İsa'dan sonra yeni bir 1000 yıllık bölüm daha başlıyor. İlerde "3'üncü bin yıl" diye etiketlenecek yeni bir bölüm... İnsanlık kimbilir nerelere gidecek bu yeni 1000 yılı da geçerken...
Şimdiden 100 yıl sonrası üstüne öngörüler yapılmaya başlandı bile. Bunlardan biri de, halen Dünya'da konuşulmakta olan dillerden yüzde 90'ının kaybolacağı kehaneti...
Globalleşme "Dünya vatandaşlığı"nın heykelini yontarken; tek para birimiyle tek hukuk yanında, dilleri de teke doğru yönlendireceğe benziyor...
Acaba 100 yıl sonra bizim Türkçe ne olacak, o da kaybolacak mı? Gerçi Türkçe yeryüzünde en yaygın konuşulan diller arasındadır; tıpkı Çince, İngilizce, İspanyolca, Fransızca, Rusça gibi...
Ancak en büyük eksikliği yazılı bir dile dönüşmemiş olması. İngilizce'nin ortak kitaplığında, her alandaki her türlü çalışmanın belgelerini de bulabilirsiniz, kitaplarını da. İspanyolca'da da öyle. Fransızca'da da öyle...
Türkçe'de bulamazsınız. Çünkü Türkçe dilinin -en geniş anlamda- ortak bir kitaplığı yoktur. Yazılı bir dile dönüşmemiş olduğu için yoktur.
Bugün dahi Türkçe'nin en gelişmiş düzeyini konuşan Türkiye'de, nüfusa oranla anadilini doğrudürüst yazabilenlerin oranı çok düşük.
Türkçe'nin yazı diline dönüşememiş olduğu, yasaların metinlerinde de görülür; resmi yazışmalarda da; Meclis tutanaklarında da; mahkeme dosyalarında da...
13 milyon aileden oluşan Türkiye'nin kaç evinde, üstünde yanyana 20 kitabın bulunduğu bir kitap rafı var?
Bir de buna Türkçe'nin genç kuşaklar arasında 400-500 sözcükle konuşulduğunu ekleyince...
İçim sızlayarak söylüyorum ama, 100 yıl sonra Türkçe'nin de kaybolma olasılığı büyük görünüyor; tıpkı Osmanlıca gibi...
Bir toplumda "önemliler" değerli değil, "değerliler" de önemli değilse... "Varlıklı olma" tutkuları yanında, "var olma" alanlarının beyinsel boyutları pekişip gelişmemişse; salt "vurma kırma, asma kesme" şovenizminin hamasetiyle, bir dili ayakta tutamazsınız; hele hele globalleşmenin tayfunları önünde...
Divan edebiyatında Fuzuli 3 bin sözcük kullanmıştı; Fecr-i at” edebiyatında Ahmet Haşim 1800 sözcük kadar...
Victor Hugo 20 bin sözcükle girmiştir dünya edebiyatına..
Bugün Türkiye'de 5 bin sözcük duvarını zorladığınızda, anlaşılmaz olma sakıncası başlar...
Türkiye gövdesel yaşamların ülkesi... Hemen her birey, kendi hayatından ibaret görür, yaşadığı dönemi. En az bedelle en çoğu elde etme pratikliğinin yarattığı çökertici ortak kaos da cabası...
Bu böyle...
Son günlerde yoğunlaşmaya başlayan ıvır zıvır laflara baktıkça bir soru daha beliriyor karşımızda:
- Acaba Türkiye egemenleri, kendi çöplüklerinde eşinmeyi sürdürmek için globalleşme geometrisinin dışında kalma kurnazlıklarına yatabilirler mi?
Buna heves ettikçe, olmadık dertler geleceğe benzer başlarına...
ABD'nin 3. Başkanı Jefferson'un şöyle bir sözü var:
- Bütün insanları bir süre kandırabilirsiniz; bazı insanları sürgit kandırabilirsiniz; ama bütün insanları sürgit kandıramazsınız...
Ve önce de anadil, başlar tıknefes olmaya...