


Yılmaz'dan uyarılar
ANAP lideri, siyaseti ve Meclis'i aşağılama yarışı yapıldığını ancak, uyumlu hükümet ve çalışan Meclis döneminde bu oyunun tutmayacağını söyledi
Ankara- ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın dün sürpriz bir konuğu vardı. Adli Yıl'ın açılışında yaptığı konuşmayla büyük polemik yaratan Yargıtay Başkanı Sami Selçuk. Yılmaz, resmi törenler dışında ilk kez yakından tanıma fırsatını bulduğu Yargıtay Başkanı'yla Meclis'teki odasında 1 saati aşkın süre görüştü.
Selçuk, Adli Yıl'ın açılışında özetle "daha fazla demokrasi" demişti. Yılmaz da, 18 Nisan seçimlerinden sonra, özellikle de Meclis'in açılmasından bu yana verdiği mesajlarda "daha fazla demokrasi" motifini ön plana çıkartıyor.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın fazlasıyla sert bulunan önceki günkü mesajlarının ardından daha da ilginç hale gelen bu buluşmadan sonra gazetemiz Genel Yayın Müdürü Ufuk Güldemir, Genel Yayın Müdür Yardımcısı Mehmet Tezkan ve yazarımız Yavuz Donat ile birlikte Mesut Yılmaz'ın son döneme ilişkin görüşlerini dinleme olanağını bulduk.
Yılmaz, Selçuk için "çok değerli bir bilimadamı" yorumunu yapıp ekliyor: "İlk kez yakından tanıma fırsatını buldum. Çok yönlü bir insan. Fransa'da önemli çalışmalar yapmış. Kendisini tanıdıktan sonra Adli Yıl'ın açılışında yaptığı konuşmayı bir kez daha okumaya karar verdim."
Peki, Başkan Selçuk, Başsavcı Savaş'ın önceki gün ortaya koyduğu önerilere katılıyor mu? Yılmaz'ın cevabı: "Hayır, katılmıyor."
Yılmaz-Selçuk görüşmesinde, Başsavcı Vural Savaş'ın açıklama yaparken izlediği yöntem gündeme geliyor. Selçuk, Savaş'ın Yargıtay'da kimseye danışmadan, kimsenin görüşünü almadan açıklama yapmasını eleştiriyor. Kendisinin Adli Yıl'ın açılışında Yargıtay üyelerinin görüşlerini aldıktan sonra konuşmasını hazırladığını anlatıyor. Aldığı görüşlere uymak gibi bir zorunluluğu olmadığını, konuşmasını bizzat kendisinin biçimlendirdiğini söyleyip, Savaş'ın "bireysel" çıkışını eleştiriyor.
"ENTERESAN BİR DÖNEM"
Selçuk'un konuşmasından sonra başlayan tartışmalar, Merve Kavakçı olayı, Kışlalı suikastı, Başsavcı'nın "muhtırası"... Tam da Türkiye'nin AB'ye yaklaştığı, Washington'la ilişkilerin daha da ivme kazandığı, istikrarlı bir ekonomi için ilk adımların atıldığı bir dönemin yaşandığı sırada ortaya çıkan "kuşku verici" olaylar...
ANAP lideri de bu olaylar zincirini "kuşku verici" buluyor:
- Türkiye çok enteresan bir döneme girdi.
- Ne zaman girdik bu enteresan döneme?
- Yasama yılı ile birlikte.
- Art arda patlak veren bu olayların Cumhurbaşkanlığı seçimiyle bir ilgisi olabilir mi?
"BU OYUN TUTMAZ"
Yılmaz bu soruya "evet" ya da "hayır" demiyor. Cevap vermek yerine genel ama son derece ilginç bir yorum yapıyor:
- Taşları yerli yerine koyunca oyun belli oluyor. Uyumlu bir hükümet, işleyen bir Meclis... Ama bu oyun tutmaz.
- Sayın Yılmaz, oynanan oyun nedir?
- Zaman zaman basının bazı bölümleri de bu oyuna katılıyor. Siyaseti kötüleme, Meclis'i aşağılama yarışı... Bu oyun, demokratik inançsızlığa eşdeğer. Bunu yapanlar ortaya bir alternatif de koyamıyor. Demokrasilerde tutumların eleştirilmesi çok doğal. Hatta yararlı bile. Ama kurumlara saygıyı da öğrenmemiz lazım.
- Peki bu oyunu oynayanların niyeti nedir?
- Niyet ne olursa olsun bu oyun tutmaz.
- Niye tutmaz?
- Zaman ters, onun için tutmaz. Zemin müsait değil.
- Zaman, zemin neden müsait değil?
- Bu Meclis Anayasa'yı değiştirdi. En fazla kanunu bu Meclis çıkarttı. Dış politikada yeni bir ivme yakaladık. AB'yle ilişkiler iyi gidiyor. Çetebaşı hapiste. Terör iyice azaldı. Türkiye bir dönüm noktasına geldi. Şöyle bir oyun oynanıyor: Vakit geçirmeden bu iyiye gidişi tersine çevirelim.
- Amaçları ne olabilir?
- Şunu biliyorlar, AB üyesi bir Türkiye çok farklı olacak. Aslında bu bir doğum sancısı. Demokrasinin doğum sancısı.
- Demokrasi yeniden mi doğuyor?
- Öyle. Batı bize "yarım demokrasi" diyor. Demokrasinin insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi çok önemli ayakları var. Türkiye şimdi bu aşamalara geçişin sancısını çekiyor. Eskiden sağlıklı bir seçim yapmak bize yetiyordu. "Türkiye'de demokrasi var" diyorduk. Şimdi yeni bir döneme giriyoruz. Eksiği olmayan bir demokrasiye gidiyoruz. İşte bu demokrasinin doğum sancılarını çekiyoruz. Artık fikir özgürlüğünden, insan haklarından korkmamalıyız. Batı kaba kuvvetle fikir özgürlüğünün ayrımını yapabiliyor. Bizim de yapmamız lazım. Fikirlerin özgürce söylenmesinden korkmamamız lazım. İşte bunların doğum sancısını çekiyoruz. Ama mutlaka bunu başaracağız.
"GERGİNLİK ARTABİLİR"
Yılmaz "mutlaka başaracağız" diyor. Yani doğum olacak. Ama ne zaman? Sancılar ne zaman bitecek? Vedalaşırken Yılmaz'ın son soruya verdiği cevap hiç de iyimser değil:
- Bahsettiğiniz doğum sancısı toplumu geriyor. Kutuplaşma yine keskinleşiyor.
- Bu bulanık ortam ne zaman durulur?
- Ne durulması. Daha da artacağından endişe ediyorum.
'Suikastta İran parmağı'
Mesut Yılmaz'ın kuşkuyla baktığı olaylar zincirinin belki de en büyük halkası Kışlalı suikastı. ANAP lideri soruşturmayı adım adım izliyor. İçişleri Bakanı Tantan'dan bilgi alıyor. Yılmaz'ın verdiği bilgilere göre suikastta İran kaynaklı güçlerin parmağı var.
- Efendim, Kışlalı suikastı çözülecek mi?
- Mutlaka çözülecek. Soruşturmada önemli aşamalar kaydedildi.
- Netleşen bir örgüt ya da failler var mı?
- Bomba analizine göre suikastı İBDA-C'nin yaptığı ortaya çıkıyor. Gözaltındaki örgüt üyelerinden de benzer bilgiler alındı. MİT'e sordum, onlar da teyid etti.
- Olayın arkasında İBDA-C'nin Türkiye organizasyonu mu var? Yabancı bir ülke ya da istihbarat örgütü şüphesi var mı?
- Olayı organize eden kişilerin İranlı olduğu ortaya çıkıyor. Bu kişiler de Almanya'da. Burada Almanya'ya büyük sorumluluk düşüyor. Almanya ile İran arasında enteresan bir ilişki var. Almanlar, önceki yıllarda Almanya'da bir restoranda cinayet işleyen İranlılar'ı İran'a iade etti. İran da, idama mahkum edilen bir Alman'ı Almanya'ya verdi. Bu cinayeti işleyenlerin, işletenlerin Türkiye'ye verilmesi gerekir.
- Peki, İran neden Türkiye aleyhine böyle bir suikast organize etsin?
- İran, Temmuz'da Tahran'da çıkan öğrenci olaylarından Türkiye'yi de sorumlu tutuyor. İran'da, İran ile Türkiye'nin arasını bozmak isteyen güçler olabilir. Bu tip olaylar yüzünden Özbekistan'la da aramız bozuldu. Çeçenisten konusunda Rusya'yla da benzer soğukluklar oldu. Bizde olduğu gibi onların içinde de istikrarı bozmak isteyenler olabilir.
ÖĞRENCİ KRİZİ
Yılmaz, Kışlalı suikastında elde edilen bulgulara göre failin İran'dan destek alan İBDA-C olduğunu söylüyor. Örgütün, Tahran'daki öğrenci olaylarına Türkiye'nin adının karıştırılmasını fırsat olarak kullandığını belirtiyor. Gerçekten de, öğrenci olayları Türkiye-İran ilişkilerini iyice gerginleştirmişti. Olayların bastırılmasından sonra İran televizyonunda, Manuchehr Muhammed adındaki tutuklu öğrenci liderinin ifadeleri yayınlanmıştı. İfadede, olaylar öncesinde Türkiye'ye geçerek İran'daki rejime muhalif kişilerle görüşmeler yaptığını ve Türkiye'den aldığı vizeyle ABD'ye gittiğini söylemişti. İfadeden sonra İranlı pek çok üst düzey yetkili Türkiye'yi kınayarak çok sert sözler sarfetmişlerdi.
SABAH'A ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz, dün Genel Yayın Müdürümüz Ufuk Güldemir, Genel Yayın Müdür Yardımcımız Mehmet Tezkan, Ankara Temsilcimiz Tayfun Devecioğlu ve yazarımız Yavuz Donat'ı Meclis'teki odasında kabul ederek bir süre görüştü. Yemekle süren görüşmede önemli açıklamalar yapan Yılmaz, dün sabah saatlerinde kabul ettiği Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'un da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'ın görüşlerine katılmadığını söyledi.