kapat

25.11.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


"Stratejik" bakabilmek...

Kaynağından dinledim; Clinton'un geçen hafta başında TBMM'deki konuşmasından sonra üst düzey bir Amerikalı yetkili, yine üst düzey bir Türk yetkiliye, "konuşmayı nasıl bulduğunu" sormuş. Aldığı cevap aynen şöyle: "Bizim halkımız bu konuşmadan memnun olur. Ama biz olmayız"...

Bu cevap herşeyi kestirmeden ve en çarpıcı özetiyle ortaya koyuyor. Bir Türkiye var, bir de Ankara. Ankara'dan kasıt, elbette ki, imtiyazlarını kaybetmemek uğruna Türkiye'nin değişmesine direnen bir yapı... Halkın ve Türkiye'nin genel çıkarlarıyla kendi çıkarlarının çeliştiğinin pekalâ farkında ve bürokratik mekanizmayı kontrol eden bir kesim bu.

Türkiye'nin önündeki en büyük zorluk ve en büyük sıkıntı da bu. Aksi halde, 21.Yüzyıl ufukları parlak olan ülkemizin bu yüzden tökezlemesi ve son derece değerli bir vaktin heba olması işten bile değil... Çünkü, besbelli ki, Ankara, bir yolunu bulup, Türkiye'ye direnmeye devam edecek. Bu durumda, Türkiye'nin "21.Yüzyıl misyonu"nun yerine gelmesi de bir hayli zorlaşacak.

Türkiye doludizgin AB'nin Helsinki Zirvesi'ne yaklaşıyor. İki hafta sonra, Türkiye, bir "kazaya uğramazsa" AB'ye tam üyelik perspektifi ile "aday" olarak resmen ilân edilecek. Bazı yetkililerin "zaten 1963 Anlaşması ile bu bizim hukuk” hakkımız" tafrasına kulak asmayın. Avrupa Birliği'nin standardlarına ve düzeyine bakın; bir de bizimkine.

Burada asıl önemli olan sözde "hukuk” argümanı" öne çıkarıp, Türkiye'nin standardlarının yükselmesine yani "hukukun üstünlüğü"ne dayalı bir devlet olmak niyetine ayak sürümektir. Yani "Kopenhag kriterler"ine yan çizmektir. Zira, 10-11 Aralık'ta Türkiye "AB adayı" ilân edilse bile, "Kopenhag kriterler"i -ki, esas olarak siyas” yapıyla ilgili- yerine getirilmeden, Türkiye ile tam üyelik müzakereleri bile başlamayacak. Bu durumda, Türkiye çıtayı yükselteceğine, sanki çıta yokmuş bir tavır içine girmek, Türkiye'nin Avrupa yolunu sabote etmekten başka anlam taşımaz.

Gözümüzün dört açılması gereken bir zaman dilimindeyiz. En büyük uyarı, Rusya'nın Çeçenistan'daki saldırısından geliyor. Bu saldırının, "teröristleri cezalandırmak" veya "Rusya'nın toprak bütünlüğünü koruması" gibisinden ancak budalaları kandırmaya yarayan gerekçelerle ilgisi yok. İlgisi olmadığını, yapılan hamlenin "stratejik" bir anlamı bulunduğunu Rus yetkililerinin beyanlarından anlayabiliyoruz.

Rus Savunma Bakanı Sergeyev, "Batı'nın Rusya'yı zayıflatmak hareketi içinde bulunduğunu ve bunu güney kanadından yaptığını" ileri sürdü. Genelkurmay Başkanı General Anatoli Kvaşnin ise buna daha da açıklık getirdi ve "Körfez Savaşı bunun başlangıcı, Kosova ise köprübaşı idi. Amaç, Rusya'nın Kafkasya ve Orta Asya'daki etkisini kırmak" dedi. İkisinde de "pivot" konumunda Türkiye...

Kafkasya'daki gelişmelerin, enerji yollarıyla ilgisini görmemek için kör olmak lâzım. General Kvaşnin, Kafkasya'daki harekâtı -ki, Çeçenistan'la sınırlı kalmayacak, Gürcistan'a da sarkacak, hatta Azerbaycan'ı sıkıştıracak- Orta Asya'ya uzanmanın ön adımı olarak görüyor.

Doğru görüyor. Tarihte de böyle oldu. Rusya, Karadeniz kıyılarına indikten sonra, Kafkasya'yı ele geçirdi ve ondan sonra Orta Asya'ya açıldı. Kafkasya, Orta Asya'nın anahtarı. Aynı şekilde, Türkiye-Orta Asya bağlantısının da eklemi. Bu irtibat, Kafkasya'da ve Hazar havzasında kesilebilir. Türkiye ile Türk Dünyası'nın bağlantısının kesilmesi, tarihte de, 16.yüzyılda Rusya'nın Hazar kıyılarına inmesiyle gerçekleşmişti.

Dolayısıyla, Kafkasya'daki gelişmeler, Türkiye'nin "21.yüzyıl ufukları"nı doğrudan doğruya ilgilendiriyor. Türkiye, buna ancak Batı sisteminin bir parçası olduğu ölçüde karşı koyabilir. Amerika ve Avrupa ile ittifak, bu bakımdan zorunlu. Ve, bu ittifakta yer alabilmesi için de değişmesi gerekiyor.

Türkiye'nin Avrupa yoluna taş koymak isteyenler, aslında Türkiye'nin geleceğine ipotek koymuş oluyorlar...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır