|
|
Genel Af 1974: Eveeet Genel Af 1999: Hayııır
25 yılda ne de çok değiştik! Dün genel affa gönül rahatlığı ile evet diyorduk. Bugün ancak mahkum yakınları genel affı savunuyor
1970'lerde çok affediciydik. Özellikle 12 Mart'tan sonra mapusluk görmemiş aydını kalmayan bir ulus olarak, hapse düşmüş insanlara karşı anlayışlı, hoşgörülüydük. Adi suçlulara karşı da öyleydik. Solcusuyla, sağcısıyla...
Türkiye Cumhuriyeti cezalandırıcı ve affedici vasfıyla temayüz etmişti. Cumhuriyetin ilanının akabinde, 23 Aralık 1923'te, "Cumhuriyetin İlanı Dolayısıyla Genel Af" ile yola çıkılmış, sonraki her 5-10 yılda bir genel af için uygun vesile yaratılmıştı. 18 Mayıs 1974'te Cumhuriyet tarihinin yedinci ve bugüne kadarki son Genel Af'ı da bu havada çıktı. Yasada kapsam dışı bırakılan dört bin kadar siyasi hükümlü ile bazı kaçakçılık suçluları da Anayasa Mahkemesi'nin 2 Temmuz 1974 tarihli kararıyla aftan yararlandı. Zindanlar boşaldı, herkes pek sevindi...
Bugün, 'Ecevit Affı' olarak anılan o son 'Genel Af'a zaten aflarla yalama olmuş bir sisteme vurulan son, sıkı ve ölümcül bir darbe olarak bakılıyor. Caydırıcılığı kalmayan Türk adalet ve ceza sistemi için bir köklü reform talebi sürekli dile getiriliyor. Türk toplumu, düşünce suçlularını affetmeye çoktan razı ama 74 Affı'ndan bu yana örgütlü gücüyle tanışıp ürktüğü yeraltı güç odaklarına, saldırganlığı, acımasızlığı, çiğliği tüylerini ürperten mafyozilere karşı hiç 'rahmani' duygular beslemiyor. onları ve onlarla içli dışıl siyasetçi ve işadamlarını affetmiyor, kökünün kazınmasını istiyor. Bugün toplumsal düşümüz bu. Sade vatandaş, bütün bu kişi ve ilişkilerin yetişip geliştiği 'sera' gözüyle baktığı hapishanelerin boşalması ihtimali karşısında paniğe kapılıyor.
70'lerin sonuna kadar modernlik öncesi, herkesin herkesi tanıdığı, komşunun koşmuya gözvü ve yardımcı olduğu, kaynaşmış-entegre topluma dair özellikerin toplumsal yaşam biçimleri olarak korunduğ,u canlı olduğu bir Türkiye hâlâ vardı. Bu yapı, 'Genel Af'ın toplumsal meşruluğunu sağlayan bir zemindi de. Çünkü mahpus, cani, bir başkası değildi, aramızdan biriydi; bir tanıdık, hatta akraba. Türkiye artık o entegre toplumun yanılsamasını bile yaşatamayacak kadar 'kozmopolit.' Cani, çoktandır bizden, aramızdan biri değil, sanki bir başkası ve kimsenin kimseyi affedecek hali yok.
Öcüden korkmuyoruz
Tüm Türk aydınları eskiden nükleer santrallere karşıydı. Şimdi ise çoğunluğu santral yapımına olumlu bir gözle bakıyor...
1973'te, OPEC'te örgütlü petrol üreticisi ülkelerin üretimi kısması ve fiyatları aniden yükseltmesiyle yaşanan petrol şoku, yurttaşların çevre bilincinde müthiş bir sıçramayı beraberinde getirmişti. Öte yandan ulusal yönetimler petrol şokunu nükleer enerji alanında bir yatırım atağıyla karşılamaya hazırlanıyordu. Artan nükleer enerji yatırımlarına karşı, daha çok 68 gençlik hareketinin ortaya çıkardığı doğal önderlerin liderliğinde, 'kendiliğinden' bir 'yurttaş muhalefeti' gelişti. Bu hareketlilik, 80'lere ve 90'lara damgasını vurecak olan 'Yeşiller' siyasetinin ilk nüvesini teşkil edecekti.
SOL FİKİR DEĞİŞTİRDİ
Nükleer enerji karşıtlığı, Avrupa'ya SS-20 nükleer başlıklı füzelerin yerleştirilmesine karşı muhalefetle parelel gelişiyordu, daha çok bu kanaldan Türk aydınına da bulaştı, böylece siyasi muhalefetle parelel gelişiyordu, daha çok bu kanaldan Türk aydınına da bulaştı, böylece siyasifolklorumuza modern bir soluk katıldı. Bugün Marks'tan Lenin'den, artıkdeğer ve işçi sınıfının öncü partisinden pek sözeden yok, ama yenilenebilir enerji kaynakları, sürdürülebilir kalkınma gibi konu ve kavramlar hakkında fikir sahibi olmayanlara zamanının gerisinde kalmış gözüyle bakılıyor.
SERİNKANLI OLDUK
Öte yandan Atom enerjisi gibi konularda çok daha serinkanlıyız artık. En temkinli yaklaşımlar bile, Atom enerjisi gibi konuların en azından kategorik olarak karşı ya da taraf olacak meseleler olmadığının farkında görünüyor. Rasyonel kararlara konu olması gereken teknik bir mesele olduğu düşüncesi yaygın. 90'larda toplumda çevre bilinci hayli geliştiği, Bergama Köylüleri gibi çevre için savaşım veren bir çok başarılı yurttaş hareketi ortaya çıktığı halde, atom enerjisi karşıtları bu ölçüde bir yandaş bulamıyor.
"Aman petrol"den... "Şıkıdım şıkıdım"a!
70'li yıllarda 'uluslararası arenalarda başarı' en büyük hasretimizdi. Bu yönde çabalarken Eurovision şarkı yarışmasını gözümüze kestirmiştik. Tanımlayıcı özellikleri arasında türkü çığırmak olan Türk'ü bu arenada neden bir zafer beklemesindi. Beklediğimiz gibi olmadı. Her yıl özene bezene hazırlandığımız, binbir umutla katıldığımız Eurovision yarışmalarından hafif müzikten soğumuş bir ulus olarak çıkmadık ama o hezimetlerin ulusun kolektif bilincinde bir sakatlanmaya yaratmadığını da kimse söyleyemez. Kaderin bir cilvesi belki, Eurovision'a en son Ayda Pekkan-Petrol'le asıldık ve sonra umudumuzu kestik. İşte 90'lar 'Petrol'de titreşen bir müzik akımının Avrupa'yı esir aldığı yıllar oldu. Arap- Kuzey Afrika ve Akdeniz ezgilerinin sentezi bu müziğe 'Rai' dendi. Rai'nin açtığı Tarkan'ı tüm Avrupa dinliyor. Bugün nasıl futbol ve Türkiye dendi mi Avrupalılar'ın aklına Cimbom geliyorsa, müzik konusunda da hemen Tarkan anımsanıyor.
Sinan HINCAL
YARIN
Bertan SARACOĞLU
İstanbul ABD Konsolosluğu Basın Danışmanı'ndan eğlenceli anılar
İçkici basın ateşesinin başına karakolda neler geldi?
Kendini hiç sevmeyen Türk kızına aşık olan Amerikalı hangi ekstra acıları çekti?
Siyahi ateşe Daniel'in paça çorbasından ne çıktı?
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|