Ayşe Arman yine her zamanki dobralığı ve hınzırlığıyla sıralamış önüne üç ünlü komedyeni, kendi deyimi ile sormuş sormuş bırakmış; sormuş sormuş bırakmış... Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz ve Beyaz da Allah için ciddi ciddi -ya da ben öyle zannettim ve işletildim- cevaplamış. Ortaya güzel bir söyleşi çıkmış.
Ben olur olmadık insanlarla cinsellik-aşk-sadakat-evlilik vs. üzerine yapılmış söyleşileri pek okumam. Ama bu üç adamı; bunca kalitesizlik içinde işlerini gerçekten iyi yapan bu üç genç adamı merak ediyordum. Ve itiraf edeyim, herkes gibi ben de kendi kendime soruyordum: Acaba hangisi daha zeki?
Söyleşiyi ilgiyle okudum ve tabii ki kendi notumu ilan edecek değilim. Sadece, röportajda geçen tek bir cümleyi kurcalamakla yetineceğim.
Yılmaz Erdoğan ne kadar da rahat kullanmış o deyimi. "Benim kadınımın sırtı çok da fazla yere gelmemelidir" derken, nasıl da sıradan, doğal bir şey söylermiş gibi söylemiş...
Hani birazcık maço olduğunu zaten ilan ediyor ya; bu kadarcık kusur kadı kızında da bulunur cinsinden bir hoşgörüyü garantilediği inancıyla rahatça itiraf ediyor: "Benim kadınımın sırtı çok da fazla yere gelmemelidir."
Benim tüylerimi diken diken eden şey, Erdoğan'ın müstakbel eşinin çok sayıda erkekle yatmış olmasından rahatsızlık duyması değil inanın. İnsanlık hali, bazı erkekler başkalarıyla kıyaslanmaktan dolayı gerginlik duyabilirler. Hadi bir iki neyse de kıyas sayısı arttıkça endişeleri-gerginlikleri artabilir. Bu da anlayışla karşılanabilir.
Benim takıldığım nokta bu değil. Benim takıldığım nokta o deyim.
Geleneksel sporumuzdan devşirilen bu deyimin geleneksel pozisyona uyarlanmasıyla ortaya çıkan bu geleneksel anlayış bana dayanılmaz gelen.
Erkeklerin kadınla cinsel ilişkiye girmeyi bir güç ilişkisi olarak algıladıklarını daha iyi ortaya koyacak bir deyim bulunabilir mi? Demek ki, erkekle cinsel ilişkiye girdi mi, sırtı yere gelmiş pehlivan gibi oluyor kadın. Mağlup oluyor. Yenilmenin mağlup edilmenin ezikliği ve utancı içinde öylece kalıyor yatakta. Erkek ise her seferinde minderde rakibinin sırtını yere getiren namağlup pehlivan edasıyla kalkıyor yataktan. Ve bu galibiyetten aldığı güçle yeni galibiyetlere, başka başka kadınların "sırtını yere getirmeye" koşuyor.
İşte bu noktada Erdoğan'ın cümlesine dönecek olursak onun "sırtı çok da yere gelmemiş kadın" isteğini anlayabiliriz. Doğrusu, cinsel ilişkiyi kadının sırtını yere getirmek olarak ele alınca, o sırtın "çok da" yere gelmiş olmasını istememek haklılık kazanıyor.
Hangi şampiyon her mindere çıktığında tuş olmuş bir güreşçiyle güreşmek ister? Şampiyon daha önce sırtı hiç yere gelmemiş kimseleri yenmeli ki, galibiyetin tadı çıksın. Bir değeri olsun. Hadi bakireleri bir kenara bıraktı, birkaç yenilgiyi hazmedebildi diyelim, ama sırtı yerden kurtulmamış yani defalarca aşağılanmış bir rakibi tuşa getirmek kimi taçlandırır?
Görüldüğü gibi belli bir açıdan bakıldığında her şey çok tutarlı ve anlamlı. Ama küçük bir uyarı:
Cinsel eylemi bir güreş minderi olarak algılayan ve bu minderde hep tuş edebileceği rakipler isteyen erkeklerin en azından artık pozisyonların çok çeşitlendiğini bilmeleri gerekir. Günümüz kadınları geleneksel pozisyona çok da rağbet etmiyor haberleri olsun. Belki de namağlup şampiyonların maço ağız kokusuna dayanamadıkları için...