


Mehmet Akif'i anarken...
Yarın Mehmet Akif'in ölümünün 63. yıldönümü. İstiklalimizin şairini bu yıl sanırım, farklı bir anlayış ve kapsam içinde anacağız.
Uzun yıllar Cumhuriyet hükümetlerinin İçişleri Bakanlığı görevi üstlenen Emin Erişirgil'e göre, Meşrutiyetin fikir akımları tam anlaşılmadıkça Cumhuriyet kültürünün kavranması mümkün değildir.
Tevfik Fikret, kayıtsız şartsız Avrupalılaşmanın savunucusudur. Prens Sabahattin her koşulda "ferdiyetçiliği" ön plana çıkarır. Ziya Gökalp "Türkçülerin" lideridir. Mehmet Akif, "aydın İslâmcıların" doruklaştırdığı isim...
Mehmet Akif inanç dünyamızın yüceliklerinde, birlik ve beraberliğimizin korunmasında, kültürümüzün derinleşmesinde bir fazilet mücahidi olarak onurlu yerini alır.
Hiç kuşku yok ki Türk edebiyatında ve düşünce yaşamında Akif kadar nitelikleri tartışılmış; onun kadar yanlış anlaşılmış kimseye rastlamak mümkün değildir.
Tıpkı yaşamında olduğu gibi öldükten sonra da Akif aynı şekilde tartışılmıştır. Bir kesim, binlerce yıllık tarihin övünebileceği nadir değerlerin başında Akif'i görmüş; bir kesim ise Akif'i uygarlığın, laikliğin karşıtı gibi göstermeye teşebbüs etmiştir.
Bugün bile Akif, yüzyıllık tartışma üslubu içinde değerlendirilmektedir: Bir kesim Akif'i hâlâ uygarlık ve lâiklik karşıtı bir softa gibi göstermek istemekte, bir kesim 20. yüzyılın saygın din mütefekkiri ve evliyası olarak tanımlamaktadır.
***
Her gün ulusal onurlar ve gururlar duyarak okuduğumuz İstiklal Marşı'mızın şairini "softa" gibi değerlendirmenin aslında yobazların eline koz vermek olduğunun acaba farkına varabildik mi?
Meseleye biraz gerçek tarihin derinliğinden bakalım.
Akif, her zaman aydın İslâmiyet'i savunan ve yobaz kadronun İslâmiyet'e aykırı davranışlarını ağır dille eleştiren inançlı bir Türk düşünürüdür. Bu yüzden yobaz kesim için Akif, "Gavur Baytar"dı.
Zira Akif, ölülerden medet umulmasından, yağmur dualarına çıkılmasından rahatsızdı ve çok alaycı bir dille bu işleri yapanları eleştirmekteydi.
İttihatçılar Akif'i Hürriyet ve İtilafçı sayıyorlardı. Çünkü Akif, "Cemiyet-i Mukaddese" denilen İttihat Terakki'ye karşı çıkan görüşler ileri sürmüştü.
Buna karşılık, Hürriyet ve İtilafçıların önemli bölümü Akif'i, İttihatçı sayıyordu. Çünkü 31 Mart olayı olarak bilinen meşhur gerici isyanı ve isyanın kahramanı Derviş Vahdeti'yi çok ağır dille suçlamıştı.
***
"Eğer ülke bağımsızlığını koruyamazsa camiler kapanır; ezanlar susar" dediği için bazı Avrupa hayranı aydınlar tarafından gericilikle suçlanmıştı.
***
Akif'in karşılaştığı en ağır suçlama ise, "Balkan Harbi" sırasında düşmanın Türk halkına reva gördüğü eziyetler karşısında "tükürün yüzüne bu medeniyetin" dediği için yine Avrupa hayranı aydınlar tarafından "geri kafalı adam" suçlamasına maruz bırakılmasıdır.
Mahalle kahvesine hücum etmiş, orada vakit öldürüp tembellik yapanları eleştirdiği için bu kahve sohbetini entelektüel faaliyet sayanlar tarafından geleneklere saygısı olmayan "züppe" olarak yorumlanmıştı.
1908 Temmuzu'nda sokağa fırlayan mitingleri eleştirdiği için, "hürriyet düşmanı zavallı" olarak isimlendirildi.
Halide Edip'in önerdiği Amerikan mandasına karşı çıktığı için, azınlıklar tarafından "ortaçağ kafalı tehlikeli adam" olarak değerlendiriliyordu.
Mısır'da entari giyip dolaşmak yerine ceket, pantolon ve frenk gömleği giydiği gerekçesiyle "Hıristiyan Akif, gavur Akif" olarak tanımlanıyordu.
En ağır iddia, Akif'in şapka giymemek için Mısır'a gittiği idi. Oysa, Mehmet Akif'in Mısır'a gittiği yıllarda şapka devrimi henüz yapılmamıştı ve Cumhuriyet Meclisi'nin milletvekilleri fes giyiyordu.
***
Mehmet Akif öldüğünde hakkında yazılanlar öyle küçük hatırlama fasiküllerine sığacak ölçekte değildi. Çoğu kitap olacak boyutta idi.
En lirik tespiti Hüseyin Cahit Yalçın yapmıştı: "Mehmet Akif'in hayatı, eserlerinden çok daha muhteşem bir şiirdir..."
63 yıllık ömründe Akif, gerçekten muhteşem bir şiir gibi yaşadı. Her mısrada, her beyitte, her kıt'ada İslam ahlakıyla millet idrakini bütünleştirdi.
Bu sentez, yeni bin yılın başında iftiharımız olduğu kadar mücadele azmimizin de kaynağıdır.