


Benim gözüm saksağanda..
Vardar'ın öncüsü olduğu hayvanlı röportaj olayı beni çok sardı.. Bir saksağanı gözüme kestirdim.. O yüzden arka balkona sürekli lokmalanmış ekmek bırakıyorum.. Eve alıştırırsam, alıp karşıma memleketin gidişatını konuşacağım..
Gazeteci milleti, alemin diğer mahlukları gibi halkediliş sebeplerine göre ayrı ayrı sıfatlar taşır..
Mesela bakışları karamsar olup dudakları sürekli sayı sayar gibi oynayanlar ekonomi yazarlarıdır.. Herşeyden kuşkulanırlar.. Karınlarına gaz sancısı girse Türkiye'nin iki vakte kadar batacağını iddia ederler..
Maaşları zamlandığında olaylara bakışları birden değişir "Türk ekonomisi boş gaz tenekesine benzer, asla batmaz.." diye umut saçmaya başlarlar..
ooo
Gözleri boş boş bakan birini gördünüz mü bileceksiniz ki spor muhabiridir.. Magazinciler şeytani bakışlı olur..
Yazıişleri elemanları her zaman telaşlıdır.. Hem haberi hem ayrıntıyı kovalamaktan hiçbirşeyi algılamaya zamanları kalmaz.. Onlar haberi en iyi şekilde işleseler bile, işin aslını öğrenmek için ertesi gün diğer gazeteleri okurlar..
Yılın dev röportajı..
Köşe yazarı ise bambaşka bir kategoridir.. Artık okunma sırasının kendilerine geldiğini düşündüklerinden kolay kolay başkalarını okumazlar.. Olayları en son onlar anlar..
Ancak vatandaşın anlamaması için bir süre daha mücadele ederler.. En basit konuyu bile orasından burasından çekiştirip anlaşılmaz hale getirmek onların görevidir ve gazete sahipleri onlara parayı bu iş için verir..
Bu genel tarifi neden mi yaptım? Bizim meslekte herkesin bir kategoriye girdiğini anlatmak için..
Gazetecilik mesleğinde herkesin uzmanlığına göre bir sıfatı vardır, bir tek Ahmet Vardar'ın yoktur..
Daha doğrusu eskiden vardı.. Uzun yıllar Babıâli'de haber müdürlüğü, sonra da köşe yazarlığı yaptı.. Şimdi yaptığı işi sorarsanız ben bir sıfat bulamıyorum..
Geçenlerde Ufuk Güldemir'in odasına girdiğimde, yeni amirimize yaptığı son röportajı anlatırken gördüm.. Takım gazetelerin kuponları kesilmiş mi kesilmemiş mi diye bakar gibi yapıp, konuştuklarına kulak misafiri oldum:
- "Çok enteresan şeyler oldu.. Depremi kesin önceden biliyor.. Ne zaman olacağını anlıyor.."
- "Hadi yaaa? Çok enteresan.."
- "Konuşuyordum, bana doğru yaklaştı.. Guk guk guk diye ses çıkarırken, omuzumu gagaladı.. Ceketimin düğmesini çekiştirdi.."
- "Bunları yazdın mı abi?"
- "Yazdım tabii.. Ben de onu boynundan tutup kendime çektim.. Fotoğrafları da var.."
- "Şahane, hemen ver yazıişlerine.. Kocaman girelim.."
ooo
Depremi biliyor, konuştum..
Ne olabilir? İçimden "Büyük ihtimal Rasathane Müdürümüz Profesör Ahmet Mete Işıkara ile röportaj patlattı.." diyorum.. Lakin koskoca bir profesörün konuşurken Ahmet Vardar'ın omuzunu gagalamasına, düğmesini çekiştirmesine bir mana veremiyorum..
Haydi diyelim ki uykusuzluktan bunaldı da canı eğlenmek, istedi.. El şakası yapmaya başladı.. Peki "Guk.. Guk.. Guk.." seslerine ne demeli?
Onu da zihnimde hallettim.. Hükümetimizin başı kendisinden başka kimsenin konuşmasına izin vermediği için açıklamasını mutlaka böyle guklayarak yapmıştır, dedim..
Ertesi günü gazeteyi elime alana kadar aklıma tek bir şey gelmedi..
Hz. Süleyman'ın adamı
Gördüğüm zaman da kafama inşaattan tuğla düşmüş gibi oldu.. Ahmet Ağabey, karşısına devekuşlarını almış, onlara "Ülke ekonomisinin depremden nasıl etkilendiğini.." soruyor..
Yanında olayı kare kare görüntülemesi için bir de fotomuhabiri götürmüş.. O da filme acımayıp, ha babam deklanşöre basmış..
Gazeteye çeyrek hisse senedi iriliğinde giren fotoğrafların altındakileri bir solukta okudum.. Devekuşu lisan bilmediğinden açıklamasını guk guk, diye yapıyor.. Ahmet Vardar da kulak kesilmiş dinliyor..
Bir başka karede devekuşunu boynundan tutmuş.. "Bakın ben bu yaratıkla çok samimiyim.." mesajı veriyor..
Bizim mesleğin eski numarasıdır.. Dünya çapında ünlü biriyle yan yana fotoğraf çektirip altına "Dostum filanca bana her şeyi anlattı.." diye yazarsınız..
Ahmet Ağabey'in devekuşuna yakınlık göstermesi de ondan.. Yani hayvana olan muhabbetinden değil, profesyonellik böyle icap ettirdiğinden..
Ahmet Vardar, foto-röportajının son karesinde "Siz de Allah'ın sevgili kullarısınız, hepinize geçmiş olsun.." diyor, böylece konuştuğu hayvanın şahsında tüm kanatlılara arz-ı tazimde bulunuyor..
ooo
Bakın buraya yazıyorum!
Ahmet Ağabey'in yeni icadı olan bu teknik, gazetecilik literatürüne girecek ve bütün medya onu takip edecek..
Yarın başkası çıkıp da bunu ben icat ettim, diye konuşursa katiyen inanmayın.. İcadın şerefi ona aittir.. Bunu kimse tartışamaz..
İki vakit evvel Güney Afrika'ya gittiğinde de Devlet Başkanı Mandela'yı es geçip, doğrudan hayvanlar alemine daldı.. Üç dört aslanla röportaj yaptı.. Üç vakit evvel de Sakarya'da deprem bölgesindeydi..
Karıncalardan "zemin etüdü" konusunda bilgi alıyordu..
Mübarek adam, gazeteci değil; her türlü mahlukatın dilinden konuşan Hazreti Süleyman'ın Basın Yayın Genel Müdürü sanki.. Konuşamayacağı yaratık yok..
Ama yapılan işin karşılığını görmek de güzel bir şey..
Bakın burada bir genel yönetmen olarak Ufuk Güldemir'in de hakkını vermek lazım gelir.. Başka bir yönetici bu röportajların değerini bilmeyebilirdi..
Ufuk Güldemir tam tersine bunları alıp kocaman kocaman sundu okura.. Özellikle depremin hemen sonrası yapılan karıncalanmış röportajı unutamıyorum..
Ahmet Vardar elindeki karıncaya bakıyor.. Fotoğraftaki konuşma balonunda "Evinizin yanında karınca yuvası varsa korkmayın, zemin sağlamdır.. Çünkü karıncalar gevşek zemine yuva yapmaz.." sözleri yer alıyordu..
Fotoğrafın fonunda ise yıkılan evlerin enkazları..
İlk işim bizim evin etrafında karınca yuvası olup olmadığını araştırmak oldu.. Birkaç yuva gördüm.. O günden beri de içim rahat.. Çünkü Vardar'ın gazeteciliğine güvenirim..