


AGİT'in kadın başkanı
Geçen Pazar "Beykoz Konakları" yönetiminin düzenlediği "Beykoz'da Komşular Günü" gezisinde, Zeynep Göğüş'ün evinde kalmakta olan ve onunla birlikte geziye katılan AGİT Parlamentosu Asamble Başkanı Hella Degn ile tanıştım.
Türk kadın gazeteci ve siyasetçilerin bulunduğu bir grupta ilginç bir sohbet yaptık. Degn, Danimarka Parlamentosu'na 13 kez milletvekili olarak seçilmiş çok başarılı bir siyasetçi. Tam 27 yıldır siyasetin içinde ve bu arada 2 dönem de Kadın Sosyalist Enternasyonal Başkan Yardımcılığı yapmış.
Kadınların özellikle siyaset, medya gibi köşeleri erkeklerin tuttuğu alanlarda kazandıkları başarıların önemi ve bunları kazanmak için verdikleri mücadele sohbetimizin ana konusuydu. Uluslararası düzeyde saygın ve etkili bir konuma sahip olan Hella Degn, erkekle eşit görülme, eşit tutulma konusundaki sıkıntıları en modern, en medeni ülkelerde de kadınların halâ yaşadığını, kendisinin de ancak batılı ülkelerin kadın örgütlerinin uluslararası dayanışmaları, desteğiyle bazı zorlukları aşabildiğini anlattı.
Biz de ona Türkiye'de iddialı mesleklerde çalışan kadınların başarılarının nasıl gözardı edildiğini ve çoğu kez engellendiğini.. Nasıl aynı başarı için erkeklerin iki katı çalışmak zorunda kaldıklarını.. Parlamentomuzda bunca çabaya rağmen kadın oranını %'in üzerine çıkaramayışımızı. Tek kadın parti başkanının bile bu konuda fazla istek göstermediğini.. Türk kadınına eşit haklar getirecek olan Medeni Kanun'un hâlâ bir türlü değiştirilemediğini..
Degn, bütün söylediklerimize karşı ısrarla örgütlenmenin ve güçlü baskı grupları oluşturmanın önemi üzerinde durdu.
Bu konuda ona hak veriyorum ama bizde kadın kuruluşlarının da kendi aralarında birleşerek güç oluşturamadıklarını, parlamentoda kadın milletvekillerinin çabalarının bile çoğu kez bireysel bazda kaldığını biliyorum.
Oysa bu, özellikle Türkiye gibi, henüz sorunlarının çoğu askıda olan ülkelerde büyük önem taşıyor. Bizde meslek kadınları gibi ev kadınları da her türlü haksızlıkla, hatta çoğu kez susmak zorunda kaldıkları hakaretlerle karşılaşıyorlar. Kadınlar her alanda örgütlenmek, örgütler ise güçlerini birleştirmek ve bu haksızlıkları dikkatle izleyerek önlemek zorundalar.
Medeni Kanun'a gelince.. Bakanlar Kurulu'ndan geçip Meclis'e gönderildi ama "Tasarı Türkçe hatalarıyla dolu. Dili düzeltilmeli" gibi şartlarla. Bu da uzun sürecek bir gecikmeye neden olabilir. Hukukçular hataları en kısa zamanda düzeltmeli ve Meclis yeni Medeni Kanun'u Türk kadınlarına yeni yıl armağanı olarak önümüzdeki bir iki ay içinde kabul etmeli.
2000'li yıllar kadınların pasifliğe, katlanmaya, susmaya son verdiği, Hella Degn gibi kadınların bizde de çok sayıda yetiştiği yıllar olmalı..
İtalyan hükümeti affa karşı
Osmanlı döneminde İtalyan hükümeti tarafından, Sultan Abdülaziz'in tahsis ettiği arsa üzerine yapılan ve uzun yıllar hizmet veren İtalyan Hastanesi Vehbi Koç Vakfı tarafından kiralandı ve baştan aşağı yenilenerek bildiğiniz gibi geçtiğimiz hafta tekrar hizmete girdi. Yeni bir onkoloji merkezi, rehabilitasyon ünitesi ve ayakta tedavi merkezinden oluşan ve 9 milyon dolara malolan restorasyonunun 3 milyon doları 'Fiat' tarafından ödenen hastane aynı zamanda Amerikan Hastanesi gibi başarılı ve deneyimli bir sağlık kadrosunun desteğine de sahip olduğundan, İstanbul halkının sağlığı açısından önemli bir katkı oluşturacak.
Açılışta Sağlık Bakanı Osman Durmuş'la (söylemem gerekir ki deprem sonrasında olumsuz tepkilerimi yansıtan onca yazıma karşılık çok güleryüzlü ve dostça davrandı) devlet hastanelerinde çalışan doktorların şikayetçi olduğu uzun mesailer ve sağlık sisteminin düzeltilmesi konusunda ayaküstü konuştuk. Doktorların çalışma süreleri ve vardiya sistemi hakkında bana açıklama göndereceğine söz verdi. Bunu alır almaz köşemde açıklayacak ve doktorların "aşırı yorulduklarına ilişkin" şikayetlerine yardımcı olmaya çalışacağım.
Bu arada, Sayın Rahmi Koç'un tanıştırdığı İtalya Dışişleri Bakanı Lamberto Dini'ye İtalya'da çıkması beklenen ve Mehmet Ali Ağca'nın da faydalanacağı söylenen "Millenium affı"nı sordum. Son derece kesin bir ifadeyle, basının bu affı sık sık gündeme getirdiğini ama hükümetin ne böyle bir açıklaması, ne de niyetinin olmadığını söyledi.
"Mehmet Ali Ağca'yı ömür boyu hapis mi tutacaksınız?" soruma ise "Şimdilik durumunda hiçbir değişiklik yok" cevabını verdi.
Af söz konusu olduğunda Avrupa ülkesi hükümetlerinin bizimkiler kadar alicenap (!) davranmadığını bilmem yeterince anlatabiliyor mu?
İçgüdü
Anthony Hopkins'in yarattığı yeni bir şaheser. Bu gerçekten dev sinema oyuncusunun filmlerine sadece aktörlük mesleğinin en kusursuz şekildeki icraatını görmek için bile gitmeye değer.
Hopkins, dağ gorilleri üzerine araştırma yapmak üzere Ruanda ormanlarına giden ve onların sevgi dolu ve sakin yaşamına alışarak balta girmemiş ormanlarda gorillerle birlikte yaşamaya başlayan değerli bir bilimadamı "Dr.Ethan Powell" rolünde.
Sonunda, kendisinin izini sürerek ormana gelen ve çok sevdiği gorilleri öldüren avcıları da kendisi öldürdüğü için yakalanarak hapsediliyor ve bir daha da insanlarla konuşmuyor. Bu kez, onu konuşturabilmek ve yaşamındaki esrarı çözebilmek için başka bilimadamları devreye giriyorlar.
Hayvanların dünyasını ve hayvan sevgisini anlattığı gibi insanların her şeye hâkim olma hırsını ve çabasını da ortaya koyan İçgüdü (Instinct) çocukların da sıkılmadan izleyeceği çok hoş bir film.
Özellikle Dr. Powell nihayet konuştuğu zaman söylediği; "Tek vazgeçemediğiniz mülkiyet hakkı. Bundan vazgeçtiğin anda huzuru bulursun. Herşeyi kontrol etmek bu kadar mı önemli? Tanrı olmak bu kadar mı cazip?" sözleri, hayatı nasıl anlamsız çabalarla geçirdiğimizi düşündürüyor.
İnsan ilişkilerinde -hayvanlar aleminde olmayan- çıkar kaygılarının, güçlü görünme çabalarının ne kadar önemli rolü olduğunu anlatan çok güzel konuşmalar da var.
Tek bir konuya kafanız takılıyor; bu kadar duygulu bir bilimadamının nasıl olup da kendi ailesini terk edip gorillerle yaşamayı seçtiğine.. Aileyi hiç katmasalar daha etkileyici olabilirdi.
Buna rağmen bence çok hoş bir film.
Fırsat bulursanız kaçırmayın!