kapat

28.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Ne fena!..


Sapanca'da film çekiyoruz ya, dayanamayıp gittim tabii Adapazarı'na. Halbulki ben dayanamayıp gidemeyeceğimi sanıyordum. Olay henüz sıcakken, kimi doğallığı ile, kimi en reyting canavarı hali ile oralardan bize haberler verdiler...

Bunca zaman sonra neyini anlatayım? Savaş sonrası misali görüntülerini mi? İnsanların, hayatta kaldıklarına bin pişman, ifadesiz yüzlerini mi? Şehrin içindeki inanılmaz trafik keşmekeşini düzenlemeye çalışan trafik polislerinin, kafası kesilmiş tavuk misali bir o yana, bir bu yana koşuşturmalarını mı?

Asılölü rakamlarının açıklanandan fazla olduğunu söylüyor Adapazarlılar... Bu, depremde kayıp vermiş diğer bölgeler için de geçerliymiş (Herhalde ilk kez benden duymuyorsunuz).

***

Adapazarı'nda, Kurtuluş Mahallesi Uzun Sokak'ta babaannemlerin evi yıktırılıp, yerine üç katlı bir ev yaptırılmıştı. Depremden yıkılmış, ben gittiğimde enkazı kaldırılıyordu. Çok fena oldum...

O ev oraya yaptırıldığı gün, bundan hiç hoşlanmamıştım zaten. Çocukluk anılarımda ziyaret ettiğimiz, en "kral", en "baş" ev orasıydı çünkü. Onun yerine aptal bir ucube yapmışlar.

Ne oldu? O da yıkıldı işte! Eski haliyle sağlammış ki, "Bundan 30 yıl önceki şiddetli Adapazarı depreminde bile mahallede tek kalan ev, o evdi," diyorlar.

Gördüğüm günden beri hep bu sahneler gözümün önünde...

***

Televizyonlarda sürekli yaralı ve enkaz görüntülerini göre göre alışıyor gibi olmak, beni insanlığımdan mı uzaklaştırıyor acaba gibi sevimsiz bir düşünceye taviz veriyorken, ortada kan, bağıran, çağıran, yaralı vs olmaksızın, ruhumun bu denli altüst oluşu iyiye delaletti...

Hâlâ insanım, duyarlıyım, alışmadım, alışmayacağım da...

Tüm bunların üzerine, bir de değerli Ahmet Taner Kışlalı katledilince "Oh ne güzel Sapanca! Temiz hava, yeşillik, kuş cıvıltıları" duygusundan eser kalmadı.

***

Bizi mi filme çekiyorlar, biz mi hayatı; böyle felaket hikayelerini arka arkaya sıralayarak, anlayamadım...

Karmakarıştı ortalık, karıştım...

Geriye ekim sıkıntısı, havanın grisi, yağan yağmur, devlete güvensizlik, sonuca ulaşamayacağımıza dair umutsuzluk ve buna benzer bir hissiyat kaldı.

Güven ne önemli şey değil mi? İnsanın dış dünyayla kucaklaştığı andan itibarenki ilk sorunu. Ana rahmindeki gibi sıcak ve korunmalı olma lüksünü, bireysel olarak da toplumsal olarak da yaşamayı istemek dangalaklık; kabul ediyorum. Ama yaşadığımız ülke ve yönetiminden örnekle, kendilerini güvende, sosyal konumlarını garantide hissedip, devletiyle, içinde yaşadığımıza benzer sorunları olmayan (ya da şüpheleri mi demeli) başka ülkeler ve insanları da mevcut...

Niye hep iyiyi örnek alırız? Beterini düşünüp sevinirsek, yüzümüz o yana bakar da ondan. Hem biraz da salakça bir duygu değil mi, beterin beteri vardır diye düşünmeye kalkmak? Bundan beteri olur mu?

***

Ahmet Taner Kışlalı'yı küçüklügümden beri bilirim (hiç tanışmadım). O zamandan beri ışığını severdim. Ondandır belki bu denli üzülmem...

Artık şuna herkes uyandı sanırım: Katiller ve arkalarındakiler bulunursa, demek zülfü yare dokunacak. Birilerinin foyası ortaya çıkacak. "Korkulu rüya görmektense, gözü açık yatmak iyidir" atasözümüz var hani.

Epeydir uyanıkız. Üstelik gözümüz açıkken, kabuslar da görebiliyoruz.

Keşke hepimizi tanımlıyor olsam bu tarifle...

Oysa ki birileri tepelerine konfeti gibi hurafeler, bağnazlık tohumları, karanlık ziftler serpiştirilmiş olarak duruyorlar durdukları yerde. Ne fena!


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır