kapat

28.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sabah İnternet
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Şairlerin gizli dünyası - 2
Alkol ve sigara... Bu iki zararlı maddenin şairlere ilham verdiği söylenir. Onlar da bunun gerçek olduğunu ispat etmek istercesine tütünlü rakılı anılar biriktirmiştir. İşte bunlardan bir demet...

Haldun Taner, 50'li yıllarda Moda Deniz Kulübü'nden bir kotra kiralar, arkadaşlarını toplayarak Marmara'da deniz sefasına çıkar. Yine böyle bir geziye çıkılmıştır. Kotrada o gün Bedri Rahmi, Sabahattin Eyuboğlu, Sait Faik, Fethi Kopuz, Suna Kan, henüz sekiz yaşında olan İdil Biret, Kâmran Yüce vardır.

Ve Özdemir Asaf...
Hayırsızada açıklarında fırtınaya yakalanırlar. Herkes heyecan içindedir.

Bu ara Özdemir Asaf, Haldun Taner'e, "Kotraya bir şey olursa ilkin kimi kurtarırsın," diye soracak olur.

Taner, tam sözün tetiğini düşüreceği sırada sorusunu yine Özdemir Asaf yanıtlar: "Elbette İdil Biret'i..."

Özdemir Asaf'ın soyadı Arun'dur. Bir özelliği de r'leri ğ olarak söylemesi. Bir nüfus sayımında memur, soyadını sorar. Ne desin üstat? Hemen eşi Yıldız Hanım'a döner: "Soyadımızı söyler misin?"

Son yıllarını Asmalımescit'te Refik'te geçiriyordu. Kimi akşamlar, masayı "beyaz" mezelerle donatırdı; beyaz beynir, yoğurt, karnıbahar gibi...

"Ben" derdi, "90 yaşımı garanti ettim bu sayede."

1981'de öldü, 58 yaşında...

Grev gözcüleri
Can sıkıntısından olacak, bir gün Kuzguncuk'ta kahvede otururken şair Erdal Alova, ortaya bir fikir attı: "Türkiye'nin bütün şairleri bir yıl süreyle hiçbir dergiye şiir vermese acaba ne olur?" Can Yücel, "Bir yıl çok, altı ay olsun," dedi.

Öyleyse bir bildiri kaleme alıp, bunu bütün şairlere duyuralım, eylemin adını da "Şairler Grevi" koyalım dedik. Bir kağıt bulundu ve Can Baba bildiriyi kaleme almaya başladı. Alova ile ben de yardım ediyoruz.

Akşam yüzünü karartırken yarım daktilo sayfalık bildiri hazırladı.

Hemen telefon defterleri çıkarıldı ve şairler aranarak bildiri okunmaya başladı. Genç-yaşlı, ünlü-ünsüz demeden herkesi greve çağırıyoruz.

Can Baba, Melih Cevdet'i arıyor, "evet" sesini alınca narayı patlatıyor.

Ben Ataol Behramoğlu'nu arıyorum; Alova, Turgay Fişekçi'yi... Neyse, gazete ve ajanslara dağıtmak üzere bir kopyasını ben aldım.

Ertesi gün okuyunca bir de ne göreyim?

Bildiri değil, baştan aşağı bir küfürname...

Akşam, Erdal Alova ile Kadıköy çarşısı içindeki Fıçı meyhanesinde buluştuk ve bildiriyi küfürlerden arındırarak yeniden kalema aldık.

"Şairler Grevi" ne mi oldu?

Ancak dokuz şair katıldı greve. Başta Can Baba'yı Alova ile zor zaptettik. Tutturdu, "Ben Adam Sanat'a şiir vereceğim," diye...

Cemal Süreya, grevin ikinci ayında aramızdan ayrıldı. Can Baba, ölümünü daha sonra grev kırıcılığına bağlayacaktı. Küçük İskender de "Benim mendil alacak dahi param yok, şiir yayımlamaya mecburum," demişti.

Grev edebiyat dünyasında gereken ilgiyi görmedi ama en büyük desteği o sıralar Milliyet'te çalışan Sabah yazarı Necati Doğru'dan gördü. Doğru, köşesinin tamamını "Şairler Grevi"ne ayırmıştı ve eylemimizi hararetle destekliyordu.

Borcunu dizelerle ödedi
60'lı yılların başları. Şair-ressam Metin Eloğlu İzmir'i mekân tutmuş. Yeni açılan Büyük Efes Oteli'de bir şiir matinesindeyiz. Sıra Eloğlu'na geldi. Eloğlu, kapkara gözlükleriyle salona girdi. Ağır ağır yürüdü. Kürsünün tam ortasına geldiğinde izleyenleri şöyle bir süzdü. Çıt çıkmıyordu.

Ve üç mısralık Boynumun Borcu adlı şiirini okumaya başladı:

"Leman Hanım Size bir şiir borcum var ya İşte onu ödüyorum."

Sonra mikrofonu usulca kürsüye bıraktı ve sanki hiçbir şey olmamış gibi salondan çıktı gitti. Kimse bir şey anlamamıştı. Dinleyiciler bekleyedursun, o çoktan kapağı en yakın meyhaneye atmıştı bile...

O mısra bir şişe şaraba alınmıştı
ŞAİR Özkan Mert'in Mehmet Emin Ersoy adında bir arkadaşı vardı. Kendisi mi söylerdi, bize mi öyle gelirdi, bir ara soyadından dolayı İstiklal Marşı şairi Mehmet Akif Ersoy'un torunu sanmıştık.

Emin Ersoy da şiir yazardı. Biz, "taşra" dergilerinde yazarken onun şiirleri Ankara'da "Dost" gibi önemli dergilerin, hem de birinci sayfalarında çıkardı.

İstanbul'a geldiğim 1965 yılı. Mevlanakapı'da keçi ahırından bozma bir gecekonduda oturuyoruz. Ben, Emin Ersoy, bir de hikâyeler yazan, şair Kemal Özer'in taktığı adla "Yün saçlı" Ali İhsan Yakut... Tam da surların dibinde... Korkumuz bir gün surların üzerimize yıkılacağından...

Emin Ersoy artık şiir yazmıyor, gönlünü sinemaya kaptırmış... Bir eski film makinesi almış belgesel gibi kısa metrajlı filmler çekecek, bizi de oynatacak...

Birer şişe "Güzel Marmara" şarabı ile günü neşeye boca etmişiz. Biraz da "sanat" çalışalım dedik ve kaleme sarılarak yazmaya başladık. Emin Ersoy ve ben şiir, Ali İhsan da hikâye yazacak...

Bir süre sonra kâğıtlar tükendi. Emin yazdığını begenmemişti. Ama bir mısraı vardı ki ona kıyamıyordu. "Bunu sana satarım" dedi, "bir şişe şarap alırsan bana." Bakkala koştum bir şişe "Güzel Marmara" aldım.

Emin Ersoy'un o mısrası, ilk kitabım "Kuş Tufanı"nda yer alan "Yaz Alfabesi" başlıklı şiirimin baş tacındadır:

"kaç yaz çocuktum ben"

Bir sigara düşmanı
AZILI bir sigara düşmanı da Fazıl Hüsnü Dağlarca'dır. "Babam" diye anlatmıştı bir gün, "sabah öksürükle uyanırdı. Başucunda bir kâse dururdu ve bütün gece o kâse balgamla dolardı. Ben bunları görünce hayatım boyunca sigaraya el sürmedim."

70'li yılların başında Dağlarca da Akrasay'da "Kitap" kitabevini işletmektedir. Semt o yıllar bir "birahane" cennetidir.

Dağlarca da her 15 günde vitrinine "güncel" bir şiirin astığı dükkânını kapattıktan sonra soluğu birahanedealmaktadır. Her akşam bir başka birahanede içmektedir, çünkü her akşam aynı birahaneye giderse garsonların "kazık" atacağı kuşkusundadır.

O yıllar ben de bir bira düşkünü idim. Düşkünlüğüm de "sade" biraya değil, "Arjantin" denilen, yani "votka" ile sulandıranlara... Ama ne zaman bir birahanede Dağlarca ile karşılaşsam, bira parası üzerine bir de sigara parası ekleyecektim. Çünkü Dağlarca, durmadan sigaranın zararlarından söz edecek, bani paketi atmak zorunda bırakırdı!

Refik DURBAŞ


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır