kapat

28.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Konuşmanın ne zararı var?

Önceki gece iş ve siyaset dünyasını karıştıran "yemek davetinin" iki kahramanıyla konuştum.

Ömür boyu siyasi yasaklı olmasına rağmen "Acaba politikaya mı ısınıyor?" sorusunu sordurturcasına peşpeşe görüşmeler yapan Recep Tayyip Erdoğan ve iş dünyasının bir bölümü tarafından eleştirilen Bülent Eczacıbaşı aynı cümleyi sarfettiler: "Konuşmanın ne zararı var, bugüne kadar konuşmadan sadece kavga ederek geldik, bir yere mi vardık?"

Recep Tayyip Erdoğan
Dün önce Recep Tayyip Erdoğan'ı buldum telefonda. Erdoğan yaptığı görüşmelerden kimsenin rahatsız olmaması gerektiğini söyleyerek "Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz. Batarsak beraber batacak, çıkarsak beraber çıkacağız. Uzaktan kavga edeceğimize yüzyüze gelip konuşmanın çok daha faydalı olduğunu düşünüyorum" dedi.

Erdoğan "Ürettiği malları zevkle kullanıyorum" dediği Bülent Eczacıbaşı'na düşman olmasının mümkün olmadığını belirterek "Birlikte yediğimiz yemekte asgari değil, azami müştereklerimiz olduğunu gördük. Her konuda anlaşmamız, aynı düşünmemiz zaten mümkün değil, ama bu ülkenin sorunlarının çözülmesi için kavga değil, uzlaşma olmalı" diye konuştu.

Erdoğan, " Eczacıbaşı'na iş dünyasından tepkiler geldiğini duydum" hatırlatması yapmama "Benzer tepkiler benim çevremden de geldi, ama artık fikirleri ayrı olan insanların karşılıklı konuşmaları gerektiğine inanıyorum, bunu da sürdüreceğim" karşılığını verdi.

Bülent Eczacıbaşı
Bülent Eczacıbaşı da telefon konuşmamızda, önce bir serzenişte bulunarak "Bugünkü gazetenizde gizli toplantı demişsiniz, neden gizli olsun, ayrıca bu bir ev yemeği, başka nasıl olabilir ki" dedi. Eczacıbaşı'na "görüşme talebinin kimden geldiğini" sordum. Tayyip Erdoğan'ın bazı görüşmeler yaptığını ve kendisini de davet ettiğini söyleyen Eczacıbaşı, "Ama çok yoğun olduğum için gidemedim. Kendi görüşlerini anlatmak ve fikir almak istediğini öğrendim. Gidemediğim için ben davet ettim, dinlemek, eleştirilerimi söylemek istedim" dedi.

Kendisine yönelik eleştirilere katılmadığını belirten Eczacıbaşı "Bugüne kadar kavga ettik de ne oldu, hangi sorunu çözdük" diyerek şunu söyledi: "Onunla görüşme, bununla görüşme diyenler aslında sadece kendileriyle görüşülmesini istiyorlar. Çünkü ötekileriyle dünya görüşleri uymuyor. Ama böyle bir yere varamayız."

Eczacıbaşı'na "Eski ve yeni Erdoğan arasında fark var mı?" diye sordum. İlginç bir cevap verdi ve "Şu anda ne yapacağı zihninde tam netleşmemiş, ben çok fark göremedim. Ayrıca dünya görüşümüzün birbirine hiç uymadığı da bir sır değil."

Cumhurbaşkanlığı
Recep Tayyip Erdoğan "Geçen gün Cumhurbaşkanlığı için aday olabileceğimi yazmışsınız, bu konuda çok spekülasyon oldu" dedi. Ben de "O yazı bilgiye değil, çevrenizden gelen yakıştarmalara göre yazılmıştı" karşılığı verdim. Erdoğan da Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesi gerektiğine inandığını söyleyerek "Cumhurbaşkanı bir siyasi partinin tasarrufu altında seçilmemeli, milletin ayağına gidilmeli, bu düşüncelerimi açıkladığım için bazı arkadaşlarım bu görevi bana yakıştırmış olabilir" diye konuştu. Bunu, Cumhur-başkanlığı'na adaylık konusunun Erdoğan'dan kaynaklanmadığını bir kere daha belirtmek için yazıyorum.

Özkök'ün evinde yemek
Recep Tayyip Erdoğan'la konuşurken bir başka görüşmeyi daha öğrendim. Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök geçtiğimiz Cuma akşamı Taypyip Erdoğan'ı evinde ağırlamış. Yemekte Nazlı Ilıcak ve Abdullah Gül de bulunmuş. Erdoğan "O yemek de çok güzel geçti" dedi.

Cumhuriyet'i kutlamamak
Bazı haberler, ilk duyduğunuzda fazla etkili olmuyor. O günün koşulları içinde "Nasıl olsa daha zamanı var" diyerek üzerinde durmuyorsunuz. Ama ne kadar vahim olduğu günü gelince ortaya çıkıyor.

Açıkçası deprem felâketini yaşadığımız günlerde "bayramların kutlanmayacağı" kararı da böyle oldu. Tam depremin üzerine gelen 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın çok sade törenlerle kutlanması halkta sempati bile yarattı. !İki gün sonra Cumhuriyet'in 76'ncı yılını kutlayacağız. Ama hükümetin aldığı "bayramları coşkulu törenlerle kutlamama" kararı yüzünden bu büyük günü sönük geçireceğiz.

Cumhuriyet Bayramı nedeniyle, çeşitli ülkelerde plânlanan kültür ve sanat etkinlikleri iptal edildi. Oysa ülkeleri birbirine yaklaştıran, dostluk ve barış temellerini atan, kendimizi anlatmamızın çıkış yolu olan kültür ve sanat etkinliklerinin böyle bir karar yüzünden yapılmaması, deprem mağdurlarına saygı değil, Cumhuriyet'e hakaret anlamına gelir.

Üstelik depremzedelere saygı gereği Cumhuriyet Bayramı törenlerini iptal edenler, bitmemiş evleri halka veriyormuş gibi yaptıkları şenlikli törenleri unutmamalı.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır