kapat

10.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Bilisim99
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SEDA KAYA GÜLER(sguler@sabah.com.tr )

Kadınsı bir toplumuz!

Yazar Alev Alatlı, son derece üretken bir yazar. Or'da Kimse Var mı? adlı dört ciltlik kitabının ardından Kadere Karşı Koy A.Ş'yi yazdı. Onu yazarken aynı zamanda Schrödinger'in Kedisi dizisinin ilk kitabı Kabus'a hazırlık yapıyordu. Ve dizinin ilk kitabı geçtiğimiz günlerde okuyucunun karşısına çıktı. Kitaba adını veren Schrödenger, teorisiyle bilim dünyasını sarsan bir fizikçi. Kitabına niye bu adı verdiğini kendisine soracağız. Ama önce Türkiye niye kadınsı bir toplum? Alatlı, dün beynimizin sol(erkeksi) ve sağ (kadınsı) yarım kürelerine ve sol yarım kürenin önem kazandığı ve aydınlanmanın başladığı dönemden sözetmişti.

Kaldığımız yerden devam ediyoruz...
Alev Alatlı diyor ki; "Kadınlar beğensek de benğenmesek de, biyolojik yapıları ve cemiyette üstlendikleri roller gereği beynin sağ yarım küresini kullanma eğilimindeler."

Sol yarım kürelerini kullanmazlar mı? Kullanırlar elbette. Ama genellikle solunu kullanmaları yaşama dönüklükleriyle ters orantılı olduğundan bütüne götürür kadınları. Örneğin; bir erkek, çocuğuna nasıl hareket edeceğine dair mekanik direktifler verir. Kadın ise, bu mekanik direktifleri her zaman yumuşatan, üzerinde oynayan bir rol üstlenir. Bütünü gördüğü için söylenen bir tek lafın yeterli olmadığını bilir. "Ya, ya da" yerine "hem, hem de"yi uygular.

Bu ne demek? Bunun için aydınlanma dönemine geri dönmemiz gerekiyor. Yani dünyayı dinsel tariften uzaklaştıran başlangıca. O zamana kadar, kainat ya vahiy yoluyla ya da usa vurumla açıklanıyordu. Aydınlanma döneminde ise Aristo'ya, bilime, beynin sol yarım küresine referans başladı. Doğrunun gözlem sonucu ortaya çıkabileceği iddiası ortaya atıldı.

Fizikçi Newton'a göre dünya gözlemlenebilir ve analiz edilebilirdi. Bütün oluşumlar, birkaç kanuna indirgenebilir ve bu kanunlar bize dünyada ne olup bittiğini açıklar. Mekanistik bir dünya anlayışı. Bir bilardo topuna güç uygularsak, o topun o güçle nereye gideceği bellidir, düşüncesi. Dünyanın atomlardan meydana geldiği düşüncesi. Bu atomların arasındaki ilişkinin yerçekimi gücüyle bağlantılı olduğu düşüncesi.

Bu düşünce, o zamana kadar dayatılan Yahudi ve Hristiyan ilahiyattan tamamen farklı. Bu nokta aynı zamanda dinin ve bilimin birbirinden koptuğu dönem.

15. yüzyıldan itibaren diğer bütün bilimler de bu süreçten etkilendi. Newton'un klasik fizik anlaşıyı kapitalizm, serbest piyasa ekonomisi ile çakıştı.

Psikanalizin babası Freud, Newton'un etkisinde kaldı. Sedire hastasını yatırıp, eskiden ne yaptılar sana da böyle olduyu sorgulamaya başladı. Nedensel ilişki, vektör analizi gibi. Devrimlerin hemen tümü etkilendi.

Klasik fiziğin ana ana noktası "ya, ya da" düşünce biçimi. Eski mantıktan gelen bir şey bu; doğru tektir demek. Ya bu olur ya da öbürü. İkisi birden olmaz. Ya solcu olursun ya sağcı. Ya müslüman ya kafir. Ya kadın ya erkek.

Bu düzen böyle giderken iki türlü problem oldu. İnsanlar kendi kaplerine baktıkları zaman hiçbir zaman böyle kesin çizgilerin olmadığını gördüler. Bunun hep farkındaydılar ve hep saklamak zorunda kaldılar. Dolayısıyla fizik, insan hayatının dışında çok uzağında soğuk ve diri olmayan malzemelerle uğraşan bir bilim haline geldi. Fen bilimlerinin tümüyle dinler arasında çok büyük bir uçurum söz konusu oldu.

Bu yüzyılın başlangıcında 1920'lerde ise yeni fizik dediğimiz süreç ortaya çıktı. Kuantum fiziği. Bir anlamda "ya, ya da" yerine "hem, hem de" dönemi başlamış oldu...

Devamı yarına...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır