Yazacağım konu bölük pörçük de olsa gazete ve televizyonlarda yer aldı, ama üzerinde çok durulmadı. Bazı ayrıntılar öğrendiğim için size de yansıtmak istiyorum.
Heiko Voight bir Alman jeolog. İlgi alanı Türkiye'deki fay hatları, özellikle Kuzey Anadolu Fay Hattı'na büyük önem veriyor. Voight tam 10 yıldır bölgeyi karış karış geziyor ve özellikle sıcak su kaynaklarının bulunduğu noktalara istasyonlar kurmaya çalışıyor.
Voight'a göre bu fay hattı üzerindeki çalışmalarını tamamladığında, olası bir depremi önceden fark etme şansımız artacak. Alman uzman tüm istasyonları kurabilmek ve bunu bir merkezde değerlendirebilmek için 10 yıllık çalışmaya daha ihtiyacı olduğunu söylüyor.
Heiko Voight'un teorisine göre sıcak su kaynaklarındaki değişim depremin en ciddi habercilerinden biri. Alman jeolog Gürcistan ve Ermenistan'dan başlayarak Karadeniz bölgesindeki bütün su kaynaklarını, kaplıcaları ve hatta hamamları incelemiş. "Tanımadığım hamamcı kalmadı" diyor.
17 Ağustos depreminden sadece 18 saat sonra bir uçak dolusu cihazıyla Türkiye'ye gelen Voight fay hattı üzerindeki çalışmalarına başlamış. Özellikle Bolu, Düzce hattındaki su kaynaklarını inceleyip kaplıca ve hamam sahiplerine "Eğer sularda alışık olmadığınız bir değişiklik görürseniz, örneğin ısınma, çamurlaşma, gaz çıkışı gibi, hiç durmayın önce yetkililere sonra bana haber verin" demiş.
Şimdi ikinci perdeye geçelim.
Alman jeologun konuştuğu kişilerden biri de Gölyaka'daki Hacıyakup köyünde, zamanında Rumların kurduğu Efteni Kaplıcaları'nın yöneticisi Ford Kâzım. Bu kişinin kartvizitinde böyle yazıyor, soyadını bilen de yok, çünkü 50'li yıllarda bir Ford'u varmış, kimse kendini geçemezmiş, o zamandan adı Ford Kâzım kalmış.
Ford Kâzım'la konuştum, 11 Kasım akşamı kaplıcaya girdiğinde bir "tuhaflıkla" karşılaştığını söyledi. "Gözlerim yandı, sudan bir gaz çıkıyordu (bu radon gazıymış) ayrıca su çok ısınmıştı ve millenmişti. (Millenme suyun iri taneli çamurla akması) Aklıma Alman Heiko'nun söyledikleri geldi, bu deprem habercisi olabilirdi. Hemen jandarmayı aradım ve durumu anlattım, bana kaymakamı arayacaklarını söylediler, ertesi sabah oğlumu kaymakama gönderdim. Akşam üzeri saat 7'de deprem oldu" dedi.
Bugün bölgede 500'ün üzerinde ölü, bini aşkın yaralı var, halk sokaklarda su ve çamur içinde. Eğer bu bilgi zamanında değerlendirilebilseydi belki ölenlerin çoğu kurtulmuş olacaktı.
Bazı toplantılarda kameramanların ve foto muhabirlerinin yarattığı kargaşa hep şikâyet konusu olur. Bunda da suç genellikle medyaya atılır. Oysa suç medyada değil, organizasyonu düzenleyen kuruluşlarındır. İster resmi ister özel olsun, kuruluşlar hem basını yanlarında görmek ister hem de onların çalışma koşullarını düşünmez. Kargaşa çıkınca da "Bu ne biçim medya?" çığlıkları yükselir.
İşte Clinton'un ziyareti bu açıdan da bir ders oldu. Amerikalılar Clinton'un gezisi boyunca olağanüstü bir çalışma programı hazırladılar. Türk basını da bu programa aynen uyunca ne kargaşa yaşandı ne de arkadaşlarımız "haber atlamış" duruma düştüler. Keşke biz de her olayda bu organizasyonu sağlayabilsek.