kapat

10.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Bilisim99
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


İstanbul Fatih'i aldı!..

Hayatımda hiçbir tabloya bakarken bu kadar heyecanlandığımı, bu kadar duygulandığımı hatırlamıyorum. Büyülenmiş gibi kalakaldım, tablonun bir metre önünde.. Dostlar kolumdan çekmese belki hala oradaydım..

Galatasaray'da, Yapı Kredi Bankası Kazım Taşkent Galerisinde bir tablo var..

Fatih Sultan Mehmet'in tablosu.. Ressamı Bellini..

Belki çoğunuz benim gibi ezbere bilirsiniz bu tabloyu.. Çocukluğunuzdan beri kimbilir kaç kez karşınıza çıkmıştır..

Bana ilk babam göstermişti.. Beş yaşındaydım.. Ve önemini anlatmıştı.. Bir ressam davet edip resmini yaptıran ilk Osmanlı Padişahı, ilk İslam büyüğü idi Fatih Sultan Mehmet..

Çağının çok ötesinde bir ilericiydi Fatih.. Batıya açılan ilk penceremizdi. Kendisi de şairdi. Avni mahlası ile yazdığı şiirleri Divanı'nda toplamıştı. Onun ötesinde sanat aşığı idi.. Zamanına kadar İslamın resmi yasakladığı ileri sürülürken, o resme fena halde meraklıydı.

Bu resim, Türk İslam tarihinde önemli bir dönüm noktası idi, babama göre..

Fatih Sultan Mehmet'in ilerici kafası, zamanın softalarını fena halde rahatsız etmiş ve sonunda Gebze'de zehirlenerek öldürülmüştü..

O resmi daha sonra ilkokul, ortaokul, lise kitaplarında, ansiklopedilerde, hiç unutmam, Hayat Dergisinin posteri olarak çok görmüştüm..

İşte şimdi, fotoğrafını ilk görüşümden 55 yıl sonra, gerçeği karşımda duruyordu ve ben hayran hayran ona bakıyordum..

Fatih Sultan Mehmet'in kendisi canlı canlı karşımda duruyor gibi..

Fatih, İstanbul'a geri dönmüştü sanki..

Fatih'in İstanbul'u almasından 550 yıl sonra, İstanbul Fatih'i almıştı..

Londra National Gallery'deki bu tablonun Türkiye'ye kısa bir süre için getirilmesi ve sergilenmesinin ardındaki adam Özalp Birol..

Özalp tam bir büyük düşünce adamı..

Başkalarının "imkansız" deyip daha baştan vazgeçtikleri projelerin altına giriyor ve başarıyor.

Bunu da başardı..

Olağanüstü bir sergi hazırlamış Yapı Kredi..

Ortadan giriyorsunuz.. Solda Gentile Bellini'yi anlatıyor duvarlar.. Sağda Fatih Sultan Mehmet'i..

Bu iki duvar ortada birleşiyor.. Orada tablo var işte..

Ressam, Sultan ve Portresi Sergisi böyle oluşuyor!..

Öğreniyoruz ki, Fatih Sultan Mehmet'in asıl beğendiği ressam, Giovanni Bellini.. Ressam baba Jacopo'nun iki oğlundan büyüğü.. Giovanni'nin yaşı ve sağlığı o uzun gemi yolunu çekemeyeceği için, kardeşi Gentile'nin gitmesine karar veriyorlar. Geliyor ve Osmanlı tarihine geçiyor..

Peki bu Fatih tablosu niye ait olduğu yerde İstanbul'da değil de, Londra'da..

Bu acıklı öykünün iki senaryosu var..

İlerici Fatih'ten sonra yerine gelen adı üstünde "Sofu" Beyazıt, resmin İslamda yasak olduğunu ileri sürüp saraydaki tabloları haraç mezat sattırmış. Bir gayrimüslim almış. Oradan Venedik'e, oradan da zengin bir İngiliz denizcisi tarafından alınıp sonunda National Gallery'ye hediye edilmiş.

Bu pek akla yakın değil, bana sorarsanız. Sofu Beyazıt resimleri imha ettirdi, deseler anlarım.

Koskoca Osmanlı padişahı üç beş kuruşa muhtaç mı ki, (Hem de o yükselme devrinde?) inançlarına aykırı tabloları sattırsın..

İkinci senaryo daha akla yakın..

Kendisinden sonra geleceklerin kendisi kadar ilerici olmayacaklarını hesap eden Fatih Sultan Mehmet, eserin gelecek nesillere kalabilmesini garantilemek için, tek çareyi tabloyu ressamının koltuğunun altına vererek Venedik'e göndermekte bulmuş..

Her neyse..

Tarihi bir fırsat yaşıyorsunuz.. Çoluğu çocuğu elinden tutup, bu hafta sonu Galatasaray'a götürün mutlaka.. Bu sergiyi, bu tabloyu görsünler..

İstanbul Valiliği, Milli Eğitim Müdürlüğü de, Yapı Kredi ile ortak plan yapıp tüm okulların bu sergiyi ziyaretini planlamalı..

Fatih Sultan Mehmet sadece 9 ocağa kadar İstanbul'da kalacak çünkü..

Bir Kilisli, hem de ne Kilisli..
Bir hafta içinde üç ayrı yerden geldi haber.. Önce Güven yakaladı beni.. Güven Osma.. Ağzının tadını en iyi bilen Türklerden.. Fena halde gurme, fena halde de ahçıdır. Hani Floransa'da iki gün çarşı pazar pişireceği yemeklerin malzemesini arayan arkadaşım..

"Hıncal" dedi.. "Bir lokanta duydum. Sizin memleketten.. Adı Kilisli.. Harikaymış.. Seni alıp götüreceğim.."

Ertesi gün Zeytin Dalı dergim geldi.. Ben pek hayırlı bir hemşehri sayılmam.. Zeytin Dalı pırıl pırıl bir Kilis dergisi.. Muhlis Salihoğlu, Kilis'e şan olsun diye çıkarıyor. Elim değip de, bir destek olamadım. Orada anlatıyor Mehmet Şahiner'in dükkanını..

Sonra bir kokteylde çocukluk arkadaşım Alaadin'e (Baylı) rastladım.. "Haberin var mı.." dedi.. "Kilisli diye.." Lafını kestim.. "Var Alaadin var.. Hemen yarın da gidiyorum zaten.."

Güven, Orhan'la geldi ertesi öğlen gazeteye.. Beylikdüzü yoluna düştük, TEM'den.. Hadımköy çıkışından, Hadımköy yoluna girdik. Lokanta o yol üzerinde Çakmaklı Köyü girişinde.. İddiasız görünüşlü, ama tertemiz, ışıl ışıl bir yer..

Mehmet Şahiner kapıda karşıladı bizi..

"Hıncal Ağabey, bu lokantanın fikir babası sensin" diye.. Zaho bacının dolmalarını yazmıştım ya, çocukluğumdan..

"Bu yemekleri yeniden yapmalıyız" demiş, esas işi petrolcülükken.. Gitmiş Kilis'e.. Kadınlı erkekli 12 usta bulup getirmiş.. Kilis yemeklerinin malzemesi ile birlikte.. Yemekten sonra inip mutfağı da gezdik.. Nasıl tertemiz. Nasıl mis gibi kokuyor. Etler sinirlerinden nasıl ayıklanıyor. Kilisli Usta tarafından nasıl satırla kıyma haline getiriliyor.. Bizim memleket yemeklerinde kıyma makineden çekilmez. Özel bıçakları ile kıyılır.. Kıyma adı ordan ya zaten..

"Bize az az ver de, bu ilk gelişte mümkün olduğu kadar fazla tadalım" dedik, Mehmet Ustaya..

Ve aman ne sürpriz.. Açılış olarak nefis Kilis pidesi ile, muhammara geldi sofraya.. Muhammara.. Kilis viagrası diyebilirsiniz.. Ana maddeleri ceviz, biber ve zeytinyağı.. Acı ama, ne lezzetli bir acı bilemezsiniz.. Annemin sağlığında dolaptan eksik olmazdı. Ekmeğin üzerine sür, ye.. Tarif edilmez bir lezzettir muhammara.. Adam başı birer pide anında gitti..

Sonra, Kilis'te her biri ana yemek, hem de nasıl ana yemek olan iki çorba geldi. Eşkili (Ekşili değil, Kilis ağzı ile eşkili) köfte.. Yoğurtlu Orman..

İçinde ağızda lif lif dağılan etler ve bulgurdan hazırlanmış köfteler bulunan iki muhteşem lezzettir bunlar.. Özellikle bulgurun yoğrulması ve köfte haline getirilmesi çok el aldığından, iki, üç ayda bir pişerdi anneannenim evinde, tüm akraba-i taallukat çağrılırdı ve hele biz çocuklara tam bayram olurdu..

Kilisli Nigar yengemden rica etmiştim bir gece eşkili yahniyi ve Derwall Hocayı götürmüştüm.. "Hayatımda bu kadar lezzetli şey yemedim" demişti hoca, tabak tabak yedikten sonra..

O lezzeti yakalamış, Kilisli.. Eşkilide de.. Yoğurtluda da..

Sarımsak çorbası bir başka alemdi..

Ara sıcak diye, Kilis semseği geldi, sürpriz.. Bize has bir minik pide.. Kıkırdak semseği yapardı anneannem.. Okula giderken çantama atardım.. Bu değişik bir semsek, ama lezzet müthiş..

Lahmacunu anlatmıyorum..

Gidin ve lahmacun nedir görün.. Size lahmacun diye yedirilenler arasındaki farkı da anlayın..

Sonra, Kilis'in o dünya lezzeti dolmaları kondu ortaya.. Kurutulmuş patlıcan, biber dolmaları.. Bu kurutulmuş sebze dolmalarının lezzeti bir başka alemdir.. Anlatması zor..

Porsiyon porsiyon yemiyor tadıyoruz aslında.. Ama saydıklarıma bakın.. İşkembe yok ki bizde..

O çok özel ve çok güzel, gerçekten ağızda bir muz gibi dağılan o şiş kebab geldiğinde ortadaki tabağa uzanacak halimiz kalmamıştı.

Baklavayı ve Belluriye'yi ancak tadabildik..

Kahveleri içerken Güven'e "Şoföre söyle, arabayı gönder. Biz Etiler'e kadar yürürsek ancak bu mideleri çözebiliriz" dedim..

Kilisli, Alkent 2000'e yakın.. Genelde müşteriler ordan.. Kente uzak.. Ama hafta sonu öğle yemekleri için, arabası olanlara birebir..

Düşün Hadımköy yoluna.. Oturun Kilisli'de, bütün ailenizle.. Analar, babalar, dedeler, nineler, torunlar..

İçlerinden biri, bir teki memnun kalmazsa, Mehmet Usta'ya söyleyin hesabı bana yazsın..

Yıllar var Kilis'e gidemediğim.. Kilisli bir nebze aldı sıla hasretini..

Gene gideceğim.. Bu defa mumbar dolması, oruk kebabı, alenazik ve katmer yemek için..

"Listede 300 çeşit var" diyor Mehmet Usta.. 300 kere gitmeğe değer!..

Güzin Abla..
"Güzin Abla, kocam beni eline geçirdiği her yerde beceriyor" diye başlamış mektubuna kadın.. "Yazımın bozukluğundan dolayı özür dilerim" diye bitirmiş..

Espriyi yazıp "Doğru söyleyin kaç saniyede anladınız" diye parantez açmıştık.

İki e-mail..
Candan "Doğrusu ben hala anlamış değilim" diyor..

Vet. Hekim Cengiz "Ben ve arkadaşlarım oradaki espriyi hala anlayamadık, çareyi doğruyu söylemeyi göze alarak size yaz-makta bulduk" diye yazmış. Zemin, zaman bakmadan, her zaman heryerde beceren bir koca ve bozuk el yazısı..

Yazı neden bozuk sizce, Sevgili Candan, Sevgili Cengiz ve itiraf etmekten çekinen öteki binler?..

Hay Allah kahretsin, dediğinizi duyar gibi oluyorum..

Sanatçı!..

Efendim "sanatçı" sözcüğü bu ülkede çok ucuzlamış..

Neden?..

Herkes kendisine sanatçı diyormuş da ondan.. Desin ne olur..

Dünyada piyano çalarsan sanatçı, kemençe çalarsan manatçı olursun diye bir kural yok..

Giselle oynarsan sanatçı da, oriental yaparsan "Tu kakasın" diye de yok..

İnsanları duygulandırmayı ve eğlendirmeyi başaranlar sanatçıdır bana göre..

Efendim Frank Sinatra bile sanatçı değilmiş. Ona şarkıcı derlermiş Amerika'da.. Michael Jackson da sanatçı değilmiş.. Ona da eğlendirici denirmiş.. Daha ne densin muhteremler, daha ne densin?..

O zaman Leonardo da Vinci de sanatçı değil.. Ressam.. Beethoven de değil.. O da besteci. Michael Angelo hiç değil.. Heykeltraş..

Maria Callas mı?.. Yok canım, o soprano.. Nuriyef.. Hadi canım sen de.. O balet!.. Hiç ama hiç kimse, hiç kimseyi aşağılamasın, "Bu da mı sanatçı" diye..

Sanatçının kim olduğunun iki şaşmaz yargıcı var, tarih boyu.. Halk ve zaman..

Bırakın herkes kendine sanatçı desin, ne çıkar.. Halk ve zaman sonunda kararını verir. Bu arada, sanatın da bir takım "züppe"lerin inhisarında olmadığı da ortaya çıkar..

TEBESSÜM
-Papağanların, piliçlerden daha akıllı olduğunun kanıtı ne?.

-Siz hiç Kentucky Fried Papağan diye birşey duydunuz mu?..

SEVDİĞİM LAFLAR
Kimi gittiği yeri mutlu eder, kimi terk ettiği her yeri.

Oscar Wilde (Teşekkürler Tahsin)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır