kapat

10.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Bilisim99
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Oruç tutamayan fidye verir
Tutamadıkları oruçlar için fidye vermiş olan kimseler, daha sonra sağlıklarına kavuşup, oruç borçlarını kaza edebilecek duruma gelirlerse verdikleri fidyeler, yeterli kabul edilmez.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, bazı hallerde orucun bozulmasının hem keffareti hem de kazayı gerektirdiğini açıkladı. Yılmaz, yaşlılık ve hastalık hali nedeniyle oruç tutamayanların fidye vermesi gerektiğini bildirdi.

KEFFARETE NEDEN OLAN HALLER
Keffareti gerektiren her halin, aynı zamanda kazayı da gerektirdiğini belirten Yılmaz, orucun bozan ve keffarete neden olan halleri şöyle sıraladı ve şu bilgileri verdi:

* Normal gıda maddelerini yemek ve içmek

*Pişmemiş olsa bile et, pastırma, sucuk gibi et mamüllerini yemek

*Tedavi için herhangi bir ilacı yemek ve yutmak

*Ağza giren kar ve yağmur damlalarını isteyerek yutmak

*Az miktarda tuz yemek

*Sigara ve benzeri zevk verici bir şeyi bilerek içmek

*Gıda görevini yapabilecek bir sebze veya meyveyi yutmak ya da çiğneyip yemek

*Eşin veya sevilen bir kimsenin tükürdüğünü yutmak gibi durumlar hem kazayı hem de keffareti gerektirir.

* Ramazan orucu tutulurken, bilerek veya isteyerek cinsel ilişkide bulunmak hem kazayı hem de keffareti gerektirir. Güçsüz olan tarafın böyle bir suça zorlanması halinde sadece tarafa hem kaza hem kefaret gerekir. Zorlanan kimse için ise kaza yeterlidir.

KAZA VE KEFFARET
"Bu şekilde orucu bozulan kişiler Ramazan ayı dışında ceza olarak arka arkaya iki ay veya altmış gün oruç tutmak, buna güçleri yetmezse de, her gün bir fidye vermek zorundadır.

Keffaret orucu, aralıksız iki ay süresince tutulur. Ay ortasında oruca başlanması halinde, aralıksız altmış gün oruç tutulur. Bu sayıya, ayrıca bozulan oruç sayısı da eklenir. Böylece bozulan gün sayısı bir ise, kaza ve keffaret toplamı altmışbir gün olur. Şayet bozulan gün sayısı daha fazla ise, o günler de bu sayıya eklenir. Yaşlılık ve müzmin hastalık sebebiyle orucunu tutamayan kimse oruç borcu için fidye verir."

"Fidye her oruç günü için bir fakiri sabah-akşam bir gün doyurmak veya bir fıtır sadakasından, yani bir fitreden az olmamak üzere bedelini fakirlere vermektir. Kaza veya eda niteliğindeki fidyenin ayrı ayrı fakirlere veya tek bir fakire değişik günlerde verilmesi şart değildir. Ancak orucun keffareti için verilecek fidye, her gün için ayrı ayrı fakirlere veya bir fakire ayrı ayrı günlerde verilmelidir.

Tutamadıkları oruçlar için fidye vermiş olan kimseler, daha sonra sağlıklarına kavuşup, oruç borçlarını kaza edebilecek duruma gelirlerse verdikleri fidyeler, yeterli kabul edilmez. Oruç borçlarını kaza etmeleri gerekir. Verilen fidyeler de nafile sadaka yerine geçer."

YEMEĞE EL SÜRMEDİKLERİNİ GÖRÜNCE MELEKLER'İN YEMEĞE EL SÜRMEDİKLERİNİ GÖREN HZ. İBRAHİM ONLARIN İNSAN OLMADIKLARINI SEZDİ VE TELAŞLANDI

Hüd Su-70 Ayet: Ellerini yemeğe uzatmadıklarını görünce, onları yadırgadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü.

Dediler ki "Korkma! LUT KAVMİNE GÖNDERİLDİK"

71 Ayet: O esnada hanımı ayaktaydı ve güldü. Ona da İshak'ı, İshak'ın ardındanda Ya'^kub'u müjdeledik.

72. Ayet: "Olacak şey değil! Ben kocakarı, kocam da bir Pir iken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak ber şey!" dedi.

73. Ayet: (Melekler dediler ki) "Allah'ın emrine mi şaşırıyorsun? Ey ev halkı! Allah'ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinizdedir. Şüphesiz ki o, övülmeye layıktır, iyiliği boldur.

74. Ayet: İbrahim'den korku gidip kendisine müjde gelince, Lut kavmi hakkında bizimle mücadeleye başladı. (Azabın hafifletilmesi için)

10 soru 10 cevap
* İki bayram arasında evlenmek uygun mudur?

M.Nuri YILMAZ: İki bayram arasında evlenmekte bir sakınca yoktur. "İki bayram arasında nikah olmaz" sözü mesnetsiz bir iddiadır.

*Oruç tutarken grip aşısı olunur mu?

M.Nuri YILMAZ: Zaruri ve zorunlu bir durum yoksa, iğne ve aşı gibi tıbbi müdahaleleri iftar ile sahur arası yaptırmak uygundur. Ancak gündüz aşı ve iğne yaptırılmışsa oruç bozulmuş olmaz.

*Günümüzde seferiliğin anlamı nedir?

M.Nuri YILMAZ: Asli vatanından (yerleşim yerinden) 90 kilometre veya daha fazla bir yere gitmek üzere yola çıkan bir kişi, yerleşim merkezinin belediye sınırlarını geçince yolcu sayılır. Vardığı meskun mahalde 15 günden daha az kalmaya niyet eder ve karar verirse orada da yolcu (misafir) olur.

*Uçak yolculukları yaparken oruç tutulur mu?

M.Nuri YILMAZ: Uçak veya başka ulaşım araçları ile sefere (yolculuğa) çıkanların oruç tutmaları daha uygundur. Ancak dinimiz onlara seferilik (yolculuk) ruhsatı ve izni vermiş olduğu için bu süre içinde oruç tutmayabilirler de...

*Hoşgörü nedir?

M.Nuri YILMAZ: Hoşgörü müsahama veya tolerans kelimesiyle de ifade edilen bu kavram, insanlara ve olaylara bakış da iyimser ve sabırlı olmak, olayların iyi yanlarını görmek, kişilerin gelecekte daha iyi olabileceklerini ümid ederek, onlara iyi davranmaktır. İslam'ı tarif eden ifadelerde hoşgörüye de yer veriliyor.

*Sadece inanmak yeterli midir?

M.Nuri YILMAZ: Maturidi ve Hanefi Ekolüne göre, amel ve ibadetler, imandan bir parça değildir. Buna göre, amelleri noksan olan fakat bunların dinen gerekliliğine ve önemine inanan günahkar müminler de imanlı ve müslüman sayılırlar. Fakat müminler tövbekar olmak ve ibadetlere devam etmek hali ve şuuru içinde olmalıdır. Çeşitli etkenler ve olumsuz ortamlar sebebiyle düzenli ibadet disiplinini uygulamayan, fakat İslam'a saygılı ve bağlı kişilerin Dinin dışındaymış gibi görülmesi fevkalade yanlış ve veballi davranışlardır.

*Oruçluyken kadınlar nasıl giyinmeli?

M.Nuri YILMAZ: Kadınların oruçlu iken giymek durumunda oldukları özel bir elbise ve kıyafetleri yoktur.

*Oruçluyken yanaktan öpüşmek doğru mudur?

M.Nuri YILMAZ: Oruçluyken şehvetsiz olarak yanaktan öpmekte bir sakınca yoktur. Bu durum oruca engel değildir.

*Oruçluyken elele yürünür mü?

M.Nuri YILMAZ: Oruçluyken elele ya da kolkola yürümekte bir sakınca yoktur.

*Üniversiteye hazırlananların oruç tutması gerekir mi?

M.Nuri YILMAZ: Üniversite imtihanlarına veya bir başka sınava hazırlanmak veya bununla ilgili bir kursa devam etmek, oruç tutmamayı gerektiren bir durum, mazaret değildir.

İftar ve sahur yemekleri

EKŞİLİ PATLICAN
4 kişilik

4-5 adet patlıcan

2 su bardağı sıvı yağ

3 adet soğan

3 adet domates

2 çorba kaşığı zeytinyağı

Yarım demet maydanoz

Yarım tatlı kaşığı toz şeker

Yarım limonun suyu, tuz

PatlIcanlarI alacalı soyup, enine ikiye kesin. Yarım parmak incelikte dilimler doğrayın. Sıvı yağda kızartın. Bir tepsiye dizin. Soğanları piyazlık doğrayın. Domatesleri soyup, fındık büyüklüğünde doğrayın. 2 çorba kaşığı zeytinyağında soğanı öldürün. Domateslerin bir kısmını ayırıp, ince kıyılmış yarım demet maydanozla tencereye katın. Tuz ve karabiberi ilave edin. Hazırladığınız sosu patlıcanın üzerine yayın. Kalan domatesleri, 1 su bardağı suda 5 dakika kaynatın. Tuz ve yarım tatlı kaşığı toz şekeri katın. Süzgeçten geçirip, patlıcanlara ekleyin. Gerekiyorsa çok az daha su ekleyip 5-10 dakika daha pişirin. Limon suyunu katıp, birkaç dakika kaynatın. Soğuyunca servis yapın.

Ramazan ve oruç (1)
Ramazan Ayı'nın müslümanlarınruhi-ahlaki tekamülünde köklü-olumlu tesirler icra etmesi muhakkaktır

Müslümanlar için en mühim zaman diliminden birisi de, "Onbir ayın sultanı" olarak nitelediğimiz Ramazan ayıdır.

Diğer aylar gibi Ramazan da başlangıç ve bitim noktaları arasında varolan bir süreçtir. Tıpkı bir gün misali, şevval hilali ile üzerimize doğar ve bizleri gözümüz yaşlı, gönlümüz buruk olarak onbir ay sonra mümkün olacak bir vuslatın beklentisi içerisinde bırakır gider.

O, süre olarak belki diğerlerinden farksızdır. Ancak onda varolan özellikler ve güzellikler diğer ayları imrendirecek tarzdadır.

Hz. Peygamber (S.A.V)'in rahmet, mağfiret ve cehennemden kurtuluş ayı olarak nitelendirdiği bu zamanın önemini kavrayan müminler, aylar öncesinden madde ve mana planında kendilerini Ramazan'a hazırlar.

Her şeyden önce o, Kur'an ayıdır. Yüce Allah, "Mü'minler için şifa ve rahmet" olduğunu müjdelediği Kur'an-ı Kerim'ini göndereceği ay olarak Ramazan'ı seçmiş, bizzat kendi dilinde telaffuz ederek ilahi övgüye mazhar kılmış ve bu ayı, İslam'ın beş temel esasından biri olan oruç ile tezyin etmiştir.

Şüphesiz Ramazan denildiği zaman ilk akla gelen oruç olduğu gibi, orucun da aklımıza getirdiği ilk kavram Ramazan'dır. Yüce Allah, "Sizden kim Ramazan ayını idrak ederse onda oruç tutsun" (Bakara: 185) buyurmak suretiyle Ramazan'ı oruç ayı olarak ilan etmiştir.

Oruç, islam'ın beş esasından birisidir. "Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, (şerden ve günahtan) sakınmanız için oruç size de farz kılınmıştır." (Bakara: 183) ayeti ile, Cenab-ı Hak, biz Müslümanlara oruç tutmayı emretmiştir.

Resulullah (s.a.s) da "İslam beş esas üzerine bina edilmiştir. Bunlar Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed'in O'nun elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve oruç tutmaktır" buyurarak orucun farziyyetini açıklamıştır. Bu ayet-i kerime ve hadis-i şerif orucun farziyyetinin kitap ve sünnet ile sabit olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Ayrıca, bu önemli ibadetin, Hz. Peygamber zamanından günümüze kadar, o belirli dilimi içerisinde, milyonlarca insan tarafından ifa ediliyor olması da onun en kuvvetli bir icma (konsensus)'a dayandığını ortaya koymaktadır.

Oruç ibadeti, Yüce mevlamızın Kur'ın-ı Kerim'de açıkladığı gibi bizden önceki ümmetlere de farz kılınmıştır. Tarihi kaynaklar bu ümmetlerin, Allah'ın emrine kayıtsız kaldıklarını ve zaman içerisinde bazen günlerinin sayısını artırarak, bazen de mahiyetini değiştirerek onu perhiz şekline sokarak bu ibadeti gayesinden uzaklaştırdıklarını haber vermektedir.

Müslümanlar ise ilk günden itibaren bu emre boyun eğmişler ve Allah'ın emrettiği şekliyle onu nesilden nesile aktararak bir kültür ve manevi miras olarak günümüze getirmişlerdir.

Oruç ayı olan Ramazan'ın gelmesiyle asırlardan beri İslam dünyasının her yerinde özellikle de ülkemizde yeni bir dinamizm ve heyecan yaşanmaktadır.

Bu heyecan ve dinamizm fert ve toplum hayatını maddi- manevi olarak müsbet yönde etkilemektedir.

Bu haleti ruhiye içerisinde kalpler; ilahi rahmet ve mağfiret arzusuyla yıkanmakta, gönüller; sahurun bereketi, iftarın sevinci, teravih namazının huzuru ve okunan Kur'an'ın feyzi ile manevi haz ve zevki diğer zamanlara göre daha çok tatmaktadır. MEHMET NURİ YILMAZ

Sorularınızı bekliyoruz
Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz SABAH okurlarının din, Ramazan Ayı ve ibadetlerle ilgili sorularını Ramazan Ayı süresince bu sütundan yanıtlayacak. Sorularınızı

0 312 425 66 11

0 312 425 44 20

nolu telefonlara yazdırabilirsiniz.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır