kapat

25.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
microbanner
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Havan mermisi çadırın ortasında patladı!
Yemekhane çadırına düşün mermiden, askerlerimiz Birlik Komutanı'nın son derece zekice planı sayesinde burunları bile kanamadan kurtuldu...

UNUTAMAYACAĞIM bir olay da 4 Ağustos akşam üstü Türk Birliği'nin yemekhane olarak kullandığı çadıra iki tane 60 mm'lik havan mermisinin isabet etmesidir.

Yeni birlik komutanı Kurmay Binbaşı Ferit Güler, tecrübesini ve zekasını kullanarak çok isabetli bir karar almıştı. Binbaşı Güler'in kararında esas olan yaptığı bir incelemeydi. Kendisi şimdiye kadar karargaha yapılan tüm havan atışlarının bir istatistiğini çıkarmış ve bu atışların özelliğini belirlemişti.

Buna göre saldırıların hangi saatlerde yoğunlaştığını saptamıştı. Ayrıca Somalilerin kullandığı uyuşturucuyu (kat) hangi saatlerde çiğnemeye başladıklarını da belirlemişti. Bununla da yetinmemiş, uyuşturucunun (uyarıcının) onları hangi saatlerde saldırgan birer insan yaptığını da hesaplamıştı.

YALNIZ SUBAYA İPUÇLARI
Bütün bunları belirledikten sonra birliğini belli saatlerde sığınağa almaya başlamıştı. Havan mermileri birliğimiz sığınaktayken yemekhane çadırına isabet etmiş ve çadır kullanılmaz hale gelmişti. Birliğimiz Binbaşı Güler sayesinde burnu dahi kanamadan kurtulmuştu.

Somali'de yaşananlara ilişkin daha birçok şey anlatabilirim. Bunları kitabımda anlattım da. Ancak artık orada olanların biraz dışına çıkalım... Mesela kişisel olarak ne gibi şeyler yaşadım?

Mesela Türkçe gazeteleri oraya haftalık getirtiyordum. Bizim uçaklarla... O gazeteleri bir haftaya bölerek okuyordum. Bir hafta öncenin haberini o gün okuyordum.

Bir de oraya gitmeden emekli bir ABD deniz piyadesi generalin kitabını okudum. O askerler devamlı ailelerinden uzaktır.

Diyor ki, "Böyle bir yaşantıya tahammül edebilmek için ailelenle ilişkini kesmeyeceksin. Sanki binlerce kilometre uzakta değilmişsin gibi davranacaksın. Çocuğun okulunu soracaksın. Günlük yaşantıyı soracaksın." İşte ben bunu Somali'de yaptım. Okul nasıl, tatil ne zaman diyerek ailemden uzaklaşmamaya çalıştım. Ayrıca ailesiyle konuşamayanlara odamdan telefon ettirirdim. "Sorunu olan varsa gelsin, buradan etsin," derdim.

O ORTAM FARKLIDIR
Orada uluslararası ortamın farklılığını gördük. Bir kere o ortamda menfaat çatışması var. Bunu bilip, ona göre davranacaksın. Mesela sen konuşurken adam kapıyı açıp gidiyor.

Ne yapacaksın? Toplantıyı bitirecek misin? Olmaz. Diğer ülkelerin insanları da var orada. Kesip atamazsın. O çıkar... Dışarıda düşünür. Hatasını anlar ve gelip özür diler.

İnsan idaresi uluslararası ortamda çok önemlidir. Olgun karşılayacaksın. Kültür ve menfaat çatışmasını, eğitim farkını göz önüne alacaksın. İhtiyaçlarını götürürsün ama tecrübeni götüremezsin.

Düşünsenize. Başka birisinin sözünü beğenmiyor, toplantıyı terkediyor. Burada olsa, bizim askerimiz olsa böyle bir terbiyesizlik yapabilir mi? Yapamaz. Düşünemez bile. Ama orada çıkıyor.

Bir başka örnek daha vereyim: Canciğer iki ülkenini subayları... İkisi de arkadaş aynı zamanda... Ama sigara içti diye biri diğerini şikayet ediyor. Biz yapmayız ama onlar yapıyor. Bu durumda ne yapman gerekir? "Chairman"liğini yani başkanlığını göstermen gerekir. Bugün uluslararası göreve gidecek bir Türk komutana derim ki:

"Türkiye'deki gibi komutanlık yapamayacaksın. Sakın fevri davranma. Karşı argümanlarla karşılaşacaksın. İstenmeyen durumlar olacaktır. Ama bunları sakın gözünde büyütme. Yanlış yapana yanlışını gösterecek şekilde olgun davran."

ONLARI ÖRNEK ALDIK
Bir de ona günlük tutmasını tavsiye ederim. Ben eskiden günlük tutmazdım. Giderken Güven (Erkaya) Paşa'ya telefonda veda etmiştim. "Çevik," dedi, "mutlaka hatıra tut! Çok önemli bir göreve gidiyorsun, o tecrübe heba olmasın," dedi.

İlk olarak New York'ta başladım günlüğe ve devam ettim. Günlüğüm olmasaydı bu kitap ortaya kolay çıkmazdı.

Artık globalleşme çağındayız. Herkes binlerce km ötedeki sorunları yakından takip ediyor. Mesela Finlandiya'da BM okulu bulunur. Dünyada BM'nin ilgilendiği bir olay mı var?

Okulda bu olay günü gününe takip edilir. İlgili komutanları dünyanın dört bir yanıdan konuşması için davet ediyorlar. Ben de gittim kendi deneyimlerimi anlattım mesela. Paray karşılığı ders veriyorlar. Siz de, subayınızı orada otursanız mesela 15 bin dolar vermek zorundasınız.

Yani düşünce ve tecrübe satıyorlar.

Mesela biz de Ankara'da, Barış İçin Ortaklık Eğitim Merkezi açtık 1998'de. Benim de katkım oldu buna. Ben şahsen Finlandiya'da gördüğümü uygulamaya çalıştım Generkurmay İkinci Başkanı'yken...

Bu merkezde Orta Asya cumhuriyetlerini entegre edebilmek için gelenleri eğitiyoruz. Onları NATO ilkelerine adapte etmeye çalışıyoruz. İşte uluslararası ortamı anlamak budur. Değişim sadece teknoloji ile olmaz. Zihinlerin ve duyguların da değişmesi gerek. Bir örnek vereyim... Somali görevine çıkmadan önce Kore'ye giden birliğimizin komutanı Tahsin Yazıcı'nın anılarını okudum. O anlatıyor: Kendilerini götüren gemi komutanının dışında bir de Amerikalı denetleme subayı varmış. Sabahları gelip yattıkları yere filan bakıyormuş.

ZİHNİYETLER DEĞİŞİYOR
Tuvaletin sifonuna bakıyormuş mesela... Diyelim ki o gün sifonun zinciri kopmuş... O şahsın yüzü asılıyormuş. Bunun üzerine bizim birliğin morali bozuluyormuş. Bütün gün moralsiz biçimde geçiyormuş. Yani Batılıyı, Amerikalıyı gözlerinde çok büyütmüşler.

Bizim ise böyle bir durumumuz yoktu. Gözde büyütme olayı yoktu bizde. Hiçbir subayımızda. Nereden nereye gelmişiz. Uluslararası ortama girmişiz.

Aynı konuda bir de tecrübeye ilişkin basit bir örnek vereyim. O vakit askerimize İngilizce öğretilmiş. Ancak Korelilerle bizim birlik arasında çok zorluk çıkmış. Çünkü bizim askere İngilizce öğretmişler ama Koreli İngilizce bilmiyor ki!

Bizimki parolayı soruyor, cevap alamıyor. Onun için bizim askerimize Somali dilinde de paralo sorma işini öğrettik. Bunu Kore hatıralarına bakarak yaptık.

Son olarak kadın askerlere değinmek istiyorum. Orada birçok kadın asker vardı. Hatta marine'ler vardı; öğle saatinde spor yapan. Daha önce de belirttiğim gibi kadın askerler hiçbir soruna yol açmadılar. Beceri konusunda erkeklerden farkları yoktu.

Hoş helikopterler yere hep İsveç sahra hastanesinin üzerinden geçerek inerdi. Niye? Çünkü bayan doktorlar ve hemşireler güneşlenirlerdi!

SONSÖZ NİYETİNE
UNOSOM-II Harekatı BM için olduğu kadar Türkiye için de tarihi bir görev olmuştur. "Somali'ye giderek ne kazandık sanki" demek yerine -ki neler kazandığımızı gayet ayrınıtılı biçimde kitapta anlattım- soruyu tersten sormalıyız:

"Somali'ye giderek ne kaybettik?"

Bu soru üzerine insanın aklına hemen harcanan para ve emek geliyor. Ancak olaya bu açıdan bakmak hiç de doğru değil. Çünkü BM bürokrasisinin nasıl çalıştığını öğrendiğiniz an, her türlü harcamanızı geri alabilirsiniz. Ama bilmezseniz, harcadığınızla kalırsınız ve asıl o zaman, "Değer miydi," diye sormaya başlarsınız. Ardından da içinize kapanırsınız.

Tabii bu da bir seçenek ama uluslararası arenaya çıkmadan büyük devlet olunamaz!

Somali'deki görevim resmen 4 Mayıs 1993'te başlamıştı. O gün New York Times gazetesi, "Amerikan askerleri Türk generalin emrinde" diye başlık atmıştı. Olayı önemsemişlerdi çünkü tarihlerinde ilk kez ABD askerleri yabancı bir komutanın emri altında görev yapacaktı.

Görevden ayrıldığım 18 Ocak 1994 tarihine kadar geçen olayları dizi boyunca özetlemeye çalıştık. 18 Ocak'ta ise görevimi Malezyalı Korgeneral Datuk Ebu Samah Ebubekir'e devrettim. Türk Birliği ise daha sonra döndü.

Sabah gazetesi o tarihlerde Hükümet'in bir yıldır Somali'de bulunan Türk askerlerinin yurda dönüşünü onayladığını yazıyordu. Birliğimiz 22 Şubat 1994'te dönecekti. 225 asker ve PTT personeli uçakla, 86 personel, araç ve malzeme de gemiyle dönecekti.

Ya Aideed'e ne oldu, diye soracaksınız. Ocak 1996'da Osman Otto ile Morgan'ın kuvvetleri birleşti. Bu Aideed'i zorda sıraktı. 24 Temmuz 1996'da Mogadişu'da çarpışırken yaralandı. 1 Ağustos'ta ise ameliyat edilirken öldü.

Bir an için insanlar ülkeye barış geleceğini sandı. Ne gezer! Kabile sistemi devam ettiği sürece Somali'ye barış gelmesi çok zordu...

B İ T T İ ÇEVİK BİR


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır