Avrupa Hülyası, bugün gerçekleşiyor mu ne? Helsinki Zirvesi'nden bugün ya da yarın "Evet çıkarsa..." yeni bir dönem, yepyeni bir sayfa, yepyeni bir hayat yolu açılacak.
Bugün evet çıkarsa;
Avrupa içine alınmış olmayacağız fakat Avrupa'nın "Bekleme odasına" kabul edilmiş sayılacağız. Ve bekleme odasında Avrupalıyı Avrupalı yapan Kopenhag ölçülerine çengellenebilecek kıvama gelebilmemiz için belki 15 yıl belki de 20 yıl bekletecekler, bekleyeceğiz.
Belki de 20 yıl sonra...
Avrupa size ağır geldi, "Kaldıramadınız..." diyecekler.
Belki de tersi olacak...
Belki de 20 yıl sonra...
Biz onlara dönüp, "Avrupa bize kalın geldi..." diye özür dileyip çekileceğiz. Belki de 20 yıl sonra işte başardık: "Bizi Avrupa'ya alın çünkü size ihtiyacımız var..." diye salya sümük ağlıyor olmaktan kurtulmuş ve "Bizi alırsanız size verebilecek, sizden üstün şu yanımız da var..." diyebilecek noktaya gelmiş olacağız. Avrupa hülyası işte o zaman gerçekleşmiş olacak.
Belki de 20 yıl sonra Türkiye, Avrupa Evi'nin içine kabul edilen Tam Üyesi de olursa Ali Özgentürk'ün "Suda Yanar..." filminde yanık sesli bir erkek hançerinden çıkıp ruhtan ruha ateşler tutuştururcasına söylenen;
"Baba bugün dağlar uyandı
Ova yandı, dağ yandı
Su döktüm, ateş sönsün diye
Döktüğüm su da yandı" diyen bu orta Anadolu türküsü, yerliliğinden, yerelliğinden, milliliğinden hiç bir şey yitirmiş, eksiltmiş, kaybetmiş olmayacak.
Bu konuda şahane bir yazıyı geçen pazar günü Orhan Pamuk yazdı. Orhan Pamuk, "Avrupalılaşmak ve kıyafetimiz: Andre Gide, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Atatürk..." başlıklı yazısında 300 yıllık Avrupa Hülyası'nın nerelerden başlayıp, bugünlere geldiğini beyinsel birikimli kalemlerin tecrübesiyle anlatıverdi. 100 yıl öncesinde Avrupa'nın en ünlü, en itibarlı, en açık sözlü yazarı Andre Gide ile ona hayran Türk aydını Ahmet Hamdi Tanpınar'a göndermeler yaparak yazıya giren Orhan Pamuk, bir günceden alıntılar yaptı.
Bu Gide'nin güncesiydi.
Andre Gide, 1914 Balkan Savaşı'ndan sonra İstanbul'u ziyaret etmiş, gözlemlerini ünlü Günce'sinde yazmıştı.
İstanbul için şunu yazmıştı:
"Bu topraklardan hiç birşey çıkmamış... Onca ırkın, tarihin, inancın ve medeniyetin sürtüşmesinin ve çatışmasının yarattığı kalın köpüğün altında yerli hiçbir şey yok... İstanbul'da herşey başka yerden parayla ve zorla getirilmiş gibi duruyor... Türklerin kıyafeti aklınıza gelebilecek en çirkin kıyafet ve doğrusunu söylemek gerekirse, bu ırk da bu elbiseyi hak ediyor... Bu seyahatten payıma düşen hisse, ülkeye duyduğum tiksintiyle orantılı... Bu ülkeyi daha fazla sevemediğim için memnunum..."
İtibarlı kalemi Türkleri böylesine "tiksindirici..." görüyordu. Bugün ya da yarın Helsinki'de "Evet..." çıkarsa Avrupalılar, 85 yıl önce tiksinti duydukları bize, "buyurun bekleme odasına" demiş olacaklar. Önemli bir adım atılacak. Çünkü Avrupalı olmak, kendi kimlik ve tarihinden utanmak Yozgat türküleri söylemekten kompleks duymak değil.
Avrupa yepyeni bir hukuk...
Yepyeni bir adalet...
Yepyeni bir ekonomi...
Yepyeni bir siyaset...
Avrupa yepyeni bir sistem.
Çalışalım ve dürüst olalım.
Avrupa bize kalın gelmesin!
Rekabetin fazileti! Mavi Akım'ın sefaleti!
Mavi Akıntı, her yeri lime-lime takıntı. Soru şuydu: Erzurum-İmranlı Doğalgaz Boru Hattı, Alarko şirketine ihaleyle verildi, kilometresi 480 bin dolara. İmranlı-Kayseri Hattı, yine ihaleyle Tepe firmasına verildi, kilometresi 457 bin dolara... Fakat Mavi Akım Boru Hattı'nın Samsun-Ankara Hattı, Rus şirketi Stroytarsgas ve onun iki Türk ortağı Hazinedaroğlu ile Öztaş'a ihalesiz olarak verildi kilometresi 570 bin dolara...
Mavi Akım niçin pahalı?
İhalesiz verildiği için mi?
Bu üç boru hattı ve bunlara ilaveten Erzurum-Doğubeyazıt hattı, Kayseri- Ankara hattı, Kayseri- Konya- Seydişehir hattı, Karacabey-İzmir hatları da Mesut Yılmaz'ın Başbakan, şimdiki Enerji Bakanı Cumhur Ersümer'in yine enerji bakanı olduğu ve bu ihaleleri veren devlet şirketi BOTAŞ'ın da Genel Müdürü, yardımcıları, yatırımlar dairesi, plan koordinasyon dairesi, finans ve muhasebe dairesi üst yöneticileri de aşağı yukarı aynı kişiler olduğu halde niçin bu fark?
Bütün ihaleleri açanlar, şartnameleri hazırlayanlar, ön yeterlilik araştırmalarını yapanlar ve ihale sonuçlarını ilan edenler aynı insanlar.
Fakat Mavi Akım pahalı..
Niçin Mavi Akım pahalı?
BOTAŞ'tan bu soruya çocuk kandırmaca komik bir cevap verdiler. Diyorlar ki; sen kıyaslamayı Alarko'nun ya da Tepe'nin, ucuza alıp da 1.5 yıldır hiç başlayamadığı ve dolayısıyla yapımı geciken hatlarla yapma. Sen kıyaslamayı Erzurum-Doğubeyazıt hattıyla yap...
Niçin onunla yapayım?
Çünkü biten hattın pahalı fiyat, bitmeyip geciken hattın ucuz fiyat olduğunu göreceksin.
Gerekçeye bakın, korkunç...
Pahalı olan iyidir. Uçuz olan kötüdür...
Rekabetin fazileti!
Mavi Akım'ın sefaleti!
İhale yapıp verdiğiniz ve şimdi ucuz dediğiniz boru hattını da yaptıran sizsiniz, ihalesiz verip pahalı oldu iyidir, diyen de siz...
Söyledikleriniz doğru olsun.
Sakladıklarınız az olsun!
Yarın bu köşede büyük bir skandalı açıklayacağım.
Türkiye için biraz daha ışık.
Hergün biraz daha...