Hiçbir yönetici, "Biz çocuklara güveniyorduk. Bu sonucu bekliyorduk" demesin. Öyle olsa Berlin'de sadece iki yönetici mi olurdu? Taraftarlar inansa, camia inansa, Berlin Olimpiyat Stadı'nda Münih'teki milli maçın benzeri bir atmosfer oluşmaz mıydı? 5-0'lık Chelsea yenilgisi, Terim'in "Dinlendirme" diye nitelediği ama dışarıdan "Dev operasyon" olarak görülen hareketin ve sonrasında Bursa'da bırakılan iki puanın ardından hangi futbolcu bu skoru umabilirdi?
G.Saray, Berlin'de potansiyelini ortaya koymuştur. Gücünün, futbolcularının kalitesini ve gerçek oyunuyla Avrupa'da her takıma karşı şansı olduğunu göstermiştir.
Chelsea maçındaki teslimiyetçilik bir yana, Şampiyonlar Ligi'nde çok iyi futbol oynayan G.Saray'ın diğer maçlardan farkı neydi? Çok basit, ama çok büyük bir fark vardı: Hakan Şükür...Öyle bir 90 dakika çıkardı ki, TV başında izlerken bir ara, "Ne zaman yığılıp kalacak?" diye düşündüğümü fark ettim. Ve birden hatırladım... Hakan bu düşünceleri kafamızda en son aylar önce yaratıyordu. Gerçek Hakan'dı karşımızdaki... Daha maçın başındaki iki deparıyla Helmer'i pes ettirip kulübeye gönderdi. Sonra Herzog'u verdiler tepesine; yetmedi. Kademeye girdiler; olmadı. "Boğazın Boğası" hızını almıştı bir kere...
Ortada Okan-Emre-Suat'ın öldürücü presine Hakan % 00'ü ile katılınca, Hertha değil atak yapmak, sahasından bile çıkmakta zorlandı. Gollerden önemlisi futboluydu Hakan'daki değişiklik... Topu almaya gidişiydi. Topla rakibin arasına girişiydi. Aldığı topu kaptırmayışıydı.
Üzen galibiyet!
G.Saray'ın bu tarihi zaferinde elbette herkesin payı büyük. Kimsenin hakkı yenmesin. Ama "Fark ne?" dendiğinde, cesaretle itiraf edilsin. Ve bu farkın sürmesi için ne gerektiği düşünülsün? Bu skor, gözleri boyamasın. "İsteyince oluyormuş" deyip işin içinden çıkmasın yönetim... Hep istenmesini sağlasın!
Bir de madalyonun öteki yüzü var. "İnsan bir galibiyete ancak bu kadar üzülebilir" diyen pek çok G.Saraylı bulunuyor. Ayın karanlık yüzü deyip geçmeyin. Bunu aydınlatmanın da yolu var: Milan'ı yenmek!