kapat

17.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
microbanner
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Aids'in adından korkanlar..

İki konser izledim geçen hafta sonu.. İlki Zehra Yıldız Vakfı'nın düzenlediği bir geceydi.. Türk Operasının yepyeni bir Yıldız'ı idi, Zehra.. Genç yaşında kaybettik.

Vakıf onun anısını yaşatmak için kurulmuş.

10 Aralık ikinci ölüm yıldönümü idi. Anma gecesinde Katia Ricciarelli'yi dinledik..

Pek öyle akılda kalacak bir konser değildi. Eğer konser öncesi beyan ettiği özür doğru ise, hava değişikliğinden rahatsızlanmış, İtalyan soprano.. Değilse, ahı gitmiş, vahı kalmış.. Muazzam tekniği ile idare etti durumu.. Sesi salonu doldurmadı, kulaklarımızda şurup gibi akmadı.

Bir tek final şarkısı, o çok popüler O Sole Mio'da seyirciyi yanına aldı biraz.. Gerisi nezaket alkışları idi.

AKM'yi merdivenlerine kadar dolduranlar hayal kırıklığına uğradılar. Buna karşılık kapıda saatlerce "fazla bilet" diye bağırarak bekleşenler fazla bir şey kaybetmediler.

Benim için önemli olan, halkın bir opera konserine böyle coşku ile koşmasıydı.

* * *

Fazıl Say, konserini Lütfi Kırdar'da, AIDS'le Savaşım Derneği yararına verdi. Harika bir konserdi.

Geçen yıl küçük Harbiye salonu nerdeyse boştu. Bu kez Fazıl Say'da ilgi büyüktü, ama boş koltuk gene çoktu. Halkımız AIDS sözcüğünden korkmamayı öğrenmiş. Ama sosyetemiz ve entellerimiz, yani, krem de la krem, hâlâ çekiniyor. Böyle davetlerin en ön sıralarında görünen ve paparazzilere poz üstüne poz verenler AIDS konu olunca, ortalıktan yok oluyorlar.

Bu hastalıkla savaşın bir ucundan tutarlarsa "Acaba AIDS'li mi" sorusu ortaya çıkarmış da..

Yuh olsun onlara..

Bu arada Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül de üzdü beni.. Belediye'nin borçları trilyonu aşınca yeni büyük binayı kiraya verip, Belediye ünitelerini bölük pörçük küçük binalara taşımaya karar vermiş. Kendi kararı, bilmem.. Ama bu binalardan birinde AIDS ile Savaşım Derneği oturuyor.

Onlara da muhtıra göndermiş. "48 saatte boşaltın, yerinize filanca birim taşınacak.."

Çağın vebası AIDS'le mücadeleden daha önemli ne var, Sevgili Sarıgül.. Onlara bir yer bulmadan, bulmalarına yardımcı olmadan, vazgeçtik, bulmalarına zaman bile tanımadan.. İstanbul'da 48 saatte bir ev bulmayı siz denediniz mi, Sevgili Başkanım?..

Şişli'de bir bodrum katına kapağı atmışlar ancak..

Prof. Dr. Enver Tali Çetin, AIDS savaşına baş koymuş. Nasıl bir çırpınmadır, tek başına..

Geceyi organize eden Reha Arar'a da alkış.. Dalan döneminin ünlü Özel Kalem Müdürünü gene kolları sıvamış görmek beni çok sevindirdi.

Fazıl, Bach çaldı konserinde.. Harika çaldı.. Onu dinlemeye doyamıyorum.. İnsanın kulağına değil, ruhuna çalıyor çünkü..

İkinci bölümde, seyircinin istediği konularda doğaçlamalar yaptı.. O sözcükler aklına ne getiriyorsa.. Sait Faik'le başladı. Mars yolunda kaybolan Nasa uyduları için çaldığı harika idi.. Ama Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı anısına yorumladığı Yiğidim Aslanım muhteşemdi. Benimkiler dahil, gözyaşları içinde izlendi..

Finali Gershwin ile yaptı Fazıl.. Bir Summertime çaldı ki..

Konser sonunda, Bach, Gershwin plakları ve "Uçak Notları" adlı kitabını imzalamak üzere kulisteki masasına oturduğunda karşısında yüzlerce insandan oluşan bir kuyruk buldu. Resitalinin iki misli yorucu oldu, imza faslı..

Türk insanı, sıradan insanlar Fazıl'ın değerini, cicili bicili sosyeteden çok ama çok daha iyi anlıyordu.

Uzun hafta sonu dedik. İki gün yazdık, hala sonunu bulamadık.. İki sergi kaldı yarına.. İyi de oldu. Yarın yazarız, siz de hafta sonu gider gezerseniz sıcağı sıcağına..

BİZİM DUVAR
Cimbom ilk iftarını makarna ile yaptı.

Hakan * Utku

Ölseydim!..

İbrahim Türk'ün en büyük günahı, beni dizimden vurması.. Eğer kalbimden vursaydı ve ben ölseydim, Alaattin Çakıcı bugün elini kolunu sallayarak aranızda dolaşıyor olacaktı.

Çünkü o suçu da idamlıklar arasında olacaktı ve uluslararası kurallar yüzünden o suçtan da yargılanmayacaktı. Geriye kalan çete suçundan ise, tutuksuz yargılanmasına karar verilip ilk celsede tahliye edilecekti.

Çakıcı'nın günahı benim hayatta kalmam..

Şimdi böyle adalet olur mu?..

Bu adalet kamu vicdanını rahatsız etmez mi?..

* * *

Bir de baroların vicdanı var tabii..

Avukatlık mesleğine yeni bir görev daha eklendi son aylarda.. Terör çete reislerinin ve babaların basın sözcülüğünü yapmak..

Apo neler düşünüyor, avukatı açıklıyor.

İbda-C neler yapıyor, avukatı açıklıyor.

Çakıcı'nın niyeti ne, avukatı açıklıyor.

Benim hukuk okuduğum yıllarda, hukukçuların böyle görevleri yoktu..

Ne zaman çıktı?..

PTT'nin 2000'i!..

Efendim PTT, 1980'li yılların sonlarında, matbu bir zarf çıkarmış.. İçine yazacak kapayacak ve postaya atacaksınız. Pulu da üzerinde..

Zarf çocuklar için..

PTT o zaman çocuklara diyor ki..

"Bunun içine bugün sizin için önemli olan şeyleri yazın.. Üzerine de kendi adresinizi yazın. Bu mektup size 2000 yılında geri postalanacaktır."

Asuman Tarıman bugün diyor ki..

"Oğlum ve okul arkadaşları bu mektupları büyük bir heyecanla yazıp postalamışlardı. Yıllar önce kendilerine yazdıkları mektupları almak, şimdi hepsi kocaman birer delikanlı olan çocuklarımız için çok ilginç olacak, fena halde de hoşlarına gidecek.."

Tabii eğer, PTT verdiği sözü tutar ve yıllar önce topladığı mektupları, söz verdiği gibi 2000 yılında, yani bugünlerde geri postalarsa..

Bir hatırlatmanın mahzuru yok gibi geldi bize..

Postalanırsa eğer, geri dönen mektuplar ve sahipleri çok ilginç bir TV programı da olur gibime geliyor, Ayşenur Aslan!.

Olmadı Reha!..

Terbiye özürlü adam, Show TV ekranlarından, milyonlarca insan önünde, hem de o kanalın göz bebeği Erman Toroğlu'na hakaret ediyor, her ağzını açışta.. Aşağılıyor..

Reha Muhtar alttan almak için bin türlü manevra çeviriyor.. Meslektaşına, görev arkadaşına durmadan hakaret eden ve aşağılayan adama bir de durmadan "Sevgili başkan" diye hitap ediyor, ne sevgilisi, ne başkanı olduğunu aklına bile getirmeden..

Ve meydanı boş bulduğu zaman, hem de nasıl gürleyerek sallayan Erman, süt dökmüş kedi gibi masada oturup, bu hakaretlerin devamına izin veriyor.. Reha, Erman ağzını açsın diye yırtınıyor.. Erman sinmiş. Kaçacak delik arıyor. Reha'nın en can alıcı gol paslarını kaçamak cevaplarla ıskalıyor.

Hani o bir konuşsa dünyayı sarsacak (!) Erman "Bilmem.. Konuşmam"dan başka laf edemiyor.

Terbiye özürlü adam, keyfinden ekranlara sığamaz oluyor.

Fenerbahçe Trabzon'da şampiyon olurken golü Aykut attı diye gülmeyen adam, Reha ve Erman'ın hallerine kahkahalarla gülüyor ve ben mesleğimden utanıp, ekranın düğmesine tekme atıyorum.

SEVDİĞİM LAFLAR
"Hayat bir satranç oyunudur, Oyun bittiğinde şah da piyon da aynı kutuya konur"

Anonim (Teşekkürler Azize)

Meclis'in itibarı!..
Bunları ben yapsam, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin itibarını sarsmaktan muhtemelen mahkum olurum.

Memura "Efendim, ekonomik koşullar!"

Kendilerine Anayasa Mahkemesi'nde yedi kez "Anayasa'ya aykırı" diye iptal edilen kıyak emeklilik. Hem de makable şamil, yani geçmişe dönük. Hem de bu defa geri dönmesin diye, orduya ve yargıçlara rüşvet maddeleri de ihtiva ederek.. Beş dakikada, hem de muhalefetsiz geçiyor komisyondan..

Vatandaşa "Efendim deprem.."
Öyle bir vergi ki, üç tavuk besleyen zavallı köylü 30, simit satan kentli, 200 milyon götürü ödeyecek kaçış yok..

Ama yasa öyle ustaca hazırlanıyor ki, milyarlar kazanan milletvekilleri deprem vergisinden muaf..

Ve de en son rezillik..

Telefon konuşmalarında indirimi kaldıran yasa tasarısı, Kıyak Emeklilik yasasını beş dakikada geçiren komisyonda sümenaltı ediliyor.

Bunların Meclis'teki odalarından yaptıkları konuşmaların bedelini zaten bu ülkenin insanları vergileri ile ödüyorlar.

Bu indirim özel telefonlarına sadece..

Onu bile ödemek istemiyorlar..

Şimdi bu Meclis'in itibarını düşünün bakalım, sizin paranızla ne eder?.

TEBESSÜM
Birinci genç kız:

-Felaket bir sorunum var. Ne zaman hapşırsam, orgazm oluyorum.

İkinci genç kız:

-Peki ne alıyorsun?..

Birinci genç kız:

-Enfiye!..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır