bir birliğin yedi öğrencisi kızı bulurlar. Çırılçıplak soyar ve ellerinden ve ayaklarından yere çaktıkları çadır çivilerine bağlarlar. Sonra hepsi kıza defalarca tecavüz eder.
Kız ölümden kıl payı döner.. Olay tatbikat sırasında olduğundan öğrencilerin hepsi kamuflajlıdır. Kız hiçbirini teşhis edemez. Zaten etmesine de imkan kalmaz.
Harpokulu'nun prestiji böyle bir olayla fena halde sarsılacağından, komutanlar olayı örtbas etme kararı verirler. Kızın babası, ordunun en sevilen generallerinden biridir. Terfi sırası gelmiştir. Komutanlar, bu olayın kapatılmasının ordu ve okul için fevkalade gerekli olduğunu, kızın babasına anlatırlar. Baba omzuna konacak üçüncü yıldız karşılığında kızını susturmayı kabul eder.
Aradan yıllar geçer, artık bir subay olan genç kadın, görev yaptığı karargahta, subay, assubay önüne gelenle sapık ilişkiler içinde yaşarken, aynen tecavüze uğradığı koşullarda öldürülür. Askeri polis olaya el koyar. Şüpheler kızın çalıştığı büronun albayında toplanır. Albay, binbaşı sevgilisine evinde kendi elleri ile yemek hazırlayan bir eşcinseldir. Kıza tecavüzü söz konusu değildir..
Yetti mi?..
Şimdi bir soru..
Bu filmi Türkiye'de yapabilir misiniz?.
Harpokulu'nu geçin..
Diyelim olay, Boğaziçi, Bilkent, ODTÜ gibi bir ünlü üniversitemizin pikniğinde cereyan etsin. Kız, dekanın kızı olsun ve rektör olayı örtbas ettirsin.. Olaya eşcinsel profesör ve asistanı karışsın..
Bu ülkede nelerin olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?..
Demokrasi, siyasal bir olay değil, Sevgili okuyucular..
O bizim beynimizde..
Demokrasinin birinci şartı hoşgörü..
Ne kadar hoşgörülü olabiliriz?..
Biz hiç olamadık bugüne dek..
Kahramanı kapıcı olan bir TV komedi dizisi bu ülkenin Kapıcılar Derneği'ni ayağa kaldırıyorsa, gerisini varın hesap edin..
Generalin Kızı, Amerika'da geçiyor.. Olayın kahramanları dünyaca ünlü harpokulu West Point'in öğrencileri..
General bir Vietnam kahramanı. Ordunun ve halkın gözbebeği..
Bu filmi Amerikan sineması yapıyor. Amerikan sinemalarında oynatıyor, dahası dünyaya satıyor..
Biz Geceyarısı Ekspresi'ni ulusal dava haline getirip, filmin olmadık reklamına alet oluyoruz. Doğrudur.. Irkçı, aşağılık bir tezi olan filmdi Gece Yarısı Ekspresi.. Ama film olarak fevkalade ilginç, merakla izlenir bir yapımdı. Reklamını da biz yapınca seyirci rekorları kırdı. Türünün nerdeyse klasiği oldu. Yıllardır gösterimde..
Hoşgörüyü öğreneceğiz..
Demokrat olabilmek için önce hoşgörüyü öğreneceğiz.
Bizde hoşgörüsüzlük o boyutlarda ki, bırakın bu filmi çekip sansüre göndermeyi, zaten geçmez ya, ilk sansürü kafamızda yapıp, aklımızdan dahi geçirmiyoruz..
Böyle bir yapmaktan geçin.. Bir sıradan film yapın da, kötü adamı subay olsun, bakalım..
Bunca Türk filmi izlediniz, hiç var mı, kötü adamı subay olan bir tane?..
Neden?..
***
Generalin Kızı, benim büyük bir ilgi ile izlediğim bir polisiye film. John Travolta her zamanki gibi filmi götürüyor. Geri kalan tüm oyuncular da fevkalade başarılı..
Hiç çekinmeden tavsiye ediyorum.. Gidin.. Hatta mutlak gidin..
Hem güzel bir film izleyecek, hem de, hoşgörünün ve demokrasinin ne olduğunu göreceksiniz..
Darısı başımıza..
Son bir not.. Değerli sinema eleştirmenlerimizin filmin bu yanını kaçırmalarına çok hayret ettim..
Yasemin de deprem vergisine takıldı!
Yasemin bir aydan fazla kendini bu işe adadı.. Beni, eşi Can'ı geçtik, lafımız edilmez, o canından çok sevdiği kızı İrem'i bile ikinci plana attı, inanın nasıl kendini verdiğini... Amacı deprem bölgesindeki çocukları sevindirmek, yılbaşı ve bayramda boyunlarının bükük kalmasını önlemek.. Nasıl bir oyuncak toplama işine girdi, anlatmak mümkün değil. Oyuncak, okul malzemesi, çukulata... Çocukları en çok sevindirecek üç şey... Az veren candan, bir de cep harçlığı...
Ulaşabildiği herkesten birşeyler kopardı. Bana gelenleri kapıda durdurdu, haraç almadan içeri bırakmadı.
Sonunda paketlerini hazırladı ve yola koyuldu.. Sonra ne mi oldu?.. İsterseniz, bunu taa başından başlayarak kendi anlatsın.. Sözü ona bırakmadan önce ekleyeceğim birşey var..
Yasemin,
Seninle gurur duyuyorum ve seni çok seviyorum!..
***
Ben de deprem vergisine takıldım sonunda.. Gazetede arkadaşlardan para topluyorum, artık benden bıktılar biliyorum ama "Ne yapayım bu son" diyorum olmuyor.
Arkadaşlarım "Deprem vergisine veriyoruz ya" diye bana olan yardımlarını azalttılar, tabii bu beni üzüyor. "Sahi ya bunca zamandır yağdırılan para yardımları ne oldu, şimdi de deprem vergisi adı altında toplananlar ne olacak?.."
Nasıl ama?..
Bunları Hıncal beyden öğreniyorum. Her neyse sitem yeter. Bu gidişimiz yeniyıl armağanları fitre ve zekatların dağıtımı.. Çocukları sevindirelim.. Onları neler mutlu eder?.
Tabii ki çukulata ve oyuncak. Hemen Ayşe'yi Azizoğlu'nu aradım, sevgili Ayşe "Bana beş dakika ver" dedi. Beni aradığında "Yasoş Tamam" dedi. Adını vermek istemiyor. "Bu bir hayır işi.. Ada gerek yok.. 100 koli çukulata yeter mi?.."
Ayşe sen müthişsin.
Hadi devam.. Başladık Sabah'ın duvarlarına oyuncak toplama ilanları asmaya.. Çocuklara oyuncak yağmur gibi yağıyor.. Hepsi pırıl pırıl..
Medi Grup 7 koli gönderdi. Harika!..
Fitre zekat toplamaya başladık.. 1.5 milyar.. Bu sefer az oldu ama, zarflara 15'er milyon hazırladık ve pazar günü gazetedeki arkadaşlarımla yola düştük. Bizi Düzce'de Atv Yurt Haberlerden Ercan Bey karşıladı, hep beraber Düzce 3 no.lu Orman İşletme Müdürlüğü çadırkentine gittik.
(Yasemin'in notları yarın devam edecek..)
TEBESSÜM
Bir araştırmada, erkeklere, kadının nesini sevdiklerini sormuşlar.
Yüzde 30, şişman bacaklar demiş.. Yüzde 20, ince bacaklar.. Geri kalan yüzde 50 de, ikisinin ortasında birşey..
SEVDİĞİM LAFLAR
Hayatın değirmenleri yalnız ona takılanları öğütür, yaşama sevinçle, azimle devam edenlerse o kanatlara yön veren rüzgarlardır.
Çin Atasözü (Teşekkürler Faik)
Gazeteme kavuştum!..
Ellerine sağlık Ergun Babahan.. Sevgili gazeteme yeniden kavuşmanın mutluluğu içindeyim..
Eve gidince tüm gazeteleri bir yana yığıyorum. En alta Binyıl'ı koyuyorum..
Onu ayrı, uzun uzun ve ayrı bir lezzetle okuyorum..
Radikal de keyifle okuduğum bir gazete.. İkinci Cumhuriyetçi, Atatürk'ü pek sevmeyen yazarlarının çokluğuna rağmen.. Ama son zamanlarda gazetenin haberleri ve mesela, sinemaya kadar yorumları da bu numaracıların etkisinde kalınca, keyfim kaçmaya başlamıştı.
Yeni Binyıl'ı bu kadar sevinçle karşılamam biraz da bu yüzden..
Size birşey diyeyim mi?.. En büyük beklentim spor sayfalarında..
Doğru haber.. Tarafsız haber.. Ve içerden, dünyadan bol spor haberi..
Bunu başarabilecek güçte bir ekip oluşturuldu.
Zeki Çol'un servis şefi olmasından bu yana, "Spor" gazetesi olma yolunda attığı adımları keyifle izlediğim Milliyet'le yarışacak bir ekip bu..
Hoş geldin yeni Binyıl!..
Yuvaya yeniden hoş geldiniz, Sevgili Okay, fikirlerinin yüzde birine katılmadığım, ama kardeşim gibi sevdiğim Ali..
Sizleri özlemiştim.
BİZİM DUVAR
Düzce yıkıldıktan sonra il oldu. Yıllardır il olmak isteyenler ne yapacak peki? Deprem duasına mı çıkacaklar?..
Hakan & Utku