


Merve Kavakçı olayında durum..
Efendim Merve Kavakçı bir Türk vatandaşı ile evlenmiş, yeniden Türk vatandaşı olmuş.. Türk vatandaşı olunca da milletvekilliği geri gelmiş..
Safsata bu..
İnsan hukuk bilmezse, ya da bildiği halde saptırırsa, bu sonuca ulaşmak kolay..
Hukukta yasaların ruhu vardır.. Özü..
Merve Kavakçı, Bakanlar Kurulu kararı ile vatandaşlıktan çıkarıldı. Bu kararname Resmi Gazete'de yayınlanır yayınlanmaz, Türk vatandaşlığını, yani ile milletvekilliğinin anayasal şartı, "Türk vatandaşı olma" vasfını kaybetti. Yani milletvekilliği düştü.
Kavakçı karar aleyhine dava açtı. İptal ve iptale kadar yürütmeyi durdurma istedi. Önce ilgili Danıştay Dairesi, sonra da Danıştay Genel Kurulu yürütmeyi durdurma istemini reddetti. Şu anda dava sürüyor. Bu dava sona erene kadar da, Merve Kavakçı Türk vatandaşı değildir. Türk vatandaşı olmadığı için de milletvekili değildir.
İşin özü bu..
"Efendim Türkle evlendi" safsatasına gelince..
Merve Kavakçı'nın Türk vatandaşlığını kaybetmesine sebep olan koşullar değişti mi?.. Hayır?..
O zaman, bir nikah memuru önünde söylenen "Evet" lafı, Bakanlar Kurulu kararını iptal edebilir mi?..
Merve Kavakçı Türk vatandaşlığına iki türlü dönebilir..
1- Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden vatandaş olur. O zaman milletvekili olabilmesi için yeniden seçilmesi gerekir.
2- Danıştay, vatandaşlığı iptal eden Bakanlar Kurulu kararını kaldırır. O karar kalkınca, milletvekilliği avdet eder.
Başkaca yolu yok.. Olsaydı eğer..
Mesela Tarkan geri zekalı olmalıydı.. Niye çırpınıyor çocuk, vatandaşlıktan atılmasın diye.. Bakanlar Kurulu atar, o Almanya'da bir Türk kızı ile evlenip yeniden vatandaş olur, biter gider..
Vatandaşlıktan atılan bunca Türk niye mahkeme mahkeme dolaşıp çırpınıyor, niye tekrar Bakanlar Kurulu'na baş vuruyor ki?.. Dünyada evlenmeden kolay şey var mı?..
100 dolara seninle üç ay evli kalacak yüz kız bulursun, ararsan..
ooo
Merve Kavakçı olayında aslında çok önemli bir gelişme var. Allah kendisini kullanmaya kalkanların ayağını böyle kaydırıyor demek.
Kavakçı evlenmek için baş vurduğu Eyüp Evlendirme Dairesi'ne kimlik belgesi olarak USA 200026938 sayılı pasaportu ibraz etmiş.. Yani Amerikan pasaportu ile evlenmiş.
Yani Amerikan vatandaşı olduğunu bizzat kendisi, elleri ile belgelemiş.
Danıştay şimdi Eyüp Evlendirme Dairesi'nden bu belgeyi ister ve işi derhal bitirir.
Akıl hocası Nazlı Ilıcak hem de nikahtan sonra gazetecilere "Kavakçı'nın Amerikan vatandaşlığı henüz ispat edilmedi" diyordu. Belki de Merve Hanım'ın belgeyi kendi eli ile Türk makamlarına sunduğundan habersizdi.
Bu belgeyi görünce ne yapacak acaba?..
Çünkü Merve Kavakçı'ya apar topar evlenme fikrini veren o!..
Suyu getireni ayırd edemezsen..
Erdal Bilallar feryad ediyor.. Etiler ve Ortaköy'de terör estiriliyormuş. Estiren bu bölgelerdeki gece kulüpleri ve barlarmış..
Gürültüden çevre evlerde uyuyamıyorlarmış. Şikayet edenleri de badigardlar dövüyormuş..
Belediye ve kaymakamlık "Buraları turistik belgeli yerler, karışamayız" diye müdahele etmiyorlarmış..
Erdal aslında yerden göğe haklı, ama işin bu noktaya gelmesinde baş sorumlu kendisi..
Koca yaz boyu daha ne dediğimizi niçin dediğimizi anlama, dinleme zahmetine katlanmadan, bizi Pasha'nın avukatlığı ile itham edip, gözü kara militanlar gibi saldırmasaydı, çok olumlu sonuçlara varabilirdik..
Ne dedik biz..
"Halkın huzurunun yanındayız. Gürültüye karşıyız. Ama halkın eğlenme hakkının yanındayız. Bu eğlence yerlerinden geçimini temin eden binlerce ailenin de yanındayız."
Ne dedik biz..
"Bugün her türlü gürültüyü ölçen aletler var.. Bu aletleri kullanın.. 90 desibel üzerindeki gürültüyü çevreye yayanlara kapatma dahil her türlü cezayı verin.. Ya yola gelirler ya da o iş yeri biter.. Ama halka saygılı olan, gürültüyü dışarı sızdırmayan yerler var. Bunlar, dünyanın parasını harcayıp, ses düzenlerini en modern gelişmeler içinde dizayn ettiler. En yüksek gürültü düzeyi pistte.. Kenara doğru giderek azalıyor. Kapının, yolun üzerinde ise yasal düzeylere, hatta yol gürültüsünün altına düşüyor. Bu masrafı yapanları öbürleri ile bir tutmayın. Suyu getirenlere, testiyi kıranı eş tutmayın. Halka saygılı olanları tersine kolaylıklarla teşvik edin ki, ötekiler de ayni masrafın yapsınlar.."
Tantan'ı da, Erdal'ı Pasha'ya davet ettik. "Ölçü aletlerinizle gelin bakın" diye.. Oralı olmadılar.
Tantan, Ankara'dan neyin ne olduğunu anlama zahmetine dahi katlanmadan "Yok edile" emrini verdi.. Erdal, kelle koltuk destek çıktı.
Geçin yolu, karşı sahili gürültüye boğanlarla, kapı önüne ses sızdırmayan eğlence yerleri Tantan'ın polislerinden ayni muameleyi gördü.
O zaman binlerce dolar harcayıp çağdaş ses düzenleri kuranlar pişman oldular. Halkı gürültüye boğanlar baktılar ki, doğru yapmanın sonuca faydası yok, niye masrafa girsinler ki, kıllarını kıpırdatmadılar.. Gürültüyü önleyeceklerine, kendilerini denetleyenlerle iyi geçinmenin(!) daha az masraflı olacağını düşündüler.
Bu arada, şakşakçılarının alkışları ile coşan "Türkiye Emniyet Müdürü" Sadettin Tantan ülkenin turistik bölgelerindeki eğlence yerlerinin de boğazını sıkmaya başlayınca, turizm sektörü ayağa kalktı. Turizm Bakanı Erkan Mumcu, Sadettin Tantan'ı "Turistik yerlerden elini çekmesi için" nazik şekilde uyardı ve bu günlere geldik.
Şimdi feryad ediyoruz..
Hadi bakalım ayıklayın pirincin taşını..
SEVDİĞİM LAFLAR
Hedefe yaklaştıkça zorluklar artacaktır
Goethe
(Teşekkürler Mustafa)
BİZİM DUVAR
Ülkede faili meçhul cinayetler yok. Koruyanı meçhul katiller var sadece.
Hakan & Utku
Kıptinin merdi şecaat arzederken sirkatin söylermiş..
Gazetede okuyorum, laf Sarah Bernhard'ın..
Demiş ki kadın..
"Biri sizi ilk kez aldatırsa, suç onundur. İki kez aldatırsa, suç sizindir."
Şimdi bunda ne var, diyeceksiniz..
Mesele lafta değil, yayınlandığı yerde..
Bu lafı kendisini mutlu etmek için yayınlanan ceride-i paçavrasında gören Tansu Çiller kimbilir ne kadar çıldırmıştır?..
Hem de tam DYP genel kongresi ortamına girilmişken..
Muhalefet adayı Köksal Toptan, sadece bu lafı okuyup kürsüden inse yeter!..
"O reklamda aşağılanan, saygısızlık ve terbiyesizlik yapılan Milli Eğitim'in öğretmeni değil, o bankanın eğitim bölümüdür. Bu reklam magandalıktır."
Bunu söyleyen ne yazık ki, bu ülkenin Milli Eğitim Bakanı..
"O kadar kompleksli, o kadar alıngan olmayın.. Bu bir mizah" diyeceği, eğitici olacağı yerde, üç oy alırım ümidi ile yangını körüklüyor..
Yahu bu dünyada bizim kadar mizaha hoşgörüsüz millet var mı?..
Kapıcılar Kralı filmini protesto eden kapıcılar derneğinden farkı var mı, Milli Eğitim Bakanı'nın..
Niye bu kadar alınganız söyler misiniz?..
İlahi Melih!..
Melih Aşık, bizim pazar neşelerini alıp alıp kullanıyordu. Nerden aldığını söylemiyor diye kızıyorduk.. Biz ondan yaptığımız her altıntıda kaynak gösterirken.. Gerçek ortaya çıktı sonunda..
Melih meğer, bizim köşeye bakmazmış bile..
Bizi okumak zorunda değil.. Ama her şeyden bahseden bir köşe yazarı olarak, her şeyden bahseden başka yazarlara bakmak hiç değilse görevi.. Tekrarlardan kaçınmak için..
Peki nerden buluyor Melih bizim yazıları?.. Köşemizi hiç okumuyor da..
Bizim köşe gençler arasında revaçta.. İçindekileri sık sık birbirlerine postalıyorlar. Özellikle fıkraları.. Melih de bu e-maillerden nasibini alıyor..
Tabii konu fıkra olunca bir şey diyemiyorduk. Ama bu defa çok önemli bir hata yaptı Melih..
Hakan ile Utku'nun "David'e Mektup" adlı "Tatil Keyfi" yazısını noktasını değiştirmeden, "İnternetten" diye aynen yayınladı ve işin iç yüzü anlaşıldı.
Sevgili Melih biraz vaktini ayır, başkaları neler yazıyor bir bak..
Ayıp oluyor!..
Şimdi o yazının imzalarını da açıkla köşende ve çocuklardan özür dile..
TEBESSÜM
Bir ev kadını, bir muhasebeci ve bir avukata sormuşlar..
İki artı iki, kaç eder, diye..
Ev kadını "Dört" demiş..
Muhasabeci "Emin değilim. Bütün rakamları bir daha bilgisayara dökmekte fayda var" diye düzeltmiş.
Avukat, kadının kulağına eğilmiş:
"Kaç etmesini istersiniz?.."