Fazilet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, dün Amerika başkentindeki Wilson Center'da, Amerikanca deyişle "Washington political community"nin yani "Washington siyas” cemaati"nin karşısına çıktı. Bu deyişten kasıt, dünyanın en güçlü ülkesinin, siyas” kararlarını etkileyen topluluk. Bunların bir kısmı, siyas” karar vericiler, diğer kısmı, siyaset oluşumunda etkili düşünce ve kalem sahipleri... Tümü birden "Washington political community"yi teşkil ediyorlar.
Washington, bir süperdevletin başkenti olarak hiçte Londra, Berlin, Paris türü eski "emperyal başkentler" gibi ihtişamlı bir görüntü sergilemiyor. Hatta trenle üç saat ötesindeki New York'un yanında, Ankara'nın İstanbul'un altında ezildiği gibi bir hali var. Fakat, bu 500 binlik ve geniş banliyöler çevresiyle 2.5 milyona yakın nüfusu olan ve bu nüfusun yüzde 60'ından fazlasını siyahların oluşturduğu bu şehir, uluslararası politika teneffüs ediyor. Dünyadaki 180 ülkenin kaderlerini Beyaz Saray'ı, Kongre'si, Pentagon'u, Dışişleri Bakanlığı, Hazine Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Enerji Bakanlığı, CIA'yi, NSC'si (Ulusal Güvenlik Kurulu) ve bunları kuşatan bir dizi think-tank'ı (düşünce üretim merkezi), araştırma kuruluşları, Dünya Bankası ve IMF'si ile bu şehirdeki insanlar yakından etkileyebiliyorlar. Bu kadar çok ülkeyle ilişkili bir süperdevlet için her ülkeyle ilgili bir "uzmanlar topluluğu" var. Neredeyse her ülkeye ait bir "Washington political community" söz konusu...
Amerikan başkentindeki merkezler, söz konusu "political community" önünde çeşitli ülkelerden gelen siyas” liderlerin ve şahsiyetlerin adeta "podyuma çıkması" gibi bir şey. Recai Kutan, dün Wilson Center adlı "podyum"da idi.
Wilson Center, bir think-tank değil. Amerika'nın idealist başkanı Woodrow Wilson'a adanmak üzere 1968 yılında Kongre tarafından ve ünlü entellektüel senatör Daniel Patrick Moynihan'ın girişimiyle yasayla oluşturulmuş bir entellektüel kuruluş. Washington'un amansız iktidar mücadelesi cangılında bundan etkilenmeyen bir "entellektüel vaha" olarak tanımlanıyor. Başında, Ocak ayından itibaren, Amerikan Kongresi'ne yıllarca Dış İlişkiler Komitesi Başkanı olarak damgasını vurmuş olan Lee Hamilton var.
Wilson Center'ın benim açımdan bambaşka bir özelliği bulunuyor. Nisan-Ekim arası, altı ay süreyle orada çalışmalar yapmaya davet edilmiş ilk Türk sıfatına sahip olma onurunu taşıyorum. Wilson Center'da daha önce benimle aynı statüde Madeleine Albright, George Kennan, Mario Vargas Llosa, Raul Alfonsin gibi uluslararası şahsiyetler, Thomas Friedman, Eric Rouleau gibi meslektaşlar bulunmuş. Friedman, meşhur "Beyrut'tan Kudüs'e" başlıklı Pulitzer ödülü sahibi kitabını orada yazmış. Keza, Sovyetler Birliği'ni çeyrek yüzyıl Washington'da temsil etmiş olan Anatoli Dobrynin de orada bulunmuş ve Soğuk Savaş döneminin en çarpıcı anı kitaplarından biri olan "In Confidence"ı orada kaleme almış.
Wilson Center'da ilki 30 Nisan'da "Türk Seçim Sonuçları", ikincisi 1 Ekim'de "Türkiye'de Deprem: Siyasi Yansımaları" başlıklı iki konferans verdim. Kaldığım süre içinde, sayısız Amerikalı ve uluslararası şahsiyetin konferanslarını izledim. Başbakan Bülent Ecevit'in orada konuşması için gayret sarfettim. Olmadı. Ecevit'i başka merkezlerde konuşturttular.
Recai Kutan'ın dün orada "podyum"a çıkmasını, Wilson Center'ı yakından tanıdığım için çok anlamlı buluyorum. Türkiye'nin İslam” etiketli bilinen bir siyas” akımının temsilcisi, orada "sahne almak"la İslâm köktendinciliği algılamasını ve önyargısını Washington'da yıkmak açısından önemli bir fırsat elde etmiş oluyor.
Recai Kutan ve arkadaşlarının Washington-New York temaslarının orta ve uzun vâdeye yayacağı sonuçlar, gerek Amerikan "siyaset erbabı" ve gerekse Türk siyas” hayatı açısından ve özellikle Türkiye'deki İslâm” çevrelerin siyas” algılamaları açısından belirleyici değer taşıyabilir.
Ne gibi? Cevaplar, bir sonraki yazıda...