Bu arada Hükümet IMF ile stand-by biçiminde bir anlaşma yapma konusunda anlaştı. Hatta bu konuda bir niyet mektubunun da Temmuz ayında IMF'ye verildiği bildirildi. Buna henüz bir yalanlama gelmedi.
* Motivasyon bozuldu - 17 Ağustos depremi Türkiye'nin gündemini değiştirdi, hükümetin motivasyonunu bozdu. Deprem bölgesinde ve felaket sırasında yönetimin gösterdiği dağınıklık ekonomik icraatlara da yansımaya başladı. Hükümet ilk aylardaki kararlılığını koruyamadı.
Bankacılık Üst Kurulu'na zamanında atama yapılamadı. Stand-by dışında da anlaşma yapabileceği konusunda mesaj verilmeye başlandı. Anlaşmanın yapılacağı tarih Ekim yerine Aralık ayına kaydırıldı.
* Elbise genişletiliyor - Hükümet bununla da kalmadı. 2000 yılı bütçesinin karara bağlanacağı Yüksek Planlama Kurulu'nda koalisyon ortakları arasında görüş birliği sağlayamadı. IMF'ye hükümetin uyamayacağı taahhütlerde bulunmaması istenerek memurlar için yüzde 25 enflasyon düzeyindeki zam yetersiz bulundu. Dünkü gelişmeler Bütçe giderlerinin 40 katrilyondan 48 katrilyona çıkarılması yönünde oldu. Bunun 4 katrilyonu faiz giderlerine eklendi ve 2000 yılı için faiz gideri 22 katrilyona çıkarıldı. Maaşlar için yüzde 15 artı yüzde 20 üzerinde duruluyor. Yüzde 10'luk artış 700 trilyon ediyor. Borçlanma sonucu alınacak bu paranın faizi de kendisi kadar eder. Dolayısıyla faiz giderleri hem borçlanma gereğinin artmasından hem de reel faizlerin düşmeyecek olmasından dolayı artırılmış oluyor.
* Son şans - Türkiye, özellikle yabancıların gözünde 2000 yılı bütçesi ile son şansını kullanıyor. Eğer bu bütçe sıkı tutulacak olursa stand-by anlaşmasının yolunu açarak sermaye girişine olanak sağlayacak ve enflasyonu düşürme, makro dengesizleri giderme şansı yakalanabilecek.
Duvara dayanmış olmanın bir sonucu olarak Türkiye'nin bu son şansını hiçbir özür kabul etmeyerek kullanması gerektiği düşünülüyor. Çünkü olay tam olarak bıçak sırtı gidiyor. Eğer gereken yapılmazsa, Türkiye'den sermaye çıkışı olabilecek, faizler yükselebilecek. Seneye daha kötü durumda olacağız. Çünkü piyasalar hükümetin gelecekteki performansına güvenerek dövizden faize geçtiler, mali piyasalara yatırım yaptılar. Bugünkü faiz-döviz dengesi böyle kuruldu.
* Dengeler bozulur - Gelecekteki performans düşecek ve inanç boş çıkacaksa, bütün dengeler bozulacak. Bu kez faizden dövize geçişler olacak, açık pozisyonlar azaltılacak veya kapatılacak. Bu durum faiz yükselişini beraberinde getirecek. Faizin daha da yükselmesi halinde geri ödeme riski artacak.
Hükümet bu son şansı da iyi kullanamazsa, en iyi yol "dolar al otur" olur.
Umarız, Cuma günü Bütçe'yi görüşecek olan Bakanlar Kurulu günlük siyasi dengeleri gözetmekten kurtulur ve olayın bu tarafını dikkate alarak ekonominin gereğini yapar. Yoksa ortaya çıkacak daha derin bir ekonomik kriz çok daha zor kararları almayı zorunlu kılacak.
Sonuç - "Herşey halkadır. Her birimiz kendi hareketlerimizden sorumluyuz. Hepsi döner dolaşır, bize geri gelir"