Vazgeçtik orta öğrenimi, üniversite düzeyinde dahi "monizm"i tüm perspektifleriyle değerlendiren bir platform hiç bir zaman kurulamadı.
O nedenle de Türkiye'nin beyinsel kadroları dahi, insanlık tarihindeki durduraksız değişimin görünmeyen motorlarını algılamakta ışıksız, penceresiz ve ufuksuz kaldılar.
Bunun bedeli, eziklik, yoksulluk, safsatacılık ve çağ dışılık olarak çıkmıştır Türkiye'nin karşısına...
Şimdi diyebilirsiniz ki, bütün sorun "monizm"i algılıyamamış olmakta mı yatıyor?
En azından tarihsel değişime neden bir türlü ayak uydurulamadığının gerçek analizleri, "monizm"i algılayıp algılıyamamakla yakından ilişkili...
Yalnız Samanyolu galaksisi içinde bizim Güneş sistemi benzeri kaç milyar sistem ve bizim Dünya'mızdan çok daha büyük kaç milyar gezegen vardır bendeniz bilmiyorum.
Bir de Samanyolu dışında kimbilir kaç milyar galaksi var..
Bir an için, "kainat", yahut "evren", yahut "Kozmos" azıcık canlanabiliyor mu gözlerinizin önünde?
Şimdi sıkı durun.
Sadece insana ait olan beyinsellik, yani "akıl"; Kozmos'un dışında, kendine has ayrı bir vak'a, ayrı bir nitelik, ayrı bir özellik olabilir mi, olamaz mı?
Yani efendim insana has "akıl", Kozmos'un içinde midir, dışında mıdır?
Basınç yasalarını keşfetmiş olan Blaise Pascal:
- Tüm bu galaksiler, yıldızlar, gezegenler bir insan "akıl"ı etmez, demişti.
Buna karşılık, Spinoza, Feuerbach, Marx, Engels, insan "akıl"ı da dahil, hiç bir olgunun, "Kozmos", yani "kainat" dışı olamayacağını savunmuşlardır.
Ve bunu şöyle kanıtlamışlardır:
- İnsanlık tarihi durmadan değişiyorsa, bunun nedeni durmadan değişen ve binbir biçime giren bir enerji kitlesinin; yani Kozmos'un bir parçası olmasından ötürüdür.
İnsan; rüzgar gibi, kömür gibi, buhar gibi, elektrik gibi, elektronik gibi, Kozmos verilerini kendi iradesi altında üretim yapmak için kullanmayı geliştirdikçe, toplumsal yapı biçimleri de değişir..
Kozmos durmadan değişim içindedir; onun minicik bir birimi olan Dünya üstündeki insan toplumları da durmadan değişim içindedir.
Küçük Asya Türkler'i bu değişime neden ayak uyduramaz duruma düştüler?
Kozmos verilerini kendi iradeleri altında değerlendirip üretim biçimlerini değiştiremedikleri için mi?
Kesinkes öyle..
Peki neden öyle?
Kendi anadillerini 400-500 sözcükten daha zengin kullanamadıkları için mi öyle? Yoksa birey olarak, meslek sahibi olmak yerine, beylik kalıplara yapışarak sürekli yönetici olmaya özendikleri için mi öyle?
Bu soruların yanıtı bilimsel olarak bir türlü tam verilemedi. Ama insanlık tarihinin değişimi hızlanarak sürüyor ve Küçük Asya Türkleri de globalleşme sürecinin tam göbeğinde bulacaklar yakında kendilerini.
Ve kendi dinamikleriyle değilse de, Kozmos'un Arz yuvarlağını da sarmalayan dinamiği içinde, değişip gidecekler onlar da...