VALİLİK, belediyeler ve tüm sorumlu kuruluşlar bazında, olağanüstü durumlara karşı önlem arayışlarının yoğunluğu oldukça sevindirici. Bu bize İstanbul'un, deprem olayından gerekli dersi çıkardığını ve bugüne kadar yeterince ciddiye alınmayan "hazırlıklı olma durumunun hayati önemi"nin nihayet kavranmaya başlandığını gösteriyor. İstanbul'un şimdi ihtiyacı olan şey, eşgüdüm: Sorumlu kuruluşların birbirlerinden daha haberli, daha iletişimli, daha dayanışmalı şekilde çalışmaları.
ÖRNEĞİN Gemi Mühendisleri Odası, deprem gibi olağanüstü durumlarda İstanbul'un, "deniz avantajı"nı akıllıca kullanması gereğine dikkat çekiyor. Oda'nın bu konudaki açıklamasında kentin iki yakasını ayıran Boğaz geçişinin sadece iki köprüye emanet edilmemesi gerektiği vurgulanıyor. İzmit ve Düzce depremlerinde karayollarında oluşan hasarların trajik ulaşım aksamalarına yolaçtığı hatırlatılıyor ve deniyor ki:
"ON milyonu aşkın nüfusa sahip İstanbul ilimizde, benzer karayolu kapanmalarında, Boğaziçi öncelikli olmak üzere kentin iki yakası ve güney sahillerinin insan, araç, iş makinesi ve yardım malzemesi naklinde kullanılacak şekilde iskeleler ve araba vapuru rampaları ile donatılması, işler vaziyette araba vapurları ve yolcu gemilerinin hazır bulundurulması gerekmektedir.
GEÇMİŞTE olduğu gibi sayıları arttırılarak özellikle Boğaz'da yeni iskeleler arasında aktif halde kullanılacak araba vapurları kentiçi trafik sorununu da hafifletecektir."
AÇIKLAMADA yolcu gemilerinin kapalı alanları, yatma mahalleri, revirleri, telsiz haberleşmeleri, elektrik üretim sistemleri, mutfakları ile bağımsız araçlar oldukları da belirtiliyor; olağanüstü durumlarda iskelelere yanaşarak barınma ihtiyacı ve haberleşmenin yanında kıyıya elektrik enerjisi dahi sağlayabilecekleri vurgulanıyor.
HER sorumlu kuruluşun kendi uzmanlık alanına giren bu gibi öneriler ciddi ve kesintisiz bir "eşgüdüm sistematiği" içerisinde toparlandığı zaman İstanbul, kent yaşamını olumsuz etkileyebilecek olağandışı durumları daha serinkanlı ve hazırlıklı karşılayabilir.