


Şen şakrak dandikleşme!
10 gün izin ilaç gibi geldi. İznini yıl sonlarına bırakan herkese öneririm. İsmi önemli değil; başı bilim, gövdesi medeniyet, kolları teknoloji bir ülkeye gittim.
İki kentini gezdim.
Kuş bakışı gözlem...
Yollar çok bakımlıydı, kaldırımlarında, bordür taşlarında en küçük bir yamukluk, yumruluk, çarpıklık yoktu. İnsanlar çok mutlu görünüyorlardı. Caddeler, sokak araları, köprü başları çocuklarla, işsiz güçsüz avare kalabalıklarla dolup taşmıyordu. Yollarda başı boş köpekler dolaşmıyordu. Gazetelerinde "kuduz köpek ısırdı" diye haberler de yazılmıyordu.
Çocuklar okuldaydılar.
İşsiz kimse yoktu.
Köpeklerin de sahibi vardı.
***
Şehir toprağının nerdeyse yarısından fazlası yeşil alan, park, ağaçlık ve ormanlıktı... Ağaçlar, bilerek, isteyerek, planlayarak ve bilimsel olarak yıllardan beri o kadar çok çeşitte ekilmişti ki, sonbahar bitip kışa girilirken yaprakların yeşili sarının ve kırmızının binbir tondaki rengine dönüşüyordu. Sadece Türkiye'den gelmiş olan ben değil, diğer ülkelerden gelenler de bu insan yapısı renkler harikasını hayranlıkla izliyordu.
Parklar şahaneydi...
Kent içinden akan nehirlerin her santimetrekaresi imar edilmişti. Şehirlerde toz, toprak, is, pis, kir, gürültü yoktu... Şoförler terbiyesizce korna çalmıyorlardı. Düdük çalarak trafiği yöneten tek bir polis dahi yoktu. Parlamento binaları ve adliye sarayları çok görkemliydi... Bütçenin büyük çoğunluğu çocukların eğitimine ayrılıyordu ve okullar süper imkânlarla donatılıyordu. Şehir içlerinde kapılarını silahlı askerlerin koruduğu orduevleri yoktu. Başbakanları ile Cumhurbaşkanlarının konutları ise abartısız, sade ve sıradandı.
***
Ruhum dinlendi...
Ülkeme döndüm...
Gündem şen şakraktı...
Hangisinden başlamalı. Baş savcı; "Beni de vuracaklar..." diye açıklama yapmış, telefonların gizlice dinlenmesini talep ediyor, mahkeme olmadan evlerin aranması gerektiğini söylüyordu.
Koskoca başsavcı...
Dandikleşme istiyordu...
Bir başka savcı da gündüz gözüyle makamına davet edip ifadesini alma, soracağını sorma imkânı varken Amerikan vatandaşı olmuş, sıkmabaş Merve Kavakçı'nın evini gece ansızın basıyordu.
Koskoca savcı...
Dandikleşmeyi büyütüyordu...
***
Tesadüfe bak!
Ben ülkeme döndüğüm gün piyasaya 10 milyon liralık banknotlar çıkartılmıştı.
Paramız zaten dandikti.
İyice dandikleşiyordu.
5 milyonluğun suyu çıktı...
10 milyonluk gelmişti...
10 milyonluk banknot basmak enflasyonun yıkıcı, yok edici, bela çıkartıcı, ülkeyi yol kazasına uğratıcı, insanları günün birinde mağazaları yağmalamaya bile götürebilici, Türkiye devletinin konkordato isteyip, "borçlarımı ödeyemez hale geldim bana süre tanıyın" deyici bir takla atma noktasına doğru hızla gittiğinin göstergesi oluyordu...
Fakat toplum, gazeteler, TV kanalları, muhalefet partileri, üniversiteler, bankacılar, özel sektör, sendikalar bu tehlikeli durumu konuşup, tartışmıyor, sorgulayıp, sergilemiyor.
Ülkeye bir döndüm...
Merve'nin evliliği dillerde...
İnternetten mi buldu... Hülle mi, yıldırım aşkı mı, mantık izdivacı mı... Dini inancı levye olarak kullanıp, iktidara gelmeyi bir yol olarak seçmiş türbanlı Merve ile evlenen enişte Bekir, rakıcı mı...
Bir eski fotoğraf basılmış...
Enişte Bekir, bir masada oturuyor, önünde bir rakı bardağı yanında eski hanımı ile eski baldızı... Masada buz gibi rakı bardağı...
Adam rakıcıymış...
Bize ne!
Şen şakrak dandikleşme!