Bir bardak suda fırtına koparmak nasıl olur; üç günden beri ülkenin okumuş yazmış adamları halka bunu anlatıyor!
İçişleri Bakanı Tantan, halkın duyarlılığına tercüman olan bir çıkış yaptı:
"Birçok konuda Çakıcı'yı sorgulamamız lâzım. Bu amaçla DGM Savcılığı'na iki kez başvurduk. Ama savcı 'sorgulamayın' diye emir verdi. Ne yapabiliriz?"
Türkiye'nin çeteler karanlığından kurtulması, Çakıcı'nın konuşmasına bağlı.
Türkbank ihalesindeki olayları, Çakıcı'nın işadamı Korkmaz Yiğit'le, Mesut Yılmaz ve bazı siyasetçilerle olan ilişkilerini aydınlığa çıkarmak hayati önem taşıyor.
Polis, gıyabi tutuklama kararı olan Erol Evcil'i yakaladıktan sonra mahkemeye vermeden önce günlerce sorguladı, ama Çakıcı'yı 24 saat geçmeden teslim etti. Çünkü ..
"Polis devre dışı bırakıldı." Neden?.
Tantan "Araştırın, yazın" diyor bize..
"Halk aldatılıyor.."
Tantan'ın sözleri, şüpheli sandalyesine Adalet Bakanlığı'nı oturttu.
Adalet Bakanı Türk, Fransa'nın Çakıcı'yı iade ederken şart koştuğu iki davanın dışında hiçbir suçtan yargılanamayacağını açıkladı.
Bu sözler aranan cevap değildir.
Çünkü iki bakan ayrı şeyler söylüyor.
Uluslararası hukuk Türkiye'ye, "iade şartı olarak belirtilmiş iki suç dışında dava açamazsın" diyor, "başka konularda ifade alamazsın" demiyor.
İçişleri ve Adalet Bakanları birbirleriyle çatışır gibi görünüyor ama aslında ikisi de ayna karşısında gölge boksu yapıyor.
Bu da mide bulandırıyor.
Dün CNN Türk'te eski Baro Başkanı Turgut Kazan "Bilerek konuşuyorum" dedi; "Çakıcı'nın geldiği andan şu saate İçişleri Bakanlığı veya polisin, ifade almak için savcılıktan herhangi bir yazılı veya sözlü talebi olmamıştır."
Eski Adalet Bakanı Denizkurdu da şu tepkiyi verdi:
"Bu doğruysa kamuoyu aldatılıyor!"
Uyanan şüpheler
Şimdi bir yanda idam cezası kalkmadığı için Çakıcı'nın dokunulmazlığından yakınan Adalet Bakanı, karşı tarafta "engelleniyoruz" diyen ama bunun için girişimde bulunmamakla suçlanan İçişleri Bakanı..
Hangisi haklı pek farketmiyor.
Şu andaki fiili gerçek daha önemli.
O da Çakıcı cezaevinde olduğu halde devletin ondaki bilgilere ulaşamaması.
Bu yapay bir çaresizliktir.
Çünkü yasalar savcıya ya bizzat veya polis marifetiyle cezaevinde Çakıcı'yı sorgulama yetkisini vermektedir.
Yani yitirilmiş bir şey yok.
O zaman bu uyduruk fırtınanın amacı ne?
* "İdam cezası var diye Çakıcı'ya soru bile soramıyoruz" yalanına dayalı, idam cezasının kaldırılmasına yönelik bir kamuoyu yaratma oyunu mu?
* Yoksa Çakıcı konuşursa mecliste kurtarılan siyasetçilerin başı derde girer, koalisyonun keyfi kaçar korkusuna karşı tedbir mi?
Bilmiyoruz. Ama şüpheler üreyecektir.
Çaresi, orta oyunundan vazgeçip devlet adamı gibi davranmaktır!