"Vudd" denen sevginin, başka bir kalıbı da "mevedde" dir. Mevedde, "tanışıklık" ve "sevgi" manasına gelmektedir. Böylece tanışıklıktan meydana gelen sevgiye, mevedde denmiş olmaktadır. Tanışık olmadan sevginin meydana gelmeyeceğine işaret etmektedir.
"Ve eğer size, Allah'tan bir lütuf ve zafer ulaşacak olsa, sizinle kendisi arasında hiç sevgi yokmuş gibi, bu seferde hiç şüphesiz şöyle diyecekler: Ah ne olurdu, onlarla beraber olaydım da büyük murada ereydim" (Nisa, 73)
Ayette yer alan "mevedde" kelimesini bazı alimler, "tanışıklık"; bazıları da sevgi olarak manalandırmışlardır. Her iki mananın doğruluğunu, tanışıklık ile sevgi arasındaki yakın alaka ispat etmektedir. Tanışıklıktan sevgiye giden yolun varlığını, bu manalardan anlamaktayız. Tanışık çevre genişledikçe, sevginin alanı da genişlemektedir. Tanışıklığın doğurganlığı sevgiye de yansımakta, ona bitmek tükenmek bilmeyen bir mahiyet kazandırmaktadır. Yunus Emre'nin tanışıklığa ve oradan sevgiye giden anlayışı da aynı oluşumu takip etmektedir.
Sevgi denen "mevedde" nin, yumuşaklık manası da vardır. Sevgi duygusunun yapısında, doğal olarak yumuşaklık vardır; ama bu yumuşaklık onda kalmıyor, doğrudan insanın gönlüne ve davranışlarına yansımaktadır. Yüce Allah bu konuyu şöyle anlatmaktadır: "... Sevgi bakımından inananlara en yakın olanların da Hıristiyanız diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi şudur: Onların içinde bilgin kişiler ve din adamları vardır. Gerçekten onlar, hakkı kabul hususunda büyüklenmez ve kibirlenmezler." (Maide, 82)
Ayetin içinde yer alan "mevedde" kelimesini bazıları "yumuşaklık"; bazıları da sevgi olarak manalandırmışlardır. Bu manaların da doğru olduğunu söylemekte yarar vardır. Sevgi, ağacın bedeni; yumuşaklık da meyvesidir. Ağaç ile ürünü arasındaki ilişki ne ise, sevgi ile yumuşaklığın ilişkisi de odur.
Yüce Allah, Hıristiyanlar'ın müminlere sevecen ve yumuşak davrandıklarının nedenine inmektedir. Sebep olarak, hakikate karşı kibirlenmemeleridir. Bilen insan ve din adamı insanlara birbirlerini sevmelerini, birbirlerine karşı yumuşak davranmalarını aşılayan insanlardır. Bilgi insanı yumuşatır, din adamı iman dolu olduğu için de, din de insanlara sevgiyi ve yumuşakları eritir ve oradan sevgi denen duygunun çıkmasını temin eder.
Bize göre, yirminci asrın en büyük zulmü, din alanını düşmanlık alanı haline getirmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Din adına düşmanlık yapanlar, sevgiyi ve yumuşaklığı katletmişlerdir. Sevygiyi, saldırganlık iç güdülerinden doğan düşmanlığa kurban etmişler ve etmektedirler. Yumuşak gönülleri, taşlaşmış gönüllere çevirmelerinin vebali altındadırlar. Yüce Allah, yukarıda verdiğimiz ayette, Hıristiyanlar'la Müslümanlar arasındaki ilişkiye olumlu tavrın sevgiye dayandığına işaret etmektedir. Bu sevgiyi topluma aşılayan bilgin ve din adamları olacaktır.
BAYRAKTAR BAYRAKLI