Girdim ki, Mudo'nun garajına, bir masa donatılmış.. Fenerliler masası.. Efendim Mudo, Maslak'taki garajı dört misli büyütmüş.. Üst katı da eklemiş. Burada plak, kitap reyonları, hediyelik eşya ve ev eşyaları reyonu açılmış.. Aşağısı artık sadece giyim..
Fiyatlar, Garaj'ı bilen bilir, inanılmaz ucuz..
Yılbaşı öncesi hediye almak için birebir bir dükkan..
"Açılış için iftar yemeği düzenledim" dedi..
Kalktık gittik.. Kafe bölümünün ortasındaki uzun masa işte o masa..
Tam karşımda Abdullah Kiğılı ve Aykut Hamzagil..
"Vay Fenerliler masası" dememe kalmadı, Sakıp Ağa da orda değil miymiş?..
"Al sana Adana" diye bir dürümü elime sıkıştırmaz mı?..
Ağam da acı Fenerlilerden.. Herhalde "Ye şunu da sus, derdimizi deşme demeye getiriyor olmalı" dedim, kendi kendime.. Isırdım dürümü.. Dünyanın en ünlü Adanalısı, adama "Adana" verirse bir bildiği olmalı.. Enfes..
Atilla Türkmen geldi az sonra.. "Ben artık Galatasaraylı oldum. Bu dönekliğimden de gurur duyuyorum" diye..
Acıların çocuğu olmaktan bıkmış..
Halit Ağabey de ardından görünmez mi?.. Kıvanç!.
"Ben artık Galatasaraylıyım" diye.. Ama o Fener'i bırakmadan Galatasaraylı olmuş.. Yarın Beşiktaş patlarsa, Beşiktaşlı da olacakmış.. "Bu yaştan sonra, sevinmenin yolu bu" diyor..
Karınlar doyup, şakalar bitince iş ciddiye bindi..
Şenes Erzik orda.. Gürbüz Refiioğlu orda.. Emin Ağa (Cankurtaran orda..)
Bunların hepsi başkanlık için adı geçenler..
Sakıp Ağa oralı değil hiç.. Aklının köşesinden geçirmiyor..
Şenes Erzik "FİFA ve UEFA'daki görevlerimden sonra, Fenerbahçe Başkanlığı mümkün değil" diye kestirip atıyor..
Gürbüz Refiioğlu çok istenen adaylardan ama, "Kesinlikle olmam" diye dayatıyor..
"Ya siz" diyorum, Emin Cankurtaran'a..
"Zor" diyor..
"Gerçek Fenerlilik zor günlerde belli olmaz mı" diyorum..
"Haklısın" diyor..
"Haklıyım ya" diyorum.. "Bugünlerde, darmadağın görünen tüm Fener camiasını toparlayacak, adına kimsenin itiraz etmeyeceği, hem saygın, hem işi bilen biri gerek.. Camiada sizin adınız bu şartlara uygun olarak dolaşırken görevden kaçabilir misiniz?.."
Ne hissediyorum biliyor musunuz?..
Emin Ağa, bu kriz geçene, sular durulana, son günlerdeki moda deyişle rehabilite edilene kadar, geçici bir süre önerilecek başkanlığı kabul edebilir..
Mudo "İftardan sahura kadar" diyor ama, konuklar yavaş yavaş kalkıyorlar.. Ben de dükkanı gezmeğe çıkıyorum.. Kitapçı bölümü harika.. Bir saatim geçiyor.. Milliyet yayınlarına 20 milyon sayıyorum, bir küfe kitap için.. Ne güzel kitaplar ve ne ucuz?..
Hediyelik ev eşyalarına yönelirken baktım Bay Vitali.. Elinde bir garip alet..
Mudo'ya soruyor..
"6.5 milyon lira, ucuz da, ne işe yarar bu.."
"Ah Bay Vitali ah" dedim.. "Bizim Holly böyleydi.. Amerika'ya dönen arkadaşlarının Garaj satışlarından garip şeyler alır gelirdi, ne işe yaradığını bilmeden.. `Ucuzdu aldım' derdi, sonra oturur düşünürdük, ne işe yarar diye.."
"Biz Musevilerde bir söz vardır" dedi, bay Vitali.. "Babam öldü, demiş.. Neden demişler.. Yemek çok ucuzdu demiş.."
Yemek ucuz da değil, bedavaydı ve harikaydı.. Bu kadar sürece girip çıkan yüzlerce insana Abdullah Usta o leziz Adana dürümleri, içli köfteleri ve o sıcak künefeleri nasıl yetiştirdi anlayamadım..
Harika bir gece geçirdik Mudo'nun Garajında..
Kendinize bol vakit ayırın.. Alıcı değil, avcı gibi dalın içeri.. Köşede bucakta öyle ilginç, öyle güzel şeyleri öyle ucuz bulacaksınız ki?..
Ve de yılbaşı öncesi erken gidin..
İnsanlar Mudo garajda alış veriş yapmıyor, adeta talan ediyor.. En çok çeşit, en erken!..
Askerlik!..
Ömer Yeşilyurt aradı.. Sedat Peker'in avukatı..
"Sedat Peker iki kez askerlik için başvurdu, ikisinde de talebi reddedildi. Rahatsızlığı, `Agresiv davranış bozukluğu.." dedi..
Oral Çelik'in rahatsızlığını Milli Savunma'dan off the record öğrendim. Bel fıtığı ameliyatı geçirmişmiş.
Adnan Hoca Müritlerinin listesi 19 Kasım'da İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden alınmış. Teker teker soruşturuluyormuş. Soruşturma bitince kamuoyuna açıklama yapılacakmış.
FIKRA
Birinci sosyetik kadın:
-Sizinle 15 yıl önce karşılaşmıştık, gene böyle bir kokteylde..
İkinci sosyetik kadın:
-Harika bir hafızanız olmalı..
Birinci:
-Pek değil, isimler ve yüzleri pek hatırlamam, ama elbiseleri asla unutmam.
Anılarda yaşamak..
Anılarla yaşamak!..
Neler vardı kafamda gazeteye gelirken sizlere yazmak için.. Odama girdim, bilgisayarımı açarken Yasemin süzüldü içeriye.. Genelde müzik setine bir CD koyar.. Bugün televizyonu açtı.. Böyle yaptığı zaman bilin ki önemli bir haber vardır, duymuştur..
Hayır.. Bir kaset koymuş videoya.. Önce sesi duydum, sonra kafamı kaldırdım.. Ve kafamdaki her şey uçup gitti.. Ben daldım gittim..
Aklım başıma geldiğinde "Nerden çıktı bu kız" dedim..
Evde olmadıkları zaman programları kaydediyorlar, sevgili eşi, benim gizli müzik asistanım Can'la.. Bir yığın kaset birikmiş.. Gece onları ayıklarken bakmış bu kasetin üzerinde "Kesinlikle silinmeyecek. Hıncal Bey'e" diye not var..
Yıllar önce kaydetmiş, unutmuş..
Üç Tenorlar konseri.. Pavarotti.. Domingo.. Carreras!..
1994!..
Dodge City Stadyumu, Los Angeles!..
Dünya Kupası Konseri..
1990 Dünya Kupası Konseri öyle bir efsane olmuştu ki, 1994'te de bir konser gelmişti, Dünyanın en büyük üç tenorundan..
1990 konserinden son dakikada haberdar olmuş, FİFA üyesi Necdet Çobanlı ağabeyimden yardım istemiştim..
Necdet Ağabeyle ertesi gün Roma'daki otelinde buluştuk.. "Biletler altı ay evvel tükenmiş" dedi..
Konserin verileceği Caracallas'a en yakın yerde bir restoran bulduk, televizyonlu.. Televizyonun en önündeki masayı ayırttık.. Aachen'de yaşayan Sevgili Arkadaşım Taşkafa Vural (Gürsoylu), bir de Mustafa Denizli Hocam.. Televizyondan izleyecek havayı koklayacağız..
Konser başladı, az sonra bizden başka kimse kalmadı, restoranda.. Sandalyeler masaların üzerine kondu.. Tüm ekip bizi bekliyor, dükkanı kapamak için.. Vural ayıp olmasın diye birbiri ardına şampanyalar ısmarlamaya başladı. Üç kişi şişeler dolusu içecek halimiz yok ya.. Patrona, şeflere, garsonlara, komilere ısmarlıyoruz ki, konser kesilmesin..
Bu defa altı ay evvel ben aradım, Necdet Ağabeyi.. Rezervasyonumu yaptırdı..
Bütün Amerika'nın "Once in a life time- İnsan yaşamında bir kere olur" dediği konseri bu kez "Ben de oradaydım" diyerek izledim..
Konserde bir bölüm vardı.. "Hollywood'a saygı" diye.. Dünyaca ünlü müzikallerden bir demet sundular.. Singing in the rain ile biten..
Filmin baş oyuncusu, o zaman 80 yaşında olan Gene Kelly en ön sırada oturuyordu.. Sahnedeki dev ekrana onu verdiler.. Buğulu gözlerle kendi şarkısını dinliyordu.. Dünya sinemasının en unutulmaz dans sahnesinin yıldızı, anılarına, gençliğine dönmüştü, belli..
Şarkı bittiğinde üç tenor birer adım öne çıkarak Gene Kelly'yi alkışladılar. Kelly yanındaki kızına tutunarak ayağa kalkabildi ve tenorları selamladı. Gözleri artık buğulu değil, yaşlıydı..
Gene Kelly ağlıyordu.. Hepimiz ağlıyorduk..
Tribünler alkıştan inliyordu..
Odamdaki televizyonda Gene Kelly'nin gözlerine çok dikkatle baktım bu kez.. Şarkı boyunca tüm yaşamının önünden gelip geçtiğini okudum o gözlerde.. O buğuların, o yaşların arkasında..
Gene Kelly mutlu muydu bilmem.. Ama gururluydu.. Arkasında, mutlu yaşanmış, zaferlerle süslenmiş yıllar bıraktığını biliyordu.. Unutulmazlar arasına karıştığını biliyordu.
Gene Kelly şimdi yok.. Yaşlı ve hasta vücudu daha fazla dayanmadı.. Geçen sene öldü!..
Yasemin'in sabah sabah videoma taktığı bant, onun son zafer gecesiydi!..
TASLAR
AB'ye giriyor muyuz ne? Türkiye için iftihar vakti.
Milenyuma girerken...
Çok değil 1 hafta sonra yepyeni bir yıla giriyoruz. Ama bu yeni yıl öncekilerden oldukça kıdemli. Hem yüzyılın hem de bin yılın başı. Yani hem yüzbaşı, hem binbaşı.
Bu yeni yılın bir de göbek adı var "milenyum yılı."
Milenyum, yani halk arasındaki adıyla "öyle mi len yum", bin yıl demek. Zaten bunu bilmeyen kalmadı son bir yıldır. 1999 boyunca herşeyin başına milenyum koyduk. Milenyum herkesin dilinde yer etti. Bir kişi hariç; Kamer Genç. O milenyumu bir çiçek adı sandığından ne olur ne olmaz diye cümle içinde kullanmaktan kaçınıyor bu aralar.
Bu sene yılbaşı kutlamaları her zamankinden farklı olmalı. Boru değil, yeni bir bin yıl başlıyor. Bu yüzden size alternatif milenyuma giriş yolları hazırladık. Böyle buyrun lütfen.
Çevresi geniş biriyseniz hemen "Yılbaşı gecesi büyük bir deprem olacakmış. Bir hindi sürüsünün tamamı kendiliğinden pişmiş" diye deprem söylentileri yayın. Sonra da herkesin dışarı çıkmasından yararlanıp gidin dilediğiniz mekanda rahat rahat yeni yıla girin.
Oğlunuzun evine gidip çiçek sulamak da bir yol tabii. Yalnız çiçekleri sulamadan önce "Kımıl ve Kamer Zararlıları"na karşı ilaçlamayı unutmayın.
İstanbul Müftüsü "Yılbaşı gecesi içki oruç bozmaz" dedi diye abartıp alkol komasına girmeyin. Zurna gibi olup da mahyaların üstünde yürümeye kalkarsanız yeniyıla en iyi ihtimalle acilde girersiniz, ona göre.
Acil dedik de, yeni bin yılı hastanede karşılamak da bir yol olabilir. Milenyum bebeğini kaşla göz arasında kaçırdınız mı köşeyi döndünüz. Yok onu yapamadınız, siz de SSK'yı ilk öperek kutlayan olursunuz fena mı?
Daha önünüzde 1 hafta var. Acilen bir suç işleyin ve Kartal Cezaevi'ne girin. Ne de olsa ülkenin tüm "ileri gidenleri" orada. Salıverilmeleri de an meselesi. Fırsat bu fırsat tanışıp aleme girin. Hayatınız kurtulsun.
Eğer Fenerbahçeliyseniz Dereağzı'nda "Zeman'e Gençleri"yle birlikte futbolcu yumruklayarak ya da Fener Alayı izleyerek de kutlayabilirsiniz bu özel geceyi.
"Bin yıl benim neyime? Bir yıl neyimize yetmiyor" diyerek milenyuma girmemezlik etmeyin. Ne yapın edin, girin. Milenyuma giren 100 milyonuncu kişi olursanız sürpriz hediyeler sizi bekliyor, haberiniz olsun.
Bekarsanız ve de sevgiliniz yoksa hemen karşı cinsten birini ikna edin. Zira AB, "Milenyuma damsız girilmez" şeklinde bir genelge yayınladı. Koca Avrupa yeni çağa girer siz elde kokoreç dışarıda kalırsınız sonra.
Sakın ha eskiden yaptığınız gibi yılbaşı gecesini gökyüzüne aval aval bakıp Noel Baba bekleyerek geçirmeyin. Bu sene Noel Babaların tamamı deprem bölgesine gidecek. Eee Devlet Baba "No el" deyip el uzatmazsa tek çare Noel Baba.
Cebinizdeki 10 milyonun sıfırlarını sayarak moralinizi bozmayın. Tüm kederleri ardınızda bırakıp bol sıfırlı bir yılda hayata sıfırdan başlayın. Ve Yılbaşı gecesi 12'ye 1 kala, eski bin yılın son dakikasını, nerede olursanız olun, el ele, kol kola, milletçe birbirinizi anlamaya, dinlemeye çalışarak geçirin. Belli mi olur, bakarsınız milenyuma nasıl girerseniz önünüzdeki bin yıl da aynen öyle geçer.
e-mail: halanutku@hotmail.com
LAFLAR
Hayatta hiç yenilmemiş insan korkak demektir.
Anonim (Teşekkürler Onur)