


Yatırımcı olarak önüm kapalı..
Şu sıralarda kafam hükümetimizin saldığı yeni vergilere takılı.. Hangi gazetede vergi haberi varsa, başına çöküp didik didik okuyorum.. Ekonomiye düşkünlüğümden değil hükümetimizin işlerine meraklı olduğumdan..
Karadır gözleri karadır kaşı.. Arasan cihanda bulunmaz eşi Başbakanımız'ın içine sindiremeden saldığı vergilerin ucu nereme kadar dokunuyor, diye meraklardayım..
Üç gündür Necati Doğru'yu kolluyorum ki akıl danışayım.. Lakin denk getiremiyorum.. Necati Doğru yazıları gibi hayatta da düzgün adam, sabah gelir işine hava kararınca da çıkar gider.. Benim ise uykuya düşkünlüğüm malum..
ooo
Üstelik kış geldikten sonra daha bir azıttık.. Havanın yağışlı, puslu olmasını fırsat bildik.. "Rüzgarlı günün kuytusu, yağmurlu günün uykusu iyi olur.." deyip kafayı yastıklara iyice gömdük..
Bu zaafımızı bilmeyen, söylemesi ayıptır "kış uykusuna yattığımızı" sanıp insanlığımızdan şüphe edecek..
DVD iyi birşey mi?
Uzatmayalım.. Necati Doğru'nun mesai bitirdiği saatlerde biz hâlâ kahvaltı yaptığımızdan kendisini bir türlü göremedik.. O yüzden kendi aklımıza kaldık..
Görseydik "Yediğin hurma olayım, koluna burma olayım.." diye yakarıp hükümetimizin DVD'ye vergi salıp salmadığını soracaktık..
Benim kültürü ansiklopedi çatlatan okurumun kısm-ı umumisi DVD nedir, diye sorulduğunda esas duruşa geçip cevabını şak diye verir.. Ama ben yine de yazayım ki diğer gazetelerin okurları da sebeplensin..
Efendim DVD dedikleri nesne bir tür kompakt disk.. Sinema filmlerini bu disklere kaydediyorlar.. Video teyp gibi bir aleti var.. Diski oraya takıp filmi seyrediyorsunuz..
Aynen video kaset gibi ancak dijital ve kapasitesi yüksek olduğundan filmlerin kaydedildiği diskete başka şeyler de yükleniyor.. Mesela filmin nasıl çekildiği gibi.. Yönetmen ve oyuncuların tanıtımı gibi..
Ses olarak da birkaç seçeneği var, istenen İngilizcesinden izliyor, isteyen İtalyanca veya Fransızcasından..
Onbeş onaltı dile kadar altyazısı da var.. Benim gibi, onbeş onaltı dilden hiçbirini konuşamayanlara kolaylık.. Görüntü de cam gibi kaliteli..
ooo
Benim bu DVD işine nereden dadandığımı sorarsanız "Sebebim Nebil Özgentürk oldu.." derim.. Hani röportajlarından tanıyıp, "Bir Yudum İnsan" adlı belgesel programının tiryakisi olduğunuz Nebil Özgentürk..
Bu arkadaşımız kendine Bebek'te doğup büyümüş süsü verir ama aslen Adanalı'dır.. O yüzden de acılı kebaba düşkündür.. Bir ocakbaşına gidildiğinde önce bütün kebap çeşitlerinden birer porsiyon yer, hepsinin tadını test ettikten sonra "ana yemek" olarak ne yiyeceğine karar verir..
Bu yöntem sayesinde iyice semirdi, kilolandıkça kilolandı..
İyi de işinin bir parçası da televizyonla olduğundan görüntüyü kurtarmak lazım.. Gidip kendine bir entel gözlüğü yaptırdı.. Hem de camın en incesini buldurdu ama what fayda! O kadar kilodan sonra entel gözlüğü dahi pehlivan kesimi görüntüsünü kurtarmadı..
Aksine Nebil'i Boğaziçi Üniversitesi'nden burs kazanmış Kırkpınar başpehlivanına döndürdü.. Çocuğu haliyle bir telaş bastı, zayıflama derdine düşüp spor saatlerinde peşime takılmaya başladı..
Biz de tutup bunu ping pong oyununa alıştırdık..
Önce bedavasına, sonra çayına kahvesine oynadık.. Ardından pastasına oynamaya başladık.. Bir eyyam beslenmesine katkıda bulunduk.. Yeni müşteri olduğundan "ayağı alışsın.." diye yeniliyoruz ki buna argoda "zarflama tekniği" derler..
Oğlanı zarflayıp duruyoruz ama içimizde kötülük olduğundan değil, ekonomik sıkıntılardan.. Derken bunu bir hırs bastı.. Yeniliyoruz ya! Bizimkini gayri çay, kahve de kesmez oldu.. Tarifeye zam istiyor..
Neyine oynayalım, derken aklımıza DVD'sine oynamak geldi..
Yalan olmasın.. İki ayda 50 kadar DVD'nin tahsilatını yaptık.. Bir o kadar da DVD borcunu sildik.. Hatta Kemal Yıldırım ile aramızda "Ben oynayacağım, sen oynayacaksın.." kavgası bile çıktı..
Nebil'i o da keşfetti.. Gömleğine, kravatına oynayıp üstüne başına şekil yapmak istiyor alçak! Üstelik bazen kendimizi kaybedip, Nebil'in önünde "Önce ben gördüm.." kavgası yapıyoruz.. Bu kavgaya tanık olan müşterimiz de aklını başına devşireceği yerde daha da hırslanıp tarifeyi yükseltiyor..
Ortağım aç gözlü çıktı..
Sonunda Kemal ile anlaştık.. Nebil'i ilk gören kimse o gün o oynayacak ancak hasılattan diğerine pay verecek.. Şu anda Nebil'den 26 adet DVD, Kemal'in hissesinden de bir pantolon ile üç gömlek alacağım var..
Tabii Nebil'i de düşünüyoruz.. Aldığı DVD'lerin fişini ona bırakıyoruz..
ooo
Arada sırada ona da kazandırıyoruz.. Kazandırmaya karar verdiğimiz zaman da "Ayrıca bir pastasına.." deyip tarifeye ekleme yapıyoruz.. Bu da stratejik bir zaruret..
Pastaları yedirelim ki kilosunda eksilme olup, ayağı spor salonundan kesilmesin..
İşin teknik tarafı bu.. Ne var ki elimizde biriken DVD'ler yüzünden endişelenmeye başladım.. Hükümetimiz tutup "Evinde DVD'si olana şu kadar ek vergi.." derse gafil avlanacağız..
DVD'ye vergi mi olur, demeyin sakın.. Osmanlı'nın vergi geleneğinden üretilen fıkralarda adı İbiş olandan alınan "İbişlik vergisi" bile var.. DVD vergisi neden olmasın?
Üstelik DVD gelirimizin daha da büyüyeceğine dair işaretler alıyorum..
Nebil dünkü maça yanında Hakan Aygün'ü de getirmiş.. Birkaç set oynadık, yine ayağı alışsın diye bir set verdim..
Oyundan sonra da "Sen bu işin tekniğini iyi biliyorsun.." diye giriştim lafa..
"Ben anamın ilkiyim, dağda gezen tilkiyim.." siyaseti güttüğümden "Oyunuma alıştığında beni rahat yenersin.." diyerek ilk yatırımı yaptım..
Baktım ki o da kafa sallıyor.. Yani maddi durumu müsait..
Fakat bu işi tek başıma yapmaya kalkarsam yorucu olacak.. Kemal'i kadrolu olarak yanımda çalıştırmayı düşünüyorum.. Yeni müşteri getirirse Nebil'e de pay vereceğim..
Ama önce şu vergi konusunu netleştirmeli..