


İngilizler'in durumuna düşmeyelim
Londra temsilcimiz Jan Devletoğlu'yla sohbet ederken söz döndü dolaştı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin İngiltere aleyhine verdiği karara geldi.
İzlememiş olanlar için olayı özetleyelim:
Yedi yıl önce, on yaşlarında iki İngiliz çocuğu, iki yaşında bir bebeği kaçırıyor ve öldürüyor.
Korkunç bir cinayet!
Stanley Kubrick'in "Otomatik Portakal"ını hatırlatan bir vahşet eylemi.
Çocuklar yetişkinler için kurulmuş mahkemelerde yargılanıyorlar. Hani o uzun, beyaz peruklu, cübbeli İngiliz yargıçlarının karşısında hesap veriyorlar.
İngiliz yasalarına göre içişleri bakanı mahkemeye, talep ettiği en az ve en fazla cezayı bildiriyor. Çünkü eskiden krala ait olan bu yetkiyi şimdi içişleri bakanı kullanıyor.
İngiltere'de idam olmadığı için çocuklara en fazla 25 yıl, en az 15 yıl ceza verilmesi isteniyor.
Ve çocuklar 25 yıla mahkum ediliyorlar.
***
Daha sonra dava Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidiyor ve karar, İngiltere aleyhine bozuluyor.
Mahkeme İngiliz Adaletini iki noktada hatalı buluyor: Birincisi; çocukların yetişkin mahkemesinde yargılanması, ikincisi ise içişleri bakanının ceza talep etme yetkisi.
Avrupa Mahkemesi'nin kararı duyulunca İngiltere'de kıyamet kopuyor. Basın, Avrupa Birliği'nin kendi içişlerine müdahale etmesinden son derece rahatsız oluyor ve Avrupa aleyhine ağır yayınlar yapıyor.
***
Şimdi gelelim, işin bizi ilgilendiren noktasına:
İngiliz kamuoyu Avrupa Mahkemesi'nin verdiği kararın doğru olduğunu biliyor. Gerçekten de modern bir hukuk sisteminde 18. yüzyıldan kalma bir kraliyet yetkisi, bir bakana verilemez. Siyasetçi mahkemenin iradesinin üzerine çıkar ve bağlayıcı bir ceza talebinde bulunursa, orada hukuktan söz etmek güçleşir.
Çocukların, yetişkinler mahkemesinde yargılanması da böyle bir hata.
İngiliz kamuoyu, bu doğruları kendilerinin değil de yabancıların vurgulamasından rahatsız.
Kendi adalet sistemlerini düzeltememiş olmanın bedelini ödüyor ve yabancı bir iradeye boyun eğmiş oluyorlar.
Eğer zamanında, bu çağdışı yasaları değiştirebilselerdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, koskoca Birleşik Krallığa diz çöktüremeyecekti.
İşte bu yüzden onurlarının kırıldığını hissediyorlar.
***
Diyorum ki:
Eğer idama, işkenceye, insan hakları ihlallerine karşı isek bunu kendimiz düzeltelim.
Kendi tarihsel ve toplumsal dinamiklerimiz, bizi bu noktaya getirdiği için yapalım.
Yok eğer bu konuda atıl davranır ve işi geleceğe havale edersek Avrupa Mahkemesi'nde üst üste aldığımız mahkumiyet kararları çok yaralayıcı olacak.
İki yıl sonra mahkeme "Öcalan asılmasın!" dediğinde (kararın bu olacağından kuşkulanan yok herhalde) Türkiye Cumhuriyeti Strasburg iradesine boyun eğmiş olacak.
Oysa kendi yasal sistemini düzenleyip, evine çeki düzen veren modern bir devlet böyle bir duruma düşmez.
Şu anda Türkiye'yi yönetenler, tepkilerden çekindikleri için işi sürüncemeye bırakmak yolunu seçiyorlar ve Avrupa Mahkemesi'nin kararını beklemek işlerine geliyor ama ilerde bunun sonuçları daha acı olacak.
İşte İngiltere örneği ortada!