Yıkılmadı ayakta!
Ben daha bir hasta Ebru bekliyordum. Ne bileyim oturan, başında doktor, yanında hemşire olan bir Ebru. Nerdeee? O yine bizim bildiğimiz, bıraktığımız Ebru. Kıpır kıpır, hareketli... Neşeli, esprili, canlı, iradeli, hırslı...
RÖPORTAJ bittiğinde, "Yeni sevgilini açıkladığın için çok teşekkür ederim Ebru" dedim. Ameliyatlı başını aniden çevirip, gözlerini kocaman kocaman açtı ve "Ne sevgilisi, ne açıklaması abi" dedi.
Ben de, "Hatırlamıyor musun Ebru? Beyninden iki ağır ameliyat geçirdin, çok normal" diyerek gülmeye başlayınca, kahkahayı patlattı.
Maşaallah çok iyi gördüm Ebru Gündeş'i...
Kameraların önünde geçirdiği ve tüm Türkiye'yi üzen görüntülerin ve beyin kanamasından üstünden tam 24 gün geçti.
Bu 24 gün içinde Ebru Gündeş, kendi deyimiyle öbür tarafa gitti, geldi. Ameliyat oldu, yoğun bakımda yattı. Biz basın mensupları onun hastane odasında bir kare fotoğrafını çekebilmek ya da satın alabilmek için büyük bir yarışa girdik. Her dakika "Ebru ne dedi? Ne istedi?" diyerek hastaneyi abluka altına aldık. Arkadaşlarımız iki hafta boyunca hastanede yattılar, tüm gelişmeleri izlediler.
OTURUP DERTLEŞMEK İSTEDİ
İlk günlerin aksine her geçen gün ondan iyi haberler almaya başladık. Ama bu arada dedikodu çarkını da çalıştırdık. "Reklam için mi acaba? Yoksa uyuşturucu mu?" diyerek, 25 yaşındaki, omuzlarında hayatın tüm yüklerini taşımaya çalışan kıza çamur atmaya kalktık! "Saçları kazınmamış. Yok canım ameliyat olmamış. Kaseti için reklam yapıyor" dedik.
Peki bunların hangisi doğru, hangisi dedikodu? Ebru, bu 24 gün süresince neler yaşadı? Kameraların önünde beyin kanaması geçirirken neler hissetti? Yoğun bakımda neler oldu? Ölmekten korktu mu?
İşte bunların cevabını Ebru Gündeş'in kendi ağzından ilk defa burada okuyacaksınız. Sağolsun Ebru, beni kırmadı ve kendini iyi hissettiği şu günlerde oturup dertleşmek istedi.
Levent'te iş yerinde buluştuk Ebru'yla. O benden önce gitmişti. İçeri girer girmez karşıma çıktı. Öyle bir sarıldık ki birbirimize, anlatamam. O sahneyi görmenizi isterdim. "Çok özledim seni, sizleri" diyerek bir iç çekti. "Allah'ıma şükürler olsun. Yine beraberiz. Dedikodu yapsan da, aşklarımı açıklasan da, tüm özel hayatımı gözler önüne sersen de seni çok seviyorum. Ben bu hayatı seviyorum. Yaşadığımı hissediyorum. İyi ki geldin" dedi.
Ben daha bir hasta Ebru bekliyordum. Ne bileyim oturan, başında doktor, yanında hemşire olan bir Ebru. Nerdeee? O yine bizim bildiğimiz, bıraktığımız Ebru. Kıpır kıpır, hareketli... Neşeli, esprili, canlı, iradeli, hırslı... Sadece başını hızlı döndüremiyor, o kadar.
Oturduk ve başladık konuşmaya... Yeni şarkılarını söylerken önce elini başına götüren, daha sonra kocaman siyah gözleriyle arkadaşına bakıp, başının döndüğünü işaret eden ve gözleri kayarak diklemesine yere düşen ve tüm Türkiye'yi üzüntüye boğan Ebru Gündeş'le 24 gün sonra dertleşmeye başladık...
* Anlat bakalım Ebru, o gün ne oldu?
- Basın toplantısında hiçbir şey yoktu. Gayet düzgündüm. Ne başım ağrıyordu, ne başka bir şey olmuştu. Yalnızca bir ağrı vardı ama saç takmıştım, 'herhalde o yapıyor' diye düşündüm.
* Peki daha önce var mıydı böyle bir şey?
- O günden, üç gün öncesinde baş ağrısı çekmeye başladım. Aslında hiç başım ağrımaz. Sürekli anneme söylüyordum. İlaç alıyorum fazlaca kesmiyor. O üç gün önce de burun kanaması yaşadım ama çok değil. Bir-iki damla. Anneme gidiyordum hatta. Bir-iki damla mendile geldi ve çok şiddetli baş ağrıları yaşıyorum ama hiçbir şey kesmiyor. Hazırlandım stüdyoya gideceğim, saç taktık, buram da (ensesini gösteriyor) bir ağrılar var ama saç herhalde çekiyor diyorum. Ropörtajları yaparken hiçbir halsizliğim yoktu. Stüdyoya girene kadar hiçbir şeyim yoktu. İlk şarkıyı söyleyene kadar hiçbir şeyim yoktu. Fakat, ikinci şarkı başladı, hafif yorgunluk hissi geldi. Ondan sonra başım döndü ve sonrasını hatırlamıyorum. Perde geldi gözüme.
* O anı hatırlatmak zorundayım Ebru. Lütfen biraz zorlar mısın. Tam ne oldu?
- Bunu ben kaç gündür annemle de konuşuyorum. Ne oldu da böyle bir şey oldu diye. Başım döndü, insanlara çaktırmak istemedim. Beni koltukta yatırıyorlardı, orada ayıldım. Sonra abim aldı, dışarı çıktık, hava alınca kendime geldim. Üstümdeki kısa kolluydu, üşüdüm biraz. Arabanın içinde doktorum Ayhan Bey vardı, onun kucağındaydım. Fakat onun yüzünü göremiyordum, gözümde perde vardı. Fakat, konuşuyordum. Ama yüzünü göremiyorum, sesini duyuyorum. Gözlerim açık. Ayhan'ı görmek istiyorum, fakat göremiyorum. Ayhan 'Ben ölüyorum' dedim. Onu çok iyi hatırlıyorum. Hiç aklımdan çıkmıyor. 'Tamam Ebru hastaneye yetişeceğiz' dedi. Sonra istifra ettim. Başka hiçbir şey hatırlamıyorum.
* Peki o gün neler geçti aklından?
- Hiçbir şey geçmedi. Ne ses duyuyorum, ne bir şey. Gözler de kapalı. Kendimde değildim. O gün koltukta yatarken insanların seslerini duyuyorum. 'Kaldıralım yürütelim' diye.
"NE OLDU" DİYE SORDUM
* Ama gözlerin yine kapalı.
- Yine kapalı. Çok ciddi söylüyorum. O tarafa gittim, geldim. Beni kabul etmediler yukarıdan. Bir dahaki sefere inşallah dediler.
* Sana daha 25 yaşındasın, söyleyecek çok şarkın mı var dediler?
- Ne bileyim. Enteresan bir psikolojiye girdim bu olayı yaşadıktan sonra."
* Peki tüm bu olaylardan sonra hayata bakış açın ne oldu?
- Bomboş. Eskiden bazı şeyler için çabalarım vardı. Ama şimdi hiçbir şey yok. Çünkü o kadar anlık ki herşey. Yoğun bakımda yaşadığım altı gün çok fazla bir şey yoktu. Geri kalan dört gün kendimdeydim. Çok yoğun ağrılar yaşadım. Gece ağrılarım oluyordu."
* Hastaneye giderken kendinde miydin?
- Gözlerimi açamıyordum. Duyuyordum ama göremiyordum. Anjiyolar filan yapılmış. Benim hiç bilincim yerinde değildi. Beni başka hastaneye götürmüşler. Hiç bir şeyin, hatta ameliyatın farkında değildim. İlk acile gittiğimiz zaman ki, onları hafif hatırlıyorum. Sonra asansöre götürüyorlardı. Yengem ağlıyordu. O bendeki son resimdi.
* O an "öldüm mü?" diye düşündün mü?
- 'Ne oldu bana' diye sorduğumu hatırlıyorum. 'Hiçbir şey. İyi olacaksın' dediler. Sonra kalktım, ayıldığım zaman kafam sarılıydı. Bu tarafım şişti. Ameliyata alındığımı filan da bilmiyordum."
* Hemen kalkar kalkmaz 'makyaj malzemelerim nerede?' demişsin.
- Hayır. Sadece ayıldığım anda ilk istediğim şey ayna oldu. Kendimin şekilsiz olduğunu biliyordum ama nasıl olduğunu merak ediyordum. Aynayı alıp baktığımda hayal kırıklığına uğradım. Çünkü burası davul gibi (ensesi) ve göz altım mordu. Çünkü burada bir dikiş vardı."
* Oraya neden dikiş atıldı. (Gözaltındaki dikiş)
- Bunu bilmiyorum. Ama beyinle bağlantılı bir şey olsa gerek. Çok şişti. Suratımın şeklini görünce kamyon filan geçti üstünden dedim. Sonra öğrendim ki ben, beyin kanamaları filan-falan geçirmişim. Çok zordu. Hâlâ da zor. Çok ince de olsa hala ağrılarım var. Uyumakta zorluk çekiyorum. Ama doktor zaman içinde geçecek dedi. Psikolojikman kötüyüm. Bu zaman içinde düzelecek.
* Bundan sonra neler yapacaksın.
- İşim.
* Hâlâ mı iş!
- Benim için bir ailem önemli, bir de işim. Allah nasip ederse yılbaşı için bir televizyon kanalına çekim yapmak istiyorum. Atlayacak, zıplayacak değilim. Orada dört şarkı söylemek istiyorum.
* Söyleyebilecek misin?
- Hayır, canlı değil. Playback. O kadar abartmayalım. Çünkü evde kalıyorum kaç gündür. Hastane de odadaydım. Kimsenin yüzünü doğru düzgün göremiyorum. O beni daha çok bunalıma sokuyor. Yalnızlık çok kötü. İşime bir an önce dönersem zannediyorum daha çabuk toparlayacakmışım gibi geliyor bana.
* Sen hastanedeyken bir takım spekülasyonlar oldu. Yeni kasetin öncesi, basın toplantısında bayılman reklam fikrini düşündürdü. Ne diyorsun?
RAHAT ÖLMEYE DE İZİN YOK
- Bu piyasada insanlara rahat ölmek filan yok galiba. Adın Ebru Gündeş'se rahatlıkla ölmeye fırsat ve zaman yok. Keşke sağlıklı olsaydım da ilk klibimde düşündüğüm şeyler vardı, onları yapabilseydim. 'Çingenem'e klip çekecektim, onu bir ay sonraya aldım. Şimdiki klibi bilgisayar animasyonları ile yapacaklar. Belki ben oturduğum yerden söyleyeceğim. Böyle bir şey olmasını ciddi anlamda istemezdim. Acaba ölecek miyim, acaba ne olacak diye. Bu kadar kameranın önünde de olmasını hiç istemezdim. Çünkü ben o kadar kameraların karşısında hep güçlü durdum. Hoşuma gitmiyor açıkçası. Yemin ediyorum ki size, ben o kadar çok televizyon seyrettim, düşme anımı seyredemedim. Yani keşke böyle olmasaydım, çünkü ben hiç kimsenin önünde düşmedim ve eğilmedim... 'Yıkılmadım Ayaktayım...'
* Gülüyorsun.
- Enteresan. Demek ki gülerek başladı her şey. Gülerek devam ediyor. İyi ki de böyle olmuş.
* Peki bu reklam konusuna ne diyorsun?
- Ben hiç kimsenin böyle bir reklam isteyeceğini zannetmiyorum. 24 gün oldu. Elim ayağım durdu. Herşeyden mahrum kaldım. Hiçbir şey yapamıyorum. Bunun reklamı olmaz. Söyleyenlere ayıp diyorum. Allah başınıza vermesin diyorum.
* İyi reklam oldu diye şimdi düşünüyor musun?
- Hiç düşünmedim. Bu benim başıma niye geldi diye düşündüm.
* Niye geldi sence?
- Bilmiyorum. Keşke bilsem. Yukarıdakinin kaderimize çizmiş olduğu bir şey. Ama beni epeyce salladı, yıprattı. Böyle bir şeyin asla olmasını istemezdim. Böyle bir şeyin reklamına da hiç ihtiyacım yok. Benim kasetim çok güzel. Böyle bir şeye ihtiyacım yok. Ailemin ömründen ömür gitti. Ben geceleri uyuyamıyorum. Acaba ne olacak diye. O kadar insanın önünde bir anda beyin kanaması geçiriyorsun. Evde de gidebilirdim.
* Senden sonra herkes beyin tomografisine gitmeye başladı...
- Evet yapsınlar bence. Ama çok gözükmüyormuş.
* Peki 25 yaşındasın. Neden oldu sence?
- Böyle bir şeyin açıklamasını sormadım da zaten. Doğuştan olabilir dediler.
* Daha önce olmuş muydu?
- Hayır hiç. O gün oldu işti. Başağrısı ve burun kanaması. Ben de bunları çok fazla umursamadım. Geçer diye düşündüm. Ama oldu. Belki altı aydır ciddi sorunlar yaşadım. Bu yüzden olabilir. Belki de yedi yıldır inanılmaz bir koşuşturma içindeyim. Bunun birikimi olabilir.
KENAN ERÇETİNGÖZ
|