kapat

23.11.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


Tehdit içte mi, dışta mı?

Çeçenistan'da süregelen Rus saldırısı Türkiye'yi her zaman çok yakından ilgilendirmesini ve hatta endişelenmesini gerektiren özellikler taşıyordu ama geçen haftadan bu yana, bu, daha da böyle.

Türkiye, kendi Kürt sorununu çözmekte beceriksiz davrandığı ölçüler içinde ve sürece, etnik karakter taşıyan her ihtilafa ilişkin garip bir çekimserlik içine sürüklendi. Bu, Kosova için geçerliydi; Çeçenistan için haydi haydi öyle. Sanki, bu konularda ağzını açsa, kafasına Kürt sorunu derhal kakılacak gibi bir kaygıdan sıyrılamadı.

Ankara'daki eski Sovyet Büyükelçisi Albert Çernişev'in, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı sıfatıyla bir süre önce verdiği "Camdan köşkte oturanlar, başkalarının evine taş atmazlar" biçimindeki uyarı karışımı tehdidi, Türk devlet adamlarının ürkmesine sebep oldu. Adeta Çeçenistan konusunda ağzını açmak, Rusya'nın PKK'ya desteğine davet etmekle eşanlamlı kabul edildi. Bu zihniyet yüzünden, Başbakan Bülent Ecevit, Yeltsin'in tüm Batı karşısında müşkül duruma düştüğü İstanbul AGİT Zirvesi'nden iki hafta önce gereksiz biçimde Moskova'ya koşup, "terörizmle mücadelede işbirliği anlaşması" imzalamaya zorlandı.

Atılan adım, üç bakımdan sakattı:

1. Zamanlama açısından. Rusya, Çeçenistan'da başta Amerika, Batı tarafından baskı altına alınırken, Batı'nın Avrasya stratejisinde önemli bir yer tutacağı belli olan Türkiye'nin, Rusya ile işbirliği aramasının mantıklı bir izahı olamazdı.

2. Bu heves (Rusya ile terörizme karşı işbirliği), PKK'nın askeri olarak etkisizleştirilmiş olduğu ve dahası PKK'nın tümüyle söylem değiştirdiği ve şiddetten vazgeçtiği olgusunu dikkate almadan yapıldığı için anlamsızdı.

3. Bu durumda, Rusya ile böyle bir işbirliğine gitmek, Çeçenistan'da terörizme karşı savaşıldığına dair Rus iddialarını zımnen kabul etmek anlamına geliyordu. Buysa, "dünya ile" ters düşmek demektir.

İster Kosova olsun, ister Çeçenistan; Türkiye için özelliği olan toprak parçalarıdır. Türkiye'nin buralar ile tarih ve kültür (din dahil) bağlantıları mevcuttur ve en önemlisi kopmaz beşer” bağları söz konusudur. Çünkü, Türk ulusu dediğimiz insan topluluğu, Osmanlı ve çevresi Müslüman topluluklarının toplamından oluşmuştur. Cumhuriyet'in tarif ettiği anlamdaki Türk ulusunun mayasında Arnavut, Gürcü, Çerkes, Çeçen, Boşnak vs. unsurları vardır. Dolayısıyla, bu kimlikteki insanların uğradığı soykırım, katliam gibi uğradığı sıkıntılar ve çileler doğrudan doğruya Türkiye'yi kendi beşer” hamuru bakımından doğrudan doğruya etkiler. Hiçbir ülke, kendi insan yapısına aykırı bir siyas” tavrı benimseyemez veya sürdüremez...

Rusya'nın Çeçenistan'da giriştiği kanlı saldırının, "terörizmle mücadele" boyutlarının çok ötesinde bulunduğunu dünyada herkes görüyor. Topu topu 1 milyon kişilik bir halkın beşte biri ülkesini terketmek zorunda kalmış, geri kalanlar ölümle göç arasında tercihe zorlanmaktadır. Bunun "terörizmle mücadele" ile ne ilgisi vardır.

Kaldı ki, Rus generallerini bu kanlı saldırıya sevkeden gerekçe yani Moskova ve St.Petersburg'daki terör eylemlerinin Çeçenlerden kaynaklandığına ilişkin tek bir kanıt ortada bulunmuyor. Bu saldırıya gerekçe teşkil etmesi için Rus gizli istihbaratının eseri olduğu kuşkusu ise dile getiriliyor.

Rusya'nın Çeçenistan saldırısının, Kafkasya'da "Rus nüfuzu"nun yeniden tesisi ile yakın ilişkisi besbelli. Bu "nüfuz", esas olarak, Türkiye ile Orta Asya (Hazar ve Hazar ötesi) enerji yolları irtibatını kesmek amacını güdüyor. Türkiye, Moskova'ya koşup "terörizmle işbirliği" niyetiyle Rusya'nın ellerine sarılsa bile, Rusya'nın Türkiye'yi zayıflatma stratejisi değişmeyecek. Çünkü, orada bir "stratejik değerlendirme" söz konusu.

Geçen hafta Clinton'u "Türkiye'nin 21.Yüzyıl'daki rolü" konusunda dinledikten ve AGİT Zirvesi'nden sonra yeni bir "tehdit değerlendirmesi"nin zamanı gelmiştir. Birkaç yıldır yürürlükte olan "iç tehdit değerlendirmesi"nin yanlış olduğu açığa çıkmıştır.

Bu itiraf edildiği vakit, iç barış oturabilir ve Türkiye, 21.Yüzyıl için beklenen uluslararası rolünü oynayabilir.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır