kapat

10.12.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Bilisim99
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Masada sinir harbi
AB'nin Yunanistan dışındaki ülkeleri ve Amerika, Atina'yı ikna etmek için son kozlarını oynuyor. Son anda bir Yunan oldu-bittisine gelmek istemeyen Ankara'da ise gergin bir bekleyiş sürüyor.

Avrupa Birliği zirve toplantısına saatler kala işler tam bir arapsaçına döndü. Helsinki, Ankara, Brüksel ve Washington dörtgeninde herkes müthiş sinirli... Çünkü Yunanistan hâlâ ikna edilemedi. AB'nin Yunanistan dışındaki ülkeleri ve Amerika, Atina'yı ikna için son kozlarını oynuyorlar. Çünkü biliyorlar ki Türkiye'nin Yunanistan'ın öne sürdüğü şartları kabul etmesi imkansız. Yüzüp yüzüp kuyruğuna geldikleri işi kaybetmek istemiyorlar. Türkiye'nin Lahey konusunda kendisini bağlayan bir kararı kabul etmesi mümkün değil. 3'üncü ülkelerin adaylığının engellenmemesi konusunda Kıbrıs'ın resmen zikredilmesini kabul edemez. Türkiye neleri kabul edebileceğini AB'ye bildirdi zaten. AB yetkilileri de Türkiye'yi zirveden önce, yayınlanacak belge konusunda haberdar etmek zorunda. Ama daha bu noktada değiller. Bunu da gizlemiyorlar. Ankara ile konuştuk. Sinirli bir bekleyiş var. Yunanistan'ın ikna edileceğine, inananlar arasında bile, "Son anda bir Yunan oldu-bittisi ile karşı karşıya kalma endişesi sürüyor.

Brüksel ve diğer AB başkentlerindeki Amerikan büyükelçileri işi gücü bırakmış, bununla uğraşıyor. Bu işlerin içinde olan bazı kimselere göre, belgenin kesinleşmesi bugün öğle saatlerini bile bulabilir.

TÜRKİYE REST ÇEKTİ
Ankara, zirvenin ortak bildirisinde iki noktada rest çekti. Birincisi Kıbrıs. Yunanistan'ın "Kıbrıs'ın adaylığının önlenemeyeceği" ifadesi reddedildi. Çünkü Türkiye bunu kabul ederse bugüne kadarki politikasını tamamen bırakıp Kıbrıs Rum kesiminin tek başına AB'ye girişine onay vermiş durumuna düşecek. İkinci itiraz da Lahey Adalet Divanı konusunda "Türkiye'ye diğer aday ülke koşullarının dışında özel bir şart" koşulmasını Ankara kabul etmiyor. Yunanistan ise ısrarla Türkiye'ye Lahey Adalet Divanı'na gitmeyi kabul etmesi için belirli bir tarih verdirmekte direniyor. Türkiye'nin bunu kabul etmesi şimdiye kadar öne sürdüğü "diğer aday ülkelerle eşit koşullarla" aday olma imkanını ortadan kaldırıyor. Bu iki konuda başkentler arasında müthiş bir telefon diyaloğu yaşanıyor, ancak henüz sonuç yok.

Helsinki'de sessiz sedasız bir başka toplantı yapıldı dün. Toplantıyı "Kürtler için Barış Formu" isimli grup organize etti. Konusu "Türkiye'deki Demokrasinin Gelişmesi ve Azınlıkların Durumu" idi. Davetiyesinde şunlar yazılıydı: "Türkiye'nin AB'ye üyeliğine prensipte karşı değiliz. Tam aksine istiyoruz ve bu bütün Avrupa için yararlı olacaktır. Türkiye'nin AB üyeliği özellikle Kürtler için çok istenen bir şeydir. Bu sayede Türk hukuk sistemi diğer üyelerde olduğu gibi uygulanacaktır. Ölüm cezası kaldırılacaktır."

SEDAT SERTOĞLU

"Türkiye her adımı taviz gibi görmesin"
Paris'e İstanbul'dan biraz daha uzakta olan bir AB başkentine gelirken, Le Monde gazetesinde Türkiye'nin coğrafi olarak da Avrupa'da olmadığını söyleyen Alain Lamassoure'un yazısını okuyordum. Bu liberal Fransız, Gümrük Birliği öncesi, Türkiye'nin en büyük savunucularındandı. AB genişlemesine son şeklinin verileceği asrın bu son zirvesindeki en sıcak tartışma olan "Avrupa'nın sınırları"nı konu alan yazısında, "Ankara'yı kabul edersek Kiev veya Moskova'yı almamak için ne bahane bulabiliriz ki!" diyor. "AB laik olduğuna göre tarih, din gibi kriterler yerine coğrafi kritere göre seçim yapmak en kötüsü. Bir kısmı Avrupa'ya ait olan devletler AB'ye alınmalı. Moskova Avrupalı ama ülkenin dörtte üçü buranın doğusunda. İstanbul'a rağmen Atatürk'ün ülkesinin büyük bölümü de küçük Asya'da" diyen Lamassoure, Tükiye için "geliştirilmiş bir ortaklık"tan başka bir şey düşünmüyor. Tek Katolik dost Prodi ise, birkaç kez bu sınır tartışmasına çok uzak olmadığını gösterdi ama Türkiye'nin Avrupa ile 36 yıl boyunca yaptığı anlaşmalar Komisyon Başkanı olarak Prodi'nin özel görüşlerini engelliyor.

TOZ PEMBE DEĞİL
Her şey ne toz pembe ne de çantada. Ancak karşıt görüşlerin siyasi söylemden öteye gidip gitmediğini cumartesi günü açıklanacak nihai bildiri gösterecek. Paris'te bilet kuyruğunda arkamda eski Milli Eğitim Bakanı François Bayrou var. O da zirveye gidiyor. Bayrou'ya "Ne olacak Türkiye'nin hali" diye soruyorum. "Fransa'nın devlet politikası, Türkiye'nin üye olmasıdır. Bu kez ipi göğüslemeye az kaldı. Ama Türkiye'de global bir uzlaşma anlayışına girmeli. Her adımı taviz olarak görmemeli" diyor.

NURDAN BERNARD

ABD-Avrupa krizi ufuktad
Zirve'nin iki önemli konusu var. Biri genişleme, diğeri ise Ortak Savunma Kimliği... Türkiye'nin buralardan dışlanması her koşulda AB içinde krizlere yol açacak.

İnanılmaz bir şekilde dünya Türkiye'yi tanıyor... Türkiye'yi konuşuyor... Sorunlarını biliyor. Gücünü, politikacılarını tanıyor... Atatürk'ten sonra ancak Turgut Özal'la bir ara şaha kalkarak ve Körfez Krizi'ne katkıda bulunarak dünyanın dikkatini çeken Türkiye şimdilerde dillerden düşmüyor... Bir zamanlar özellikle de Amerikalılar'ın haritada yerini bile bilmedikleri hatta adını dahi duymadıkları Türkiye şimdi dünya birinci liginde... Öcalan'ı İmralı'ya kapatan ve geleceğin enerji kavşağı olmaya namzet ülkemize nazar değmesin... Yeni depremlerle tekrar tekrar sarsılmayalım...

Türkiye'nin aday ülke statüsüne çıkarılması, gerek AB'nin gerek ABD'nin başını ağrıtan pek çok soruna da çözüm getirecek... Örneğin New York'ta Kofi Annan aracılığıyla dolaylı görüşmeler yapmakta olan Denktaş ve Klerides'in anlaşması kolaylaşacak... Kıbrıs sorunu bir şekilde bağlanacak...

AB ORDUSU KRİZİ
Kendi para birliğini kurduktan sonra şimdi de kendi savunma ve güvenlik kimliğine biran önce kavuşmak isteyen AB'nin adayı olduğumuz takdirde ABD'nin bu konuyla ilgili tüm endişeleri de giderilmiş olacak... İngiltere ve Fransa'nın liderliğinde geçtiğimiz yıl (Aralık 1998) ortaya atılarak tartışılmaya başlanan AGSK'nin, Helsinki Zirvesi'ne 2003'e kadar 50 ilâ 60 bin kişilik bir Avrupa ordusunun kurulması kararıyla somutlaştırılması bekleniyor. Bosna ve Kosova'da ABD'nin sahnenin yıldızı olmasından sonra AB'nin kendi başına dünyanın güvenliğini sağlamak açısından uluslararası çatışmalara müdahale etme arzusu güçlenmişe benziyor. Ancak AB'nin bu konuda "otonom" kelimesini kullanması ve NATO üyesi olmasına rağmen AB üyesi olmayan ülkeleri karar mekanizmasının dışında bırakacağını açıklaması ABD'yi rahatsız ediyor.

ABD "TÜRKİYE" DİYOR
Türkiye AB adayı olduğu takdirde ise ABD'nin NATO'daki en güçlü ve güvenilir müttefiğinin işin içinde olmasıyla rahatlayacağı muhakkak.

AB'nin para birliğinden sonra güvenlik ve savunma birliğini de kurmasıyla 2000'li yıllarda Amerika'nın ekonomik ve dış politikalarına karşı alternatif sunacak bir güç olarak ortaya çıkacağını düşünenler var.

Türkiye'nin NATO'daki Büyükelçisi Onur Öymen'in görüşleri ise şöyle:

"Köln'de yapılan toplantıda bir gerileme oldu ama yine geçen Nisan'da yapılan Washington çizgisine geldik. Avrupa Savunma ve Güvenlik Kimliği NATO ile bağlantılı olacak. Avrupa kendi başına bu işi götüremez. Bu operasyonu gerçekleştirirken NATO'ya gelecektir. Bizim elimizde de NATO kozu var. Bizim de sözümüz var bu işte.. NATO'yu da attırmadık..." Avrupa Parlamentosu da önceki günkü tavsiye kararında AB Konseyi'nin vereceği kararların ABD ve NATO'yu inciltecek nitelikte olmamasına dikkat edilmesini istedi.

"ATİNA VETO ETMEZ"
Yılların tecrübeli büyükelçisi ve "Türkiye'nin Gücü" isimli kitabın yazarı Onur Öymen'in Helsinki Zirvesi'yle ilgili değerlendirmeleri de şöyle:

"Yunanistan'ın Türkiye'yi veto etmesi en başta AB'nin başarısızlığı olur. En güç durumda da Yunanistan kalır. Zira Ege ve Kıbrıs sorununa çözüm ise aradığı vetosu ile şimdiye kadar olmadığı gibi bir netice elde edemez... Vetosunun tek mantıklı izahi iç politikası olabilir ki ben böyle kötü bir senaryoyu beklemiyorum. Önemli olan Helsinki nihai belgesinin yazılımının Türkiye'yi rahatsız etmeyecek ve ilâve şartlar getirmeyecek tarzda gerçekleşmesi..."

FÜSUN MUTLU


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır