Niyetlerimiz, cuzi irademizle gönlümüzde yer vermiş olduğumuz (icraat'a, iş'e yönelik) isteklerimizdir. Bunlar, niyet olmaktan çıkıp yapılan bir iş haline geldiği zaman, buna "amel" diyoruz. Cenab-ı Hak Kur'an'da: "Allah sizin niyetlerinize bakar" buyurmuştur. Halbuki yine Kur'an'da "insana çalışmasının neticesinden başka bir şey yoktur" buyurulmuştur. Bu iki ifade ilk bakışta çelişkili gibi görünmekte ise de Kur'an hiçbir çelişkiye yer vermeyen bir kitaptır. O halde acaba bu iki ifade arasında mevcut uyumu nasıl açıklayabiliriz?
Aslında insan daima niyetlendiği şeyleri yapmaya gayret eder ve gücü yetiyorsa da yapar. Fakat bazen, "niyet" ve "iş" faktörleri arasına bizim rolümüzün olmadığı "tesadüf" faktörü ile ortaya çıkan olaylar girer. Bu olaylar, kötü niyeti iyi bir iş veya iyi bir niyeti de kötü bir iş haline getirebilir. İşte bu gibi durumlarda yüce Allah gönlümüzdeki niyetlerimize bakar ve bizim için ona göre sevap veya günah kaydettirir. Böylece Kur'an'daki bu iki ifade arasında hiçbir çelişki kalmaz.
Buna karşılık, tesadüf faktörünün araya girmediği ve niyetlerimizi aynen iş haline çevirebildiğimiz durumlarda Cenab-ı Hak bizim hem niyetimizi hem de bununla çakışan işimizi dikkate alır. Ancak, bazen son derece iyi niyetli olan bir fert, başkalarına çok büyük iyilikler yapmayı istediği halde, bu imkanı bulamaz. Böylece arzu ettiğinden daha az iyilik yapabilir. İşte bu türlü durumlarda yüce Allah, kulun samimi olan niyetlerini bilir ve bu niyetlerine bakarak çok büyük iyilik yapmışcasına ona sevap verir.
Hep iyiliklere niyetlendiği halde tesadüflerin etkisiyle kötülüklere yönelen insan pek azdır. Kötülük yapanların çoğu aynı zamanda kötü niyetlidirler ve onlar için af ümidi çok azdır. Çünkü bu türlü fertler, Elest aleminden beri asli tabiatlarını bozmadan başka bir şey de yapamamıştır.