


Apo'ya ada, Haso'ya oda!
Gazeteciliğin edasıyla, siyasetin icrası arasında fazla fark yok. İkisinde de mesajı olabildiğince kısa ve uyaklı vereceksiniz.
Vereceksiniz ki, olabildiğince ve kalabildiğince uzun akılda kalabilsin!
Birincinin silahı, manşet çekmek.
Ötekininki ise slogan atmak!
Okurun gönlünde taht kurmanın yolu en çarpıcı manşetleri çekmekten geçiyor.
Seçmenin kafasına girmenin en etkili aracını ise sloganlar oluşturuyor.
Söz gelimi, konu Avrupa Ortak Pazarı.
1960'ların ünlü Devrim gazetesi o ünlü manşeti atmakla kalmadı, en çarpıcı sloganı da belirlemiş oldu.
- Ortak Pazar. Onlar ortak, biz pazar!
O sıralarda karşı siyasetin yükselen değeri "milliyetçilik"ti.
Onların bir yayın organı da manşetten bir başka çarpıçı sloganı üretmekte gecikmedi:
- Vatan sizden ne bekler? Kahrolsun komünistler!
ŞEKİLSİZ ŞEMAL
Eski başbakanlık müsteşarlarından, bakanlardan, genel başkanlardan, 18 Nisan Seçim mağduru partilerinden birinin genel başkanlarından, Mülkiyeli dostumuz Hasan Celal Güzel, Terörle Mücadele Kanunu'nun 312. maddesini çiğnediği için dün Ayaş Kapalı Cezaevi'ne konuldu.
Güzel'in kapatılacağı tek kişilik koğuş çok küçükmüş, İddiaya göre 4.5 metrekareymiş. (Buçuk metrekarelik odanın şemali gerçekten geometri harikası bir şekilde olmalı.)
Ama yine de, on binlerce depremzedenin başını sokacak bir yer için çırpındığı bir ülkede 4.5 metrekare aslında hiç de fena değil.
Aslında Güzel'in cezaevine konması haberi özgün de değil.
Aynı cezayı bir süre önce, İstanbul'un eski Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan da çekmişti.
Artık düşünce açıkladığı için hapse düşmenin pek haber değeri kalmamıştı.
Ama gazetecinin görevi haberi okutmak.
Ama bu arada kendi sözünün gazisi olan Güzel'e biraz arka çıkmak, bir de bu aralar unulan Apo'ya dikkat çekmekte de yarar var. Ama asıl mesele, düşüncenin terörle bağlantısının bu kadar kolay kurulmasına tepki göstermek. Silah kullananla mikrofon kullananı bir tutan anlayışı kınamak.
ELENSECİ HASAN
İşin nasılını parlamentonun kıdemli muhabirlerinden Mehmet Çetingüleç, bir başka kıdemli meslektaşına Nuri Kayış'a örneğiyle veriyor:
- Bak Nuricim, dün İsmail Cem'in adaylığını erkenden ilan ederek Kamer Genç'in cumhurbaşkanlığı şansını, Hayal Hanım'dan daha ziyade baltaladın. Ama bu kusurunu bugün yazacağın bir haberle tamir edebilirsin. işte sana başlığı:
"Apo'ya ada, Hasan'a oda!"
İşin sakası bir yana, Hasan Celal Güzel'in hapse tıkılması hadisesinin özü bu!
Başlığın da belirttiği gibi, devlet, belki biraz da haklı olarak terörist başının üzerine titriyor. Yaşadığı sürece onu yalnızlıkla, günahlarıyla baş başa bırakmak, ama biraz da can güvenliğini sağlamak üzere İmralı Adası'nda tutuyor.
Ama iş eski bir milli eğitim bakanına gelince, onu da, konuştu diye, sayın mahpusun 120 kiloluk cüssesini hesaba katmadan şu mübarek Ramazan'da buçuk metrekareli bir odaya tıkıyor.
"Apo'ya ada, Hasan'a oda!" başlığı gerçekten de bu olayı tarihe taşıyacak belgesel bir başlık.
SCRİPTA MANENT
Hasan Celal eğer, biraz tedbirli davranıp 312. maddeyi sözlü değil de yazılı çiğneseydi, o da şimdi odada değil, adada olurdu; Belki Büyükada'da...
Tıpkı bir başka sözde terör suçlusu, bir başka mektep arkadaşımız gazeteci meslektaşımız Oral Çalışlar gibi...
Aralarındaki tek fark, birisinin suç işlerken kelamı, ötekinin ise kalemi seçmesi... Meclis (ve devlet!) her nedense bu kez yazıyı daha az tehlikeli (!) sayarak yazarak suç işleyenlerin hapis cezasını erteledi. Aynı hoşgörüyü söz söyleyenlere göstermedi.
Böylece, "Söz uçar, yazı kalır!" yolundaki Latin atasözü bir kez daha doğrulandı.
Yazı yazan dışarıda kaldı. Söz söyleyen Ayaş Hapishanesi'ne uçuruldu.
Geçen hafta resmen çıktığımız, şu uzun ince Avrupa yolundaki dikenleri, taşları bir an önce ayıklasak.
Ayıklasak da, daktilo ve mikrofon kullananları, silah kulananlarla bir tutan yasalardan bir an önce kurtulsak!
Yoksa, bu Avrupa üyeliği kokoreçten, paçadan, işkembeden vazgeçmeye değmeyecek.