kapat

25.11.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

İstanbul'a dönmenin güzelliği

İstanbul... Sevgili kentim benim... Gözü dışarda hovardalar gibi orda-burda sürttükten, başka sevgili adaylarıyla sana ihanet ettikten ve çeşitli zevklerin peşinden koştuktan sonra, olsa olsa daha da artmış bir özlemle sana dönmemizin nedeni nedir?

Nedir sendeki bu büyü, bu gizem ki bizi hep, herzaman ve herşeyden öte sana çeker?

Son aylarım yolculuklarla geçti. Bunca yıllık gazeteci sorumluluğu gereği ve teknolojik ilerlemelerin de yardımıyla siz okurlara hissettirmemeye çalıştığım çeşitli sinema festivalleri... Atlas okyanusu kıyısında çoşan dalgalarıyla, bir anda başlayıp bir anda biten yağmurlarıyla Bask ülkesinin başkenti San Sebastian... Batı Akdeniz'in incisi, çılgın mimar Gaudi'nin gizemli yapılarıyla donanmış, dünyanın en iyi paella'larını sunan ve geniş bulvarlarında haftasonları gençliğin tek bir yürek gibi attığı Barcelona...

Kahveyi ve çörekleri Osmanlılardan aldığını unutmamış, ama gerçek bir kahve kültürü kadar klasik müziğin hemen tüm ustalarına da yuvalık etmiş valsler kenti Viyana... Osmanlılardan uzun sürmüş tek hanedan olan Habsburg'ların yaşam kültürüyle yoğrulmuş, çirkinlik sözcüğünü hiç işitmemiş olan müze-şehir... Ve nihayet, İstanbul'dan arabayla beş saatlik yolda, Makedonya'nın başkenti, Osmanlı'nın Avrupa'daki en önemli ayağı, Türkiye'de sayısız ailenin geçmişinde onca önemli yer tutan, hoyratça yok ettiği geçmiş mimarisine karşın hâlâ çekici bir kuzey İzmir'i Selanik...

Peki ama, bunca değişik ve herbiri kendince güzel kentten sonra İstanbul'a dönüşteki bu mutluluk neden? Havası mı, suyu mu, Boğaz'ı mı yoksa Beyoğlu'su mu? Yoksa gitgide gelişen yemek ve eğlence olanakları mı? Yoksa hepimizi olduğu gibi beni de geçmişe bağlayan nedenler mi? Aşklarımı yaşadığım, sofralarında yiyip içtiğim, kimileri hâlâ süren dostluklar kurduğum, kitaplarımı yazdığım, gazetecilik denen olağanüstü mesleği uyguladığım, onca tarih, uygarlık ve güzellikler kenti olması mı? Bu soruları yanıtlayamadım. Ama en azından birkaç ay için ve kımıldamamak üzere İstanbul'da olduğuma çok memnunum. Gezmek, görmek güzel. Ama yaşamak için herşeye rağmen ve heryerden öte, İstanbul...

Yunanistan'dan gözüken Türkiye
Selanik'te kaldığım Elektra Palace, kentin en büyük otellerinden biri olmasına karşın CNN'yi almıyordu. Sordum, abone değiliz dediler. Turizm ülkesi Yunanistan için şaşılacak bir şey!..

Diğer yabancı kanallar haberleri gıdım gıdım verdiklerinden, Clinton ve diğer liderlerin İstanbul ziyaretlerini doğru-dürüst izleyemedim. Oysa gerçekten merak ediyordum: AGİT'in politik ve ekonomik öneminin ötesinde, liderlerin İstanbul ve (Clinton'lar için) Türkiye ziyaretlerini, Efes, Ayasofya, Sultanahmet gibi görmüş-geçirmiş anıtların bu yeni zenginleri nasıl karşıladığını... Neyse ki evdekiler isteğim üzerine tüm AGİT TV haberlerini benim için banda aldılar. İlk fırsatta izleyeceğim.

Bir not da Yunan TV'lerinden... Özellikle deprem haberlerini nerdeyse bizim TV kanalları kadar verdiler. Hem de tıpkı bizim gibi, fona yerleştirilen hüzünlü bir müzik eşliğinde, bir tür Akdeniz ya da Doğu duygusallığıyla...

Ve onları izlerken, iki ülkenin ve iki halkın ne denli birbirlerine yakın ve benzer olduklarını bir kez daha kavradım.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır