kapat

26.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
microbanner
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


2004'e doğru...

Yılın, yüzyılın son pazar yazısı bu... Önümüzdeki hafta, bir başka yüzyılın tarihini taşıyacak. Aradan geçecek birkaç gün, insan psikolojisinde sanki kocaman bir zamanı bir çırpıda aşmak gibi yansıyor.

Bir hafta sonra, topu topu bir haftalık yol almış olacağız. Fakat bu bir hafta, herhangi bir bir hafta değil. Yeni binyıla, daha tumturaklı deyimle yeni bir "millenium"a giriyoruz. Düşünün ki, 1000 yıl önce, Anadolu'ya ayak basmamıştık bile...

Aradan geçen 1000 yıl içinde, Anadolu'ya ayak basıp yerleşmek ne kelime; Orta Avrupa içlerine kadar sarktık. Makedonya'da kaldığımız süre, İstanbul'da yaşadığımızdan daha fazla. Bosna'ya Trabzon'dan daha önce sahip olduk. Çoğunlukla, Avrupa topraklarında oturduk...

Sonra 200 yıl kadar bir süre, bugünkü sınırlarımız içine doğru büzüldük. Yüzyıla başka bir devlet yapısı içinde girdik; 100 yıldan bir başka devlet yapısıyla çıkıyoruz. 1000 yılın son 75 yılını, esaslı aidiyet sorunlarını çözemeden geçirdik.

Oysa, yeni 1000 yıla -hadi daha mütevazi olalım- yeni yüzyıla, gayet "net perspektif"le giriyoruz. Önümüzde, bizi, aşıp geçmeye teşvik eden "Avrupa çıtası" dikildi. Net biçimde "Avrupa perspektifi"ne sahibiz. Önümüzde hızla, bilinçli ve çalışkanca alınacak bir mesafe var. Bu anlamda, Başbakan Bülent Ecevit'in 2004 yılını "tam üyelik" hedefi olarak dikmesi doğrudur, ayrıca gerçekçidir de...

Hafta içinde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen, Alman Berliner Zeitung gazetesinde bir demeç verdi ve "Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'ye yakılan yeşil ışık, Türkiye'de bir barajın duvarını yıkacak ve şu ana kadar bu duvar arkasında birikmiş reform sürecinin büyük bir şiddetle akmasını sağlayacak" diyerek, Türkiye ile AB arasında üyelik müzakerelerinin kısa sürede başlayabileceğini belirtti.

AB ile üyelik müzakereleri açısından "birinci grup" ve "ikinci grup" diye adlandırılan ülkeler var ama Helsinki kararlarına göre "giriş sırası" yok. Olmadığını, Verheugen, söz konusu demecinde de vurguladı. Yani, Türkiye, büyük bir hızla ön alabilir ve birkaç yıl içinde Avrupa'nın en önemli ülkelerinden biri haline pekalâ gelebilir.

Helsinki kararının lâfzı dikkatle okunur ve dahası ruhu kavranırsa, Kıbrıs ve Ege'ye saplanarak körelen ve "stratejik düşünme" yeteneğini kaybeden beyinlerin itirazlarının anlamsızlığı da anlaşılır.

Zira, bu anlayış, ağızlarından çıkan her cümle tersine olsa da, özünde Türkiye'yi küçük görmekten ve kendine güvensizlikten kaynaklanıyor. Türkiye, Kıbrıs Rum kesiminin ardında kalacak ülke mi? AB üyeliğine, Türkiye ne kadar yaklaşırsa, Kıbrıs konusunda söyleyeceği sözün ağırlığı da o kadar artar.

Bunu Verheugen'in, Helsinki öncesinde Türkiye'nin "adaylığı" ve niha” olarak "üyelik perspektifi"ne yeşil ışık yakma gerekçesini şu sözlerinde bulabiliriz: "Burada en önemli gerekçe ise, Türkiye'nin demokratik bir hukuk devleti olmasının, biz Alman ve Avrupalıların öteden beri çıkarları doğrultusunda olmasıdır. Zira Doğu Avrupa'da sürekli güven ve istikrar ortamının sağlanması da menfaatimiz doğrultusundadır."

Bu arada, The New York Times gazetesi, çarşamba günü Romanya'nın feci ekonomik durumu ile ilgili bir birinci sayfa yazısı yayınladı. Kişi başına düşen gelir ayda 80 dolar. Nüfusun üçte biri günde 2 doların altında yaşıyor. Son anketlerde, yüzde 61'lik bir oran Çavuşesku döneminin daha iyi olduğunu bildirecek derecede umutsuzluğa kapılmış vaziyette.

Elinizi vicdanınıza koyun: Türkiye, AB yolunda, bu Romanya'nın gerisinde kalacak ülke mi? Bulgaristan'dan geride kalabilir mi? Slovakya, Estonya, Malta ile adı birarada anılırsa, tarihine, coğrafyasına, müthiş bir dinamizm taşıyan insan gücüne ayıp olmaz mı? "2020 yılında belki" ya da "Bizi almazlar" gibi sözler, sadece aşağılık duygusunun ifadesi olmakla kalmıyor; iddiasızlık ve vizyonsuzluk ifade ediyor.

Kendini 2004 hedefine göre ayarlayamayanlar, siyaset sahnesinde hacivat-karagöz oyunu ile ömür tüketirler.

Türkiye için iyimseriz. Türkiye, 2000'ler için iyimser zaten...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır