kapat

23.11.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ALİ KIRCA(alikirca@sabah.com.tr )


Prokop Abi

Gece yarısından sonra, televizyondaki programda, ekranın altına "canlı telefon bağlantısı" yazısı yazıldı.

Ege adalarından aradığını söyleyen kişinin tuhaf bir adı vardı: Prokop.

Daha sonra Prokop Bey'in heyecanlı ve sıcak konuşmalarından, Yunanistan'a göç etmiş İstanbullu bir Rum vatandaşımız olduğu anlaşıldı.

Prokop, sunucudan bir ricada bulundu, arkadaki saz heyetinin kemancısıyla görüşmek istediğini söyledi.

Kameralar kara kaşlı, kara bıyıklı kemancıya yöneldi. Kemancı da heyecanlıydı:

- Nasılsın Prokop Abi! diye söze başladı. Prokop Abi onu, o Prokop Abi'yi çok iyi tanıyordu. Yıllarca İstanbul'un gazinolarında birlikte çalışmışlar ve birlikte çalmışlardı.

Prokop Abi, telefonu kapatmadan önce İstanbul'u çok özlediğini anlattı, tanıdığı bütün dostlara selam söyledi.

Ve telefonu kapattı...

Prokop Abi gidince biz de televizyonu kapattık.

ooo

Yıllar önce, seçimleri izlemek için gittiğimiz Atina'da, Sintegma Meydanı'ndaki gazete büfesinden gazete almak için pencereye eğildiğimizde içerden heyecanlı bir ses duyuldu:

- Alii..

Haydaaa... Kim ola ki bizi oralarda tanıyan? Büfenin içi karanlıktı, yüzünü seçemedik. O dışarı çıktı.

- Kosta ben, Kosta, tanımadın mı?

Kosta... Adalı arkadaşımız... Biz askeri, o sivil lisede okurken zamanının çoğunu bizimle geçirirdi. İyi futbol oynardı. Bizim okul takımıyla antrenmanlara çıkardı. Ele avuca sığmaz, neşeli bir çocuktu. Bizi çok eğlendirirdi.

Kucaklaştık. Ailesi İstanbul'dan, Ada'dan göçtükten sonra Atina'ya yerleşmişlerdi. Sintegma'daki bu büfede gazete satarak kazanıyordu yaşamını. Bütün ortak arkadaşlara selam söyledi. Değişik duygularla oradan uzaklaşırken arkamızdan seslendi:

- Fenerbahçe nasıl?..

O yıllarda iletişim bu kadar gelişmemişti: Uydularda televizyonlar, bilgisayarlarda İnternetler yoktu.

"İyi... Şampiyonluğa gidiyor..."

Yunanistan'da hiçbir takımı tutmuyordu. O hâlâ "sıkı bir Fenerbahçe"liydi.

Habere sevindi.

ooo

Galata'da Adolf'la Agop birbirine rakip iki dükkanın adıydı. Sahiplerinin adını taşırdı ikisi de. Müşterileri genç Bahriyelilerdi. Adolf ve Agop denizcilere şapka yaparlardı. Onların şapkaları Devlet Malzeme Ofisi'nin şapkalarına benzemezdi. Özenli ve fiyakalı şapkalardı.

Genç Bahriyeliler başlarındaki şapkalarının Adolf ve Agop markası taşımasına göre "statü" kazanırlardı. Onlar denizcileri pek çok severlerdi. Üniformaları süsleyen aksesuarları da onlar üretirlerdi.

Biri Ermeni, diğeri Musevi vatandaşlarımızdı.

Bu günlerde şapkaları kimler yapıyor, bilmiyoruz. Ama onlar yok artık. Yıllar önce, denizcilere olan sevgilerini Galata'da bırakıp, gittiler.

ooo

Bir de Kürt arkadaşlarımız vardı doğup büyüdüğümüz kasabada. Bizim oraların en zengin ailelerine mensuptular. Asimilasyonla göç etmişlerdi Orta Anadolu'ya. Sınırsız topraklar, ölçüsüz servetleriyle eşraftandılar. Çocuklarıyla aynı sıraları paylaştık okuduğumuz okullarda. Kürt olduklarını bilirdik, onlar da bilirdi. Annemiz "Vara vara konuşurlar" derdi. Çünkü kendi dillerini de kullanırlardı aralarında. Bizim kuşaktan çocukları iyi eğitim gördüler, doğdukları yere dönüp babalarından işleri teslim aldılar, belediye başkanı bile oldular.

Ne onlar bizi, ne biz onları "ayrı" görmemiştik, aklımızdan geçirmemiştik.

"Vara vara"larını sevmiştik.

ooo

Bize ne oldu Prokop Abi? Ne zaman bozuldu bölüştüğümüz ekmekler? Niye çalgı çalmıyorsun İstanbul gecelerinde... Kosta neden seyredemiyor ki Fenerbahçe'yi? Şapkalar niye öksüz, altın kaplama "çıpa"ları kim döküyor şimdi kalıba? "Vara vara" sesleri niye kulak tırmalıyor duyulduğunda?

Televizyonu niye aradın Prokop Abi?

Neden aklımıza düşürdün bütün bunları?

Bize neden hatırlattın ki, giderek daha yalnız ve daha yalnız ve daha yalnız kaldığımızı?

Alacağın olsun Prokop Abi...

ooo

Yukardaki yazıyı 23 Kasım 1997'de yazmıştım.

Tam tamına iki yıl önce...

Dün odamda çalışırken kapım açıldı..

Bembeyaz saçlı, gözlüklü, yüreği sımsıcak bir adam girdi içeri..

- Ben" dedi, "Prokop abi.."

Sonra sarıldı... Hiç tanımadığım, ıssız bir gecenin yarısında adını ve sesini duyduğum insan; "ete-kemiğe bürünmüş" duygularla odamdaydı işte... Ve...

Ağlıyordu..

- Bu yazıyı, İstanbul'dan haber verdiler, mektuba koyup gönderdiler dedi... "Atina'daki arkadaşlarla okurken boncuk gibi yaşlar döküldü gözlerimizden" dedi.

Sonra, cebinde iki yıldır özenle sakladığı yazıyı önüme koydu... Prokop Abi'ye imzaladım.

Sonra, ben dosyamdan çıkardım yazının orijinalini... Prokop Abi imzaladı...

"Prokop Abinden sonsuz sevgiler ve saygılar..."

Ve... Gitti...

Şimdi... Öyle bir hallerdeyiz ki...

Nasıl söylesek...

Hani... Boncuk, boncuk...

Yani, alacağın olsun Prokop Abi... Alacağın olsun...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır