Yılın son iki yazısında bazı geleneklerimiz vardı. Önce bir sonraki yılın dünya ekonomisine bakardık. Sonra çıkan yılın genel bir değerlendirmesini yapardık. Yeni yılın ilk yazısında ise Türkiye ekonomisi için tahminlerimizi verirdik.
Türkiye'de Aralık ayının ekonomi trafiği çok hızlı gelişti. Birbiri ardından fevkalade önemli kararlar geldi. Mecburen bir değişiklik yapıyoruz. Olağan konularımızı daha sonraya bırakıyoruz.
IMF direktörler kurulu Türkiye'nin 9 Aralık 1999'da yolladığı "Niyet Mektubunu" bu hafta onayladı. Böylece altı aydır nice spekülasyonlara konu olan "Standby Anlaşması" yürürlüğe girdi. Sağolsun internet. Hemen Merkez Bankasının sayfasına girdik. Niyet mektubunu ingilizce ve türkçe kendi bilgisayarımıza çektik. Heyecanla okuduk. Önemi nedeni ile ekonomi bölümü ile sınırlı kalmadı. Birinci sayfaya kadar çıktı. Sanırım hepiniz izlediniz.
Niyet mektubunun ayrıntıları en karamsarları bile sanıyorum etkiledi. Programın teknik olarak dört dörtlük olduğu iyice ortaya çıktı. 2000 yılı hedeflerinin gerçekleşmesi beklentisini arttırdı.
Mektupta bilmediğimiz ne var? Aslında pek bir şey yok. Getirilen önlemlerin tümü kamuoyunda uzun süredir tartışılıyor. Bu sütünda hepsine geçmişte şu yada bu şekilde değindik.
Türkiye ekonomisinin sorunu çözümlerin bilinmemesi değildi. Siyasetçiler, bürokrasi, iktisatçılar, hatta sıradan vatandaş, herkes sorunları ve çözümlerini azçok biliyordu.
Ama bilmek yetmez. Eyleme geçmek bambaşka bir iştir. O aşamada aniden kıvırtmalar başlıyordu. Herkes yapılması gerekenlerin bazılarına itiraz ediyordu. Neticede hiç bir şey yapmadan bekliyorduk.
Türkiye garip bir ülke. Bekledik, bekledik, sonra hepsini birden yapmaya karar verdik. IMF ile de anlaşarak kendimizi iyice bağladık.
Türkiye'nin geçmişten çok sabıkası var. Anlaşmayı yapıyor. Fakat yarı yolda vazgeçiyor. Daha ilginci, hemen vazgeçtim de demiyor. Yaptıklarını şu yada bu şekilde IMF'den saklamaya çalışıyor. Ama adamlar artık deneyimli. Gerekli tedbirleri baştan alıyorlar. Örneğin bizde bütçenin fazla anlamı olmadığını biliyorlar. Çünkü hükümetler bütçe dışında bir sürü harcama yapma olanağına sahipler.
Dolayısı ile anlaşma kamu dengesini çok ayrıntılı şekilde tarif ediyor. Konsolide bütçeye dört önemli fonu, sekiz KİT'i, işsizlik sigortası fonunu, sosyal güvenlik kurumlarını ekliyor. Bütün bunların toplam açığına kısıtlama getiriyor.
Fakat orada da durmuyor. "1 Kasım 1999'dan sonra kurulan tüm yeni kamu kurum ve fonlarının" açıklarının da ekleneceğini özellikle belirtiyor. Neden? Bizimkiler anlaşmanın getirdiği harcama kısıtlamalarından kurtulmak için yeni kurumlar kurup harcamaları oraya aktarmasından diye.
Sizin anlayacağınız IMF bu kez işi sağlam kazığa bağlamış. Hükümetin ve bürokrasinin tüm muhtemel cinliklerine karşı tedbir almış. Bütün bunlar enflasyonla mücadele programının başarılı olması ihtimalini yükseltiyor. Anlaşmanın ekonomide çok olumlu sonuçları olacağına kesinlikle inaniyoruz. Hayırlı olsun.
https://www.ibun.edu.tr/akat