kapat

28.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


Tarihe not düşmek...

Tarihe not düşülemedi... Olsa olsa, bir haftalık parazitten söz edilebilir. Hatta günlük.

Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ın önceki günkü basın toplantısının yankısı ancak 24 saat sürebildi. Hürriyet gazetesi "24 saat kala" diye manşet atmıştı. Kastedilen elbette ki, Vural Savaş'ın konuşmasıyla dünkü MGK toplantısı arasında irtibat kurmaktı. Ancak, MGK bildirisi, hiçte Yargıtay Başsavcısı'nın konuşmaları paralelinde çıkmadı. Hatta neredeyse bu konuşmayı hiç esas almayan içerikte bir bildiri yayınlandı.

Yargıtay Başsavcısı basın toplantısının amacını "tarihe not düşmek" olarak belirlemişti. Temel hatası, bu kadar büyük bir iddia ile yola çıkmak oldu. "Tarihe not düşmek" ancak tarihin gidiş yönüyle ilgili olursa bir anlam taşır. Oysa, Başsavcı'nın konuşmasının tüm içeriği tek bir cümleyle özetlenebilir: "Bireysel özgürlükleri kısmak; yeni yasaklar getirmek"...

Yargıtay Başsavcısı'nın önerileri, tarihin gidiş yönünün tam zıddı. Böyle bir durumda, tarihe not düşülemiyor. Esasen, tarihin hiçbir döneminde "yasakçı zihniyet"in tarihe not düştüğü görülmemiştir. "Tarihe not düşenler", insanlık tarihinin başından beri, özgürlüklerin alanını genişletmek için didinenler olmuştur. Kaldı ki, önümüzdeki yüzyılın "bireyin yüzyılı" olacağı bilinirken, söz konusu içerikteki bir konuşma ile "tarihe not düşmek" mümkün olabilir miydi?

Yargıtay Başsavcısı'nın "tarihe not düşmek" amaçlı basın toplantısı tamamlandığı andan itibaren görülmemiş bir salvo ateşine uğradı. İktidardaki ve muhalefetteki tüm siyasi parti liderleri, söylediklerini yerden yere vurdular. Cumhurbaşkanı ve Başbakan, gayet soğuk bir tavır takındılar. Daha bir buçuk ay önce "hukuk felsefesi ve zihniyeti" içerikli olduğu ve geniş bir bilgi birikiminin üzerine oturduğu için gerçekten "tarih”" nitelikte bir konuşma yapmış olan Yargıtay Başkanı, Başsavcı'nın sözleri üzerine ağzını açmak istemedi. İlginç bir sembolizmle, Başsavcı'ya ilk sert tepkiyi vermiş olan Mesut Yılmaz'ı ziyaret etti.

Dahası, İstanbul Baro Başkanı Yücel Sayman'dan, ülkemizin ceza hukuku konusundaki önde gelen otoritelerinden Prof.Dr. Uğur Alacakaptan'a kadar birçok hukukçu, konuşma içeriğindeki hukuk sakatlığına dikkati çektiler. Başsavcı, bir dizi Batı Avrupa ülkesinin hukuk sistemlerinde asla uygulanmayan "istisna” nitelikteki" hükümleri, Türk hukuk sistemi için "esas" haline getirmek istiyordu. Yabancı kaynaklara referans vermeyi adet haline getirdi. Bir süre önceki bir konuşmasında, Özgürlükçü Alman yazar Heinrich Heine'ye ait olmadığı ortaya çıkan, hatta varolduğu bile şüpheli bir cümleyi, Heine'ye atfetmişti.

Ortaya attığı öneriler, yeni yasaları gerektiriyor. Fakat, basın toplantısında bunları çıkarmaya yetkili yasama organına yani Parlamento'ya güvensizliğini ve inançsızlığını ilân etti. Kendi konuşmasının mantığına bakılırsa, bu durumda bu önerilerinin uygulanabilmesi için bu Parlamento'nun yerini başka bir cihazın alması gerekmiyor mu? "Tarihe not düşmek"ten kastı bu muydu acaba? Acaba, bu yüzden mi, basın toplantısı "darbe tahrikçiliği" ile nitelendi? MGK bildirisinden anladığımız kadarıyla, "tarihe not düşürdüğü" önerileri önemsenmediğine göre, acaba gücünü nereden alıyor?

Amerika'dan "güç aldığı" izlenimini vermek için, şu sırada Washington'da bulunan ve orada bile fazla ciddiye alınmayan bir marjinal kuruluştan "ödül" alan ve yakın geçmişte Türkiye'de darbe olmasını arzulayan birkaç bireyin sağladığı imkânlarla konuşmalar yapan emekli bir generalin niyetlerinden mi?

Bilemiyoruz. Ama bildiğimiz birşey varsa, Ahmet Taner Kışlalı suikastının kurduğu tuzağa düşmemeye kararlı gözüken bir kamuoyunun ardından, devletin temel kurumları "yasakçı ve baskıcı bir zihniyet"e prim vermediklerini vurguluyorlar.

Türkiye, tam can sıkıcı ve moral bozucu bir haftanın gelişmelerinden sonra, son 24 saat içinde İslâmabad yönünde değil; Helsinki ve Kopenhag yönünde direksiyon kırmaya istekli olduğunu ortaya koyuyor...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır