


İzleri kaybettirmek!
Uğur Mumcu suikastinden sonra herkes aynı şeyi söylemişti:
"İzleri kaybettirdiler.."
Bomba parçalarının ve parmak izlerinin; ya da kanıt olabilecek ne varsa onun; birkaç saat içinde silip süpürülmesi kuşkuları arttırmıştı..
O günkü DYP-SHP koalisyonunun üyeleri "taziye" için Karlık Sokak'taki eve girip çıkarken, "temizlikçiler" de işbaşındaydı..
Kameralara takılan görüntülerde, eve girip çıkanlarla "temizlik işçileri" aynı karelerde görünüyorlardı.
O sıralarda kimse neler olup bittiğinin farkında değildi... O "hengâme"de delillerin ve izlerin de sürüp süpürüldüğü anlaşıldığında iş işten geçmişti.
Aradan altı yıl geçtikten sonra, -hiçbir şeyden ders alınmadıysa da- "izleri kaybettirmemek" hususunda ders alındığı görülüyor...
Olay yeri; hemen çember altına alınıyor, deliller teker teker toplanıyor...
ooo
Ama, izler yine de kaybettiriliyor..
Bu kez "sular bulandırılarak", ya da kafalar karıştırılarak...
İlk kez doğru sorularla ve "şüphe"lerle bir yere varılmaya çalışılırken; "kasıtlı ya da kasıtsız", pusula yine şaşırtılıyor.
Rasyonel teorilerle, komplo teorileri aynı anda, aynı ağzılarca telaffuz ediliyor..
En büyük yanlışlık da "faili meçhul cinayetler" hatırlatmasında yapılıyor...
Failleri yani katilleri bulunamamış cinayetler dizisinden söz edilirken ortak payda, yanlış bir sözcüğün altına çiziliyor.
"Fail"e vurgu yapılıyor.
1990 sonrası yaşanan bu olayların hepsinin faili meçhuldur. Ancak, ortak payda "fail"de değil "meçhul"dedir.
Yani hiçbirinin katili bilinmemektedir. Ama bu, hepsinin katilinin aynı olduğu anlamına asla gelmemektedir.
Her "meçhul"un "fail"i aynı değildir yani...
Öyleyse bütün faili meçhuller, aynı dosya içinde, aynı başlık altında izlenemez..
İzlenirse, izler kaybettirilir, pusula şaşırtılır..
Son bir haftadır çokça yapıldığı gibi...
Hele, işin içine "Susurluk Çetesi", devlet içindeki gizli örgütlenmeler, gladyo gibi kavramlar da sokuşturulunca işler iyice Arap saçına döner...
"Susurluk"un artık ne olduğunu bilmeyen kaldı mı?
Devletin terörle mücadelesinde bir dönem başvurduğu bir yöntemdi Susurluk..
Terörü desteklediği sanılan kişileri, "hukukdışı" yollarla tasfiye etmek..
Ama "Kışlalı suikastını çözmek için Susurluk'a kadar gitmek gerekir" derseniz; Behçet Cantürk'le Ahmet Taner Kışlalı'yı aynı kalıba sokmuş olursunuz.. Ayrıca, Susurluk Çetesi'nin -artık bilinen nedenlerle- elini kolunu sallayarak dolaşıyor olması, Susurluk Çetesi'nin hâlâ icra-i faaliyete devam ettiği anlamına gelmez..
PKK çökmüştür; ama çete, ondan çok önce bitmiştir. Başarılı olduğu için değil, işlevini tamamladığı için bitmiştir.. PKK'yı da Susurluk değil, silahlı kuvvetlerin "şam kararlılığı" çökertmiştir..
Artık "bir kısım devlet"in bile terk ettiği ve bitirdiği bir unsuru; Türkiye'yi sarsan bir suikastin faili olarak görmek akıl ve mantık dışıdır..
Geçin bir kalem...
ooo
Ağızlardan baklayı çıkararak ikinci "teori"yi de konuşalım.
Zinde kuvvetler darbe yapmak için ya da Türkiye'de yönetime ağırlığını koymak için Kışlalı'yı tasviye etti. Yani, "gelecek" darbesine bahane yarattı.
Bu "teori"ye de kargalar güler!..
Türkiye'de silahlı kuvvetlerin ülke yönetimindeki ağırlığı, anayasal çerçevede ve MGK'da, olanca ağırlığıyla zaten vardır.. 28 Şubat'tan bu yana, TSK'nın siyasetteki etkisinin artmış olduğu da kimsenin meçhulu değlidir.
Avrupa Komisyonu'nun bile...
28 Şubat sürecinin gerekçelerinde ve o günkü "ortam"da, -faili meçhul- hiçbir suikast bahane olarak gösterilmiş değildir...
"Kışlalı suikastı bahane gösterilecek" diyenlerin aklından şüphe etmek gerekir..
Cinayetin izlerini kaybettirme çabalarının bundan daha irrasyonel ve daha "vahim" bir gerekçesi olamaz...
Bunu da geçin bir kalem..
ooo
Bütün bu "gayretkeş" açıklamaları görünce; insanın Nasreddin Hoca gibi sorası geliyor: "Hırsızın hiç mi suçu yok?"
Ya da katilin?
ooo
Katil kim mi?
Öyleyse, bütün bu cinayetlerin yarattığı "asıl" sonuçtan başa gelerek bulmaya çalışalım.
Aksoy, Emeç, Üçok, Dursun, Mumcu, Kışlalı... Hepsi "öldüler.."
Yani asıl sonuç bu..
Yani asıl sonuç, bu insanların artık yaşamıyor olması..
Çünkü, bu cinayetlerin hiçbirinden sonra Türkiye'de iç savaş çıkmadı, ülke birbirine girmedi, açık askeri darbe filan da olmadı..
Ama bir şey oldu.
Bu "insanlar" öldü.. Onlar yok artık..
Bu cinayetlerin gerisinde çok daha geniş kapsamlı, daha "büyük büyük" amaçlar olduğunu söyleyenlerin, belki farkında olmadan dedikleri şu oluyor: "Onların ölmeleri önemli değil.. Bunun arkasında daha önemli planlar olmalı.."
Kaybettiğimiz bu "insanlar"ın Türkiye'nin bugününde ve yarınında ifade ettikleri anlamları küçümsemektir, görmezden gelmektir bütün komplo teorileri..
Siz teoriler üretedurun...
Katiller amaçlarına ulaştı bile.. "Onlar"ı yoketti.
Daha ne olsun ki!..
Bu ülke insanlarının, çağdaş ve müreffeh bir Türkiye'de yaşama idealinin içerdeki ve özellikle dışardaki düşmanları yapacaklarını yaptılar.
Hiçbir iz bırakmadan kayboldular ortadan..
Hayır; ille de, daha başka hedefleri vardı diyenler..
"Onlar"ın hayatımızda yarattığı büyük boşluğun farkında değiller mi?
Daha ne olsun ki!..
Daha ne olsun!..